Arşivler

Farkındalığı Destekleyen 15 İpucu

Farkındalık çok güçlü bir kelime, çünkü aslında sahip olduğumuz en değerli şey olan hayatımızı tam da istediğimiz gibi yaşamamızı destekleyen bir anahtar. Farkındalığı güçlendirdiğine inandığım ipuçlarını sizlerle paylaşmak istedim. Eklenmeli dedikleriniz varsa, lütfen ekleyin..

  1. Hayatı bir bütün olarak algılamak, ama bunu yaparken geçmiş olan dünü, henüz gelmemiş olan yarını ve gerçekten ve sadece bize ait olan şimdiyi fark etmek
  2. Etrafta olan biten ne varsa farkında olabilmek ve sonra da içinden bize ait olabilecek, bizim için önemli olabilecekleri ayıklamak
  3. Farklı bakış açılarından duruma bakmak, gerektiğinde tümüyle dışardan bir göz gibi durumu incelemek
  4. Sahip olduğumuz bilgi, beceri, tecrübe, değer ve güçlü yanların farkında olmak, bulunduğumuz yaşa bizi nelerin getirdiğini tanımlayabilmek
  5. Konuşmadan düşünmek ve konuşurken kendimizi duymak
  6. Bilmek ve yapmak, bilmek ve yapmamak arasındaki farkı görmek ve ona göre davranmak
  7. Ben farklıyım ama çevremdekilerde farklı, bizi ortak kılan ya da ayırıan şeylerin aslında değer ve inançlarımız olduğunu anlamak
  8. Cesaretin kendimize uygun tanımını oluşturmak ve sonra cesaretle adım atmak
  9. Hayatımızı tam da istediğimiz yönde sürdürmek için ihtiyacımız olanları düşünmek, bulmak, listelemek ve onlara ulaşmak için çalışmaya başlamak
  10. Mutluluğu doğru ve ulaşılabilir bir şekilde tanımlamak ve mutlu olduğumuz anları keşfetmek
  11. Problemleri ve engelleri aslında yola farklı yönlerden devam etmemizi sağlayan yol açıcılar olarak görmeye çalışmak, her birinden bir ders çıkarıp o dersleri hayatın geri kalan kısmına yansıtmak
  12. Attığımız her adımın aslında sahip olduğumuz değer ve inançlarla paralel adımlar olduğunu bilerek, neyin bizim için neden önemli olduğunu fark etmek, adımlarımızı atmamıza ya da istediğimiz gibi koşmamıza engel olan inançlarımız varsa, o inançların da değişebilir olduklarını anlamak
  13. Başarı tanımımızı oluşturmak, başarının sadece hedef değil, gidilen yolun kendisi olduğunu bir kez daha fark etmek
  14. Değişmeyi kabul etmek
  15. Yarını merak etmek ve emin adımlarla ve belki de heyecan ve neşeyle yola devam etmek konusunda kararlı olmak

Hayata Esnek Bir Gözle Bakabilmek

sogut2Çok sevdiğim bir arkadaşımla öğle yemeği için iyi bildiğimiz bir restoranda buluştuk. Menülerimiz geldi, ortaya paylaşmak üzere bir yemek ve birer salata söylemeye karar verdik. Siparişimizi verdik, garson biraz sonra geldi ve iki kişilik olan yemeğin bir çeşidi elimizde kalmamış, onu yapamayacağız dedi, biz de peki ama biz paylaşabileceğimiz bir şey istiyoruz, ne yapabilirsiniz diye sorduk, garson çaresiz bir biçimde yüzümüze baktı, öyle olunca iki farklı yemek söyledik ve bunları paylaşalım o zaman dedik. Biraz sonra geldi, masanızı değiştirmemizi ister misiniz diye sordu. Biz şaşkınlıkla baktık, tabaklar sığmaz da dedi. Peki siz paylaşılacakları tek tabakta servis yapsanız bizim yerimizi değiştirmeseniz dedik. Bize bizi anlamaz gözlerle baktı ve gitti. Arkadaşım, fark ettin mi, hiç esneklik yok bu çocukta dedi. Evet gerçekten ben de fark etmiştim. Kötü niyetli olduğundan değil, sadece onun kafasında kalıp olarak “olması gerekenler” listesi olduğundan ve onların değişmesi ona göre mümkün olmayacağından böyle davranıyordu büyük olasılıkla. Oysa ilk söylediğimiz yemekte eksik olan çeşidin yerine farklı bir şey önerilebilirdi, tabaklar sığacak şekilde masamıza normalden farklı yerleştirilebilirdi, böylece biz de ekstra düşünmemize gerek kalmadan, kendisi de sıkıntıya düşmeden durum hallolmuş olurdu. Ne basit bir örnek değil mi?

Esneklikten kaynaklanan sorunları zaman zaman hayatımızın ne kadar çok alanında yaşıyoruz kim bilir: evde, iş yerinde, sevdiğimiz insanlarla ve iletişim kurduğumuz her yaşam alanında. Zaman zaman birileri esnek olmadığı, kafalarında katı ve değişmez doğrular olduğu için biz sıkıntıya düşüyoruz, zaman zaman da kendimiz esneyemiyoruz. Bu böyle olmalı, alternatifi de yok düşüncesi veya inancı beynimizin içine yerleşmiş oluyor. Bu durum bir rahatsızlığa yol açmıyorsa peki dursun, ama bir durup bakıp üzerinde düşünün bakalım, acaba esnek olamadığımız alanlar bizi nasıl etkiliyor? Bazı katı kurallar ve inançlar bizi ne kadar zorda bırakıyor bazen? Eğer durum buysa, alternatif çözümlerin varlığını düşünmek, yeni bakış açıları oluşturmak belki de daha kolaylaştırıcı veya daha rahatlatıcı ve hatta daha çözümcü olabilir mi, ne dersiniz? Bizim garson örneğini düşünürsek, garson yanımıza gelip, kusura bakmayın, ancak sipariş ettiğiniz iki kişilik karışık tabakta bir çeşidimiz ne yazık ki yokmuş, ama onun yerine bunu ya da şunu koyarak aynı tabağı hazırlamamı ister misiniz diye sorsa, sonra da masayı değiştirmeyi önermek yerine servis tabaklarını bize göre uyarlayıp masamızı hazırlasa nasıl hissederdik sizce? Daha özel muamele görmekten, bize özel bir tabak hazırlanmasından daha çok memnun olmaz mıydık? Bu memnuniyetimizi garsona ifade ettiğimizde garson daha keyif almaz mıydı, müşteri memnun, çalışan memnun, işletme daha da memnun olmaz mıydı?

Çok sevdiğim öğretmenim hep söğüt ağacı örneğini verir ve der ki: doğada rüzgara en dayanıklı ağaç söğüt ağacıdır, diğer ağaçlar fırtınada kırılırken söğüdün gövdesi gerektiğinde yerlere kadar esner ve o fırtınadan sağlam kurtulur. Belki de esneklik ayakta kalmanın, hayata keyifle devam etmenin anahtarlarından birisi,  ne dersiniz esneyebilecek inançları ve katı kuralları biraz esnetmeye var mısınız?

Hayalperest Beynimiz

brainHayalperest olmak ve hayak kurmak; bu kavramlara yüklenen anlamlar ne yazık ki genellikle olumsuz. Birçok toplumda hayal kurmak eşittir boşa vakit harcamak, yapılacak onca önemli işin arasında lüzumsuz şeylerle uğraşmak, aklı bir karış havada olmak vs. vs. vs. Oysa beynimizdeki sistemleri harekete geçiren etkenlerden birinin de hayal kurmak olduğunu biliyor musunuz? Bizi insan yapan en önemli özelliklerimizden birinin hayal kurabilmek ve kurduğumuz hayalleri detaylandırarak dışardan bakabilmek olduğunu biliyor musunuz?

Hayal kurmak derken söylemek istediğim şeyi de biraz netleştirmek isterim: neye ulaşmak istediğimizi keşfetmek ve onu hayal etmek, o hayalin ne kadar ulaşılır olabileceği üzerinde düşünmek, hayali canlandırmak, bir film gibi oynatmak ve izlemek, sonra da olabilir olduğuna karar verdiysek hayali hayata geçirmek. Benim tanımımla hayal kurmak eşittir, renkli, resimli, hareketli ve tam olarak istediklerimize ait gelecek düşünceleri üretmek.

Nörobilimci değilim ama beyinle ilgili şeyleri öğrenmek son 5 yıldır çok ilgimi çekiyor, beynimizin gizemli kalan yanlarının anlaşılması halinde “insan” denen varlığın inanılmaz potansiyelinin tümüyle açığa çıkacağına olan inancım da sonsuz. O yüzden elimden geldiğince bilimin adımlarını izlemeye çalışıyorum. Bu arada da en basit işleyişten hareketle bile olsa, beynin ne kadar güçlü olduğunu herkese hatırlatmaktan çok keyif alıyorum. Evet insanı farklı kılan en önemli özelliklerinden bir tanesi hayal kurabilmesi çünkü beyin hayal kurarak gözümüzde canlandırdığımız ve gerçekten yaptığımız şeyleri tam olarak birbirinden ayıramıyor ve her ikisini de neredeyse aynı kategoride değerlendirebiliyor. Bu çok avantajlı bir durum aslında, eğer hayalini kurduğumuz şey tam da olmasını istediğimiz şeyse, sistem ona göre hazırlanmaya başlıyor, önce ilgili duygular harekete geçiyor, sonra olabilirliğine inanmak ve ardından da var olan durumdan istenen duruma doğru gitmeye yardımcı olacak adımlarla ilgili listenin oluşumu. Büyük girişimcilere şöyle bir bakın, kaşiflere bir bakın, ortak özellikleri geleceği net olarak tarif etmek, fikirleri canlandırmak, onlara nasıl ulaşılacağını belirlemek ve cesaretle harekete geçmek değil mi? Gelecek net olarak tarif edilebildiğinde, fikirler canlanmaya başladığında zaten cesaret ve harekete geçme isteği de kendiliğinden ortaya çıkıveriyor. Öyle olmasa inanılmaz dediğimiz buluşlar yapılabilir miydi sizce?

Bu noktada yapılacak şeyler aslında çok da basit: yapılması gereken ilk şey neye ulaşmak istiyorsak onu hayal etmek ve sonrasında o hayali tüm detaylarıyla gözde canlandırmak. Bu hayal netleşince, gerçek olacak bir hayal olup olmadığına karar vermek. Sonra da bu hayale ve bu hayale bizi götürecek kişi olan kendimize inanmak ve güvenmek.  En son adım ise hareket planlarımızı yürürlüğe almak. Ondan sonrası zaten kim tutar sizi kısmı.

Bu çerçeveden bakınca hayalperest olmak çok da fena gelmiyor kulağa, ne dersiniz?

Başarılı ve Sevilen İnsanların Bazı Özellikleri

Hayatın hangi alanında olursa olsun, ister iş dünyasında, ister sosyal yaşamda, ister yakın dostluklarda, başarılı ve sevilen insanların bazı ortak özellikleri olduğunu gözlemliyorum, işte bana göre bunların başlıcalarının listesi. Sizin eklemek istedikleriniz var mı, sizde hangileri var, hangilerini geliştirmek gerek; bir düşünmeye ne dersiniz?

• Kendine, beraber yürüdüğü kişilere ve yapmak istediklerine inanmak
• Kendini iyi tanımak ve ne istediğini bilmek
• Kendine ve içinde bulunduğu durumlara içerden, dışardan, karşıdan, yukardan ve zamandan bakabilmek
• Kendi duygularını tam farkındalıkla fark etmek ve gerektiğinde ifade edebilmek
• Kararlı olmak
• Kendi özdeğerlerini bilmek, tanımlamak ve davranışa yansımalarını bilinçli olarak fark etmek
• Koşullara göre değişimi, esnekliği ve uyumlanmayı sağlayabilmek
• Ön yargılardan arınabilmek
• Cevabını aradığı soruların farkında olmak
• Hayattan tam da neleri bekliyorsa onları keşfetmiş olmak
• Tutkularının farkında olmak
• Risk alabilmek
• Cesaretli olmak ve cesaretlendirmek
• Hayal kurabilmek
• Hayallere götürecek hedefleri belirleyebilmek ve hedeflere giderken şu anda sahip olduklarının farkında olmak, istediklerine ulaşmak için nelere ihtiyacı olduğunu tespit etmek ve bunlar bende yok demek yerine onları sağlamak üzere harekete geçmek
• Yürünen yolun geçmişteki tecrübeleri sırt çantasına koyarak bugünden geleceğe olduğunu çok iyi bilmek
• Geçmişin değer katan parçalarını hayata dahil edip, değer katmayan kısımlarına çok fazla takılmamak
• Sorumluluk almak
• Diğer insanların da duyguları olduğunu kabul etmek
• Açık sözlü olmak ve kendini net ifade etmek
• Duyarlı olmak
• İnsanları sevmek
• Hayata ve olaylara gülümseyebilmek, hatta gerektiğinde kendine gülebilmek
• Bilgiyi, tecrübeyi, sevgiyi paylaşmak
• Anlamak, anlamaya çalışmak
• Dinlemek ve duymak; bakmak ve görmek

İnsanlar Konuşa Konuşa Anlaşırlar mı?

iletisim1Ortalama bir insan günde kaç kelime konuşur? Bu soru üzerine çalışmalar yapılıyor. Bir grup çalışma ortalama kadın ve ortalama erkek için farklı sayılardan bahsediyor. Kadınların erkeklerin üç katı kadar fazla kelime kullandıkları savunulurken, son yapılan bir araştırma, erkek kadın fark etmeksizin ortalama günlük konuşulan kelime adedi 15000 civarındadır diyor. Peki ortalama 15000 kelime konuşuyorsak, bu kelimeler nereye gidiyor, acaba yüzde kaçı ağzımızdan çıkış amacına uygun anlaşılıyor? Benim üzerinde en çok düşündüğüm soru da bu galiba.

Çocukluk yaşlarından itibaren çok duyulan bir kalıptır: insanlar konuşa konuşa anlaşırlar. İnsanların konuştukları açık, günde 15000 kelime deniyor, küçük kağıtlara her bir kelimeyi yazıp kavanozlara doldursak kimbilir kaç büyük kavanoz eder. Peki acaba anlaşıyor muyuz?

İletişim nedir sorusuna cevap genelde bir gönderen, bir alıcı, bir de mesaj gibi bir tanımla verilir. Peki gönderenin gönderdiği mesajı alacak olan alıcı acaba onunla aynı dili konuşuyor mu? Aynı dil demek, herkesin aynı ülkenin dilini konuşması mı demek? Bana göre aynı dili konuşmak demek Aynı dil demek, aynı anlamla konuşmak demek. Aynı dili konuşmak demek, gönderenin ağzından çıkanın alıcının kulağına girdiğinde, alıcı ile gönderenin beyinlerinde aynı resmin oluşması demek.

İşte bugün tüm ilişkilerde (bana göre ilişki iki insanın bir arada bulunduğu her yer demek: yani evlilik, yani arkadaşlık, yani şirketler, yani otobüs yolculuğu, yani alış veriş, yani yani yani) beyinde oluşan resim ortak olmadığında yükselmeye başlayan sesler, gerginlik, tartışma, sonuç alamama hali tek bir hamlede ortaya çıkıveriyor.

Resmin aynı olmasını sağlamak kimin sorumluluğunda? Önce sorumluluk tabii ki o resmi diğerine bir sesli veya yazılı mesaj yardımıyla gönderen kişinin sorumluluğunda, acaba anlaşılabildim mi, acaba ne demek istediğimi tam olarak söyleyebildim mi, acaba karşımdaki kişi beni tam olarak anladı mı? Sonra da eğer diğer kişi bu ilişikinin içndeki yerini ve ilişkinin gücünü korumak istiyorsa, sorumluluğun bir kısmı da diğer kişide; acaba doğru anladım mı, acaba bana söylenmek istenen tam olarak ne, burada benim üzerime düşen neler var?

Denklem o kadar basit ki; verici, alıcı ve mesaj, verici mesajı yollar, alıcı mesajı alır. O zaman neden bu kadar çok ilişki yönetimi problemi yaşanıyor? Mesela neden kurumlar sürekli bir çalışan mutsuzluğundan, yönetsel sıkıntıdan söz edip duruyorlar? Acaba o basit denklem sonuca doğru giderken giden mesajla alınan mesajın aynı olduğundan emin olmadıklarından olabilir mi? Ortak dil konuşmadıkları için beyinlerde oluşan resimlerin ortak veya aynı netlikte olmadığından olabilir mi? Ne dersiniz, üzerinde düşünmeye değer mi? Eğer içinde bulunduğumuz ilişki bizim için önemli ve değerliyse, bence fazlasıyla değer. Fikirlerinizi bekliyorum…

Hayaller mi Bizden Çıkar, Yoksa Biz mi Hayallerden?

hayalDenizin kenarına oturup masmavi sulara, dalgalara bakarak, denizin sesini dinleyerek hayallere dalmak ne güzel bir keyiftir. Hayal kurmak aslında derin düşünmek, sanki düşünceleri renklendirmek, resimlendirmek, canlandırmak ve yaşayan hale getirmek. Hayal kurmak, aslında ne yapmak istiyorsak bizi oraya götürmeye açılan ilk kapı. Hayal kurmak aslında kendimize ait bir gelecek resmi çizmek, sonra da o resmi canlı bir film gibi izlemek.

Nedense hayal sözcüğüne oldukça negatif bir anlam yüklüyoruz, hayal denilince işsiz güçsüz insanların geçirdiği boşa geçen zamanlar geliyor akla. Çocuklar bile bir yerlere dalıp gittiklerinde uyarıyoruz, hayal kurmayı bırak da işine bak. Oysa hayal kurduğumuzda beynimiz gördüğü resimlerin canlılığına inanarak kurulan hayallere nasıl ulaşırım diye çalışmaya başlıyor. Hele kurduğumuz hayal kendi gerçekliğimizle uyumlu ve ulaşılabilir bir hayalse ve beynimiz onun olabileceğine inandıysa, hemen bugünden o hayale doğru gidecek yollara uygun taşları döşememize yardım etmeye başlıyor. Taşlar döşendikçe, hayal daha da netleşiyor, daha da netleştikçe, yeni taşları dizmesi kolaylaşıyor ve bir gün bakıyoruz ki bir süre önce hayal dediğimiz şey avucumuzun içinde duruyor.

Hayal bazen hayatımızın amacı kadar büyük, bazen yazın yapacağımız tatil kadar yakın, bazen de günü planlarcasına basit, hepsi de sahip olduğumuz hayatımızın istediğimiz gibi yol almasına destek olan en büyük destekçilerimiz aslında. Beynimizin işleyişi öyle tasarlanmış ki, gördüğümüz ya da gözümüzde canlandırdığımız şeyleri çok da net olarak birbirinden ayıramıyor, gözümüzde canlandırdığımız şeyler de beynimiz için yaptıklarımız kadar anlamlı. Bir hayali gözümüzde net ve ulaşılabilir şekilde canlandırdığımızda, beyin artık onu gerçekleştirmek için sistemimize gerekli komutları vermeye hazır hale geliyor. Kolay ya da zor, o hayale gidecek adımları düşünmeye başlıyor. Girişimci insanların en büyük ortak özelliğidir, yapmak istedikleri şeyleri gözlerinde canlandırmak. Bir fikir verdiğinizde hemen olmuş halini bir resim gibi sizinle paylaşmaya başlayıverirler. Sonrasında da eğer yapılası bir şeyse, harekete geçmek için neler gerekli size sıralamaya başlarlar.

Madem hayal kurmak bu kadar değerli, o zaman yaratıcılık, geleceğe odaklanmak, yapmak istediklerimizi tüm detayları ile gözümüzde canlandırarak renkli hayallere dönüştürmek hayatımızın geri kalan kısmına istediğimiz gibi şekil vermek için en kritik birinci adım sayılabilir. İkinci adım da bu hayale ulaşmakla ilgili kendimize soracağımız açık uçlu ve güçlü sorular. Mesela, “Bu hayalin içinde tam olarak neler var?” “Bu hayale ulaşmak benim için neden önemli?” “Bu hayale ulaştığımda hayatımda neler olacak?” “Bu hayale ulaşmak için bugünden farklı yapmam gereken neler var?” Bunları ve bunlar gibi soruları cevaplamaya başlayınca işte yukarıda sözünü ettiğim yol taşları yavaş yavaş döşenmeye başlayıveriyor.

Bugünden başlayarak ulaşmak istediğiniz gelecek ile ilgili planlarınızı mümkün olduğunca renkli, detaylı ve bir resim gibi ve hatta bir film gibi gözünüzde canlandırmak için, diğer bir deyişle tıpkı çocukken olduğu gibi hayal kurmak için her gün 15 dakika ayırmaya, kendinize bu konuda açık uçlu ve güçlü sorular sorup, soruların cevaplarını düşünmeye ve geleceğe giden yolunuzun taşlarını bir an önce döşemeye başlamaya ne dersiniz?

Bahar Hayalleri

2014-03-24 08.27.18-1Bahar güzel mevsimdir, yenilenme ve hareket mevsimidir. Tazelik, ferahlık, güzel kokular, kuş sesleri, daha sıcak ve keskin güneş, toprağı mutlu eden yağmurlar, daha mutlu yüzler, sanki hepsi birlikteymiş gibi gelir baharda. Çok verimlidir bahar, doğa harekete geçer, canlanmaya başlar. Tohumlar baharda ekilir, sonra beklenir yeşersinler diye. Ağaçlar baharda çiçeklenir, sonra beklenir meyve versinler diye. Bu yıl bahara başlarken bir soru sormak geldi içimden: bugünden ileriye doğru baksak hep beraber, bir hayal kursa herkes, bu hayaller baharda ekilen tohumlar gibi olsa mesela, şimdi hayal kurup sonra gerçeğe dönüşecek olan. Herkes kendi gözüyle ve hayal gücüyle baksa gelen günlere, tıpkı bir dağın tepesinden ileride görünen dağlara, köylere bakar gibi, tıpkı bir geminin güvertesinden karşıda görünen kıyıları görür gibi, tıpkı evinin penceresinden uzaktaki güneşe, aya, bulutlara bakar gibi. Neler olsa güzel olurdu bu bahar mevsiminde hayatlarımızda? Bu bahar mevsimi önümüzdeki günlere doğru giden nasıl bir yol oluştursa daha keyifli ve istediğimiz gibi olurdu acaba? Acaba ne istiyoruz tam olarak, aklımızdan geçen gerçek istekler neler, hayallerimiz neler, ama başkaları için değil, tam da kendimiz için? Şimdi de bahar hayallerimizi bir film gibi düşünsek, girişi, gelişmesi ve sonu olan bir film gibi, canlı, renkli, hatta belki de üç boyutlu bir film gibi. Nasıl bir film geldi gözünüzün önüne? En canlı ve hoş görünen görüntüler neler acaba? Neden beğendiniz o gördüklerinizi? İyice bir bakın bakalım, neleri geri sarıp, durdurup uzun uzun bakmak isterdiniz? Peki sonra bir düşünün, kim tasarladı o filmi? Kim yönetti filmin akışını, kim oluşturdu o filmdeki kareleri? Hani çok klişedir denir ki: Kendi filminizin başrolünde siz oynayın. Klişe de olsa, ben severim bu söyleneni yinelemeyi, çünkü bazen unutuyoruz kimin filmi olduğunu, sanki birileri sahneye koymuş, birileri oynuyor, biz de seyrediyoruz gibi geliyor. Oysa o film bizim filminiz, yazan da, yöneten de, başrol oyuncusu da sizce kim olmalı? Haydi o zaman bu bahar gününde bir değişiklik yapın, eğer hala emin değilseniz, emin olun önce kendi filminizin sadece size ait olduğundan. O filmin “esas” karakterinin siz olduğundan emin olun ve harekete geçin. Ulaşmayı en çok istediğiniz anları hayal edin, canlandırın gözünüzde, tekrar oynatın film gibi, sonra içine girin ve bakın, peki şimdi bu hayalimi gerçekleştirmek için “ben” neler yapmalıyım, sonra da alın kağıdı kalemi ve yazın atacağınız adımları birer birer, ister hedeflerim diye adlandırın yazdıklarınızı, isterseniz de yapmak istediklerim; ve başlayın yapmaya sırasıyla. Bakalım neler olacak…

Koçluk Yaklaşımının Kuruma Sağlayacağı 15 Fayda

Koçluk yaklaşımının kurumlar tarafından iç süreçlerde bir yönetim felsefesi olarak kullanılmaya başlanması insan yönetiminin giderek daha anlamlı hale geldiği 21 yüzyılın kaçınılmazı olacak diye düşünüyorum. Neden mi? İşte bana göre nedenlerden bazıları:

  1. Kurum içinde hedeflerin net olarak tanımlanması (spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir, mantıklı tanımlanmış, zaman boyutu içeren) ve hedefler tanımlanırken, sürece bu hedeflere ulaşmada destek olacak tüm ekibin katılımının ve fikir paylaşımının sağlanması,
  2. Şirket işleyişine ve süreçlere çalışan katılımının artması sonrası, çalışan bağlılığı ve çalışan motivasyonunun artması
  3. Yapılan bireysel işlerin ve belirlenen bireysel hedeflerin şirketin genel hedefleri ve vizyonu ile ilişkisinin doğru tanımlanması ve işte “anlam” tanımlamalarının yapılmaya başlanması
  4. İlk üç madde sayesinde çalışanların yapacakları işi ve üstlenecekleri sorumlulukları daha fazla sahiplenmelerinin sağlanması
  5. Çalışanların kuruma yönelik kullandıkları dilin üçüncü tekil şahıstan yavaş yavaş uzaklaşarak birinci çoğul şahsa geçmeye başlaması (Örneğin: Şirkette alınan kararlar yerine bizim şirkette alınan kararlar, bölümde şöyle bir uygulama başlattılar yerine, bizim bölümde şöyle bir uygulama başlattık) ve sahiplenme duygusunun çoğalması
  6. Kurumsal değerlerin yürütülen ortak çalışmalarla birlikte tanımlanması ve yönetim de dahil olmak üzere tüm çalışanlar tarafından davranışa dönüştürülmesi
  7. Bir kurumun başarısı ve ilerlemesi için olmazsa olmaz olan “güven”in pekişmesi ve güçlenmesi
  8. Yaratıcılık ve yenilikçilik potansiyelinin açığa çıkarılması
  9. Değişime direncin büyük ölçüde kaybolması
  10. Kurumda var olan sistemlerin kurumdaki anlamının tüm yöneticiler ve çalışanlar tarafından anlaşılması sonucunda sistemlerle ilgili uygulamaların tam da gerektiği gibi yürütülüyor olması
  11. Çok konuşan ve az dinleyenler kültürünün yerini çok iyi dinleyen ve gerektiği kadar konuşanlar kültürünün alması
  12. Organizasyonel hiyerarşinin doğru anlaşılması ve yetişkin – yetişkin iletişiminin farkındalıkla sürdürülmesi
  13. Geçmişte yaşanmış olan hata ve problemlerin tekrarlamaması için onlardan sadece gerekli derslerin alınması ve sorgulama ve suçlu arama kültürünün yok olması, kısaca hata değil çözüm odaklı, geçmiş değil gelecek odaklı bir yaklaşımın kurum kültürü haline gelmesi
  14. Çatışma kültürünün yerini uzlaşma kültürünün alması, bu çerçevede kurum içinde kullanılan dilin ve seçilen kelimelerin kişiliklere değil duruma, zamana, olaya yönelik hale gelmesi
  15. Bireysel ve kurumsal farkındalığın artması

Koçluk Yaklaşımı ile Yönetim Neden Önemli

Bir kurumun yönetim felsefesinden bahsederken aslında söylenmek istenen o kurumdaki yönetim yaklaşımı, tercih edilen yönetici profili ve yöneticilerin üstlendiği “yönetsel” sorumlulukların neler olduğu ve işin nasıl idare edildiği gibi derin konulardır. İşte benim sorum da bu noktada ortaya çıkıyor; koçluk bakış açısının kurumsal yönetim stratejilerinin içine yerleştirilmesi neden önemlidir?

Bu sorunun cevabı üzerinde düşünmeye başladığımda benim aklıma hemen “yöneticilerin sorumluluk alanlarına” bakma fikri geliyor. Yöneticinin genel sorumluluk alanları, kuruma ait ilke ve prensipleri örnek olarak yaşatma, hedef koyma ve planlama, organizasyon, çalışanların seçilmesi ve uygun işlerde görevlendirilmesi, çalışanların ve yapılan işin yönetimi ve iş performansının değerlendirmesi olarak sıralanıveriyor. Peki yöneticilerin bu sorumlulukları yerine getirmeleri sırasında neler yaşanabiliyor? İnsanları yönetmenin ve yönlendirmenin zor geldiği durumlarda, kişisel egoların devreye girdiği durumlarda, zaman baskısının veya daha üst yönetsel baskının varlığında veya kendi bildiği işi “kendi yöntemiyle” yapmanın kolay ve daha hızlı geldiği durumlarda, biraz da mükemmeliyetçi bakış açısıyla bakarak yöneticilerin zamanlarının büyük kısmını teknik anlamda işin kendisini yapmaya ayırdıklarını ya da kendi yöntemlerini birebir çalışanlarına dikte ettirip, çalışanların insiyatif almasına izin vermediklerini duyuyoruz. İlginçtir, bir anlamda etkinlik kaybı ve delegasyon sorunu olarak tanımlanabilecek bu duruma karşın işler büyük ölçüde yürütülüyor, hatta hedeflenen kar ve büyüme oranları bile zaman zaman yakalanabiliyor. Peki kurum ne kaybediyor? Olası en ciddi kayıp kurumun içinde bulunan potansiyel gücün, artı bir durumların ortaya çıkarılması konusunda yaşanıyor, bunun yanı sıra, çalışanlarda aidiyet duygusu, keyifle çalışma, yaratıcı olma ve bağlanma duygusu ortaya çıkmayabiliyor. İşte tam da bu noktada koçluk bakış açısının sisteme entegrasyonu, yöneticilerin sahip oldukları donanıma koçluk bakış açısı ile yönetme tekniklerinin ilave edilmesi ve yöneticiler tarafından bu tekniklerin kullanılmaya başlanması, kurum içinde var olan potansiyeli hızla harekete geçirmek konusunda iyi bir itici güç yerine geçiyor.

Koçluk yaklaşımının yönetsel stratejilerin içinde yer alan kurumlarda yöneticiler, sonuç odaklılığı, sorun değil çözüm odaklı olmayı, bugünden geleceğe gerçekçi hedeflerle bakmayı, belirlenen hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracak yapılandırılmış yöntemleri uygulamayı ve güçlü açık uçlu soruları etkin bir şekilde kullanarak çalışanlarının en derin ve etkili düşünme sürecini deneyimlemelerini ve farklı bakış açılarından bakmalarını sağlayarak, kendilerinin ve ekiplerinde yer alan kişilerin güçlü yanlarını daha fazla ortaya çıkaracak ve daha istekli ve verimli çalışmaların yürütülmesine de destek olacaklardır. Bu bakış açısı ile yapılan çalışmalar başarıyı aynı anda hem süreçte, hem de sonuçta izleyebilen çalışmalar olacaktır. Hata giderme yöntemleri farklılaşacak, hata kimde arayışı yerine, ne istiyorduk, ne yaşadık, bu durumun tekrar yaşanmaması için izlememiz gereken yol nedir ve biz buradan neler öğrendik şeklinde olacaktır. Çalışanlar kendilerine verilen kurumsal değer ve önemi fark ederek, çalışmalarını tüm güçlü yönlerini ortaya koyarak sürdüreceklerdir. Yaratıcılık, değişim, dönüşüm ve farklılaşma için uygun zemin hazırlanmış olacaktır. Kurum içi güven daha güçlenecek, sahiplenen ve sorumluluk alan çalışan profili giderek daha fazla görülmeye başlanacaktır, çünkü koçluk bakış açısı ile yönetim yaklaşımı kişilere ilgili konularda direksiyonun onların elinde olduğunu sıklıkla hatırlatan ve direksiyonu uygun şekilde çalışanlara bırakmayı da hedefleyen bir süreç olacaktır.

Koçluk bakış açısını ve düşünme biçimini benimsemiş kurumlar kurum kültürlerini anlatırken “başarı, insan, gelişim, sonuç ve gelecek odaklı” bir kurum kültürüne sahibiz cümlesini gurur ve güvenle söyleyen kurumlar haline geleceklerdir. Sonuç olarak koçluk bakış açısının kurumsal stratejilerin içinde yer alması kurumsal başarıya ve farklılaşmaya ciddi bir katkıda bulunacaktır. Denemeye değer bence…

Yeni Yıl

2013-12-21 11.53.08Kurumsal şirketlerde çalışmış olanlar iyi bilirler, Ekim-Kasım ayları geldiğinde yıllık hedef revizyonları yapılmaya başlanır. O yıl için neler hedeflendi, şirket yıl sonu itibarıyla neler gerçekleştirdi, bitmekte olan yıl içinde neler oldu, neler farklı olsaydı durum daha farklı olurdu. Bunlar gözden geçirildikten sonra varolan yılın verilerinden ve gerçekleşmelerinden ve  bir sonraki yıl için oluşturulan vizyon ve hedefler çerçevesinde, gelecek yılla ilgili planlamalar yapılır. Muhasebe işleriyle uğraşmış olanlar da iyi bilirler, yıl biterken kanuni olarak da gerekli olan yıl sonu hesaplaşmaları vardır. Yıl sonu rakamları bulunur, karşılaştırmalar yapılır, hesaplar tutturulur, yıllık bilançolar çıkarılır, yani aslında biten yıl  nelerin gerçekleştiğidir bakılan. Sonunda herşey tamamsa o yıl kapatılır ve yeni başlayacak yıl açılır. Burada yatan düşünme biçimi kısaca şöyle özetlenebilir, biten yılı değerlendir, neler yaptığını gör, neleri yapamadığını belirle, neler farklı olsaydı daha farklı sonuçlar ortaya çıkardı bul ve bunları bir sonraki yeni yıla yeni hedeflerin ve yeni planların çerçevesinde taşı. Bu düşünme biçimini bireysel hayatlara taşımak ve bireysel olarak da biten yılla hesaplaşıp, o yılı kapatıp, yeni yıla yeni beklentiler, planlar ve yapılacaklar listesiyle başlamak nasıl gelir kulağa?

Bir yıl biterken geri dönüp bakmak ve düşünmek, ama hayatın her alanının önündeki her bir pencereden bakarak düşünmek, sorular sormak ve soruların cevaplarını bulmak çıkarmak, tıpkı yıl sonu hesaplarını kapatırken yapıldığı gibi. Mesela aşağıdaki sorularla düşünmek:

  • Geçen yılın tümüne baktığımda benim için nasıl bir yıl oldu?
  • Geçen yılı hayatın farklı alanlarından ayrı ayrı değerlendirince neler farkediliyor? Mesela özel hayat, mesela sosyal hayat, mesela iş hayatı, mesela ebeveyn olarak, mesela evlat olarak, mesela eş veya sevgili olarak, mesela arkadaş olarak….
  • Her bir alana 4 farklı bakışla bakılabilir,
    • Dışarıdan da gözlenebilen neler oldu, neler değişti mesela fiziksel görüntünüz, mesela sahip olduklarınız, mesela yaptıklarınız ve o yıla ait kazançlarınız, mesela çalışıyorsanız işle ilgili neler yaşandı, öğrenciyseniz nasıl bir yıl oldu okulda?
    • Bu alanların her birinde yaşanan ilişkiler nasıldı, aile, eş veya sevgili, arkadaşlar, dostlar, çalışma hayatındaki ilişkiler ve günlük hayatın tüm alanlarında yaşanan tüm ilişkiler?
    • Kendiniz için neler yaptınız yıl boyu, kendi gelişiminize yönelik, kendi zevk ve keyfinize yönelik, iç huzurunuza ve kendi ilerlemenize yönelik?
    • Tüm bunların da üzerinde yaşadığınız hayata verdiğiniz anlam ve öneme yönelik neler yaptınız?
    • Tüm bunları farkettikten sonra, geçen yıla ait en az 3 tane gurur duyduğunuz, mutlu hissettiğiniz, size iyi gelen olay hatırlasanız nasıl olur? Sizi en çok güldüren neler oldu biraz düşünseniz? Neydi o olaylarda size gurur veren, mutluluk veren ve hatta sizi güldüren?
    • Sonra da eğer varsa, bir daha benzer birşeyle karşılaşırsam daha farklı davranırdım dediğiniz durumlarda nasıl davranmak daha iyi olurdu, neleri daha farklı yapardınız?
    • Ve tabii aklınıza gelecek açık uçlu (yani sizi düşündürecek ve sadece evet veya hayır diye cevap veremeyeceğiniz) diğer sorularla gözden geçirmenizi destekleyebilirsiniz.
    • Biten yılın gözden geçirmesinin tamamlanmasının ardından, gelen yılla ilgili çok benzer sorular eşliğinde kendinize bir yeni yıl bakışı oluşturmaya ne dersiniz? Bakarsınız yeni yılla ilgili ilginç, heyecan verici ve merakla bekleyeceğiniz yeniliklere ev sahipliği yapmaya başlarsınız.

Herkese mutlu yıllar…