Tag Archive | hedef

Hedeflerin Bir Adım Ötesi…

Yeni bir yıla daha başladık. İnsanın kendisini takip için yarattığı önemli döngülerden bir tanesi gibi gelir bana yıllar. Anlam yükleriz her yeni yıla. Yılın sonu gelir, geçen yıla bir bakalım, muhasebesini yapalım isteriz, hemen ardından, yeni gelen yıla dair hedefler koymaya başlarız. Üstelik bu muhasebeleştirme, hedefleme işlemleri sadece bireysel boyutta da kalmaz. Şirketler de dev insanlar oldukları için, geçmiş yılı değerlendirip, gelecek yılın hedeflerini tasarlama çalışmalarına başlarlar. Bu çalışmalar hem şirket bütünü için yürütülür, hem de çalışanlarla.

 

Nedendir bilinmez, değerlendirmeler yapılır, hedefler yazılır, ama bir bakılır ki, hedefler pek de bir ilerleme kaydettirmeyecek gibi dururlar durdukları yerde. Hedef bulun dene çalışanlardan sesler yükselmeye başlar, ben sürekli aynı işi yapıyorum zaten, ne hedefi bulayım her sene, her sene. Onları yönetenlerin işi daha da zor, kendi hedefleri için uğraşırken, bir de ekibe hedef koymaları beklenir durur.

Aman akıllı hedefler koyalım denir, tam ifade edelim, ulaşılabilir, ölçülebilir ve gerçekçi olsunlar. Ne zamana kadar tamamlayacaksak, onu da mutlaka yazalım içine. Ara ara da gözden geçirelim ki, gözümüzden kaçmasınlar. Yani sözün özü, çalışanlar, yöneticiler hedefler için uğraşır dururlar.  Bu kadar uğraşa değer mi peki?

Bazen hiç değmez. O uzun uzun üzerinde çalışılan hedeflere ya ulaşamaz çalışanlar, yöneticiler, şirketler, ya da ulaştıkları hedefler yerinde sayan durumların karşılığı olarak kaydedilir değerlendirme hanelerine. Oldu mu şimdi, hedef dediğimiz şey “aynı” olur mu hiç? Esnetmeden, ilerletmeden, yerinde saydıran şeye hedef demek doğru mu sizce?

Biliyor musunuz, bazen de gerçekten o kadar uğraşa değer. Neden mi, çünkü bazıları hedefleri sadece hedef olarak bırakmazlar da ondan. Onlar için hedefler, şirketi, ekibi, bireyi gideceği yere doğru ilerleten birer adım taşıdır da ondan. O hedeflerin bir adım, bir kaç adım ötesi vardır hepsinin bildiği. O hedeflerin ötesinde bir yerlerde, bir hayali vardır şirketin, ekibin, bireyin. İnandıkları hedefler de, onları yolun ilerisindeki o hayale taşımak üzere yazılmışlardır. Üstelik herkes, hedefin gerçekleşmesinin, hayalin içinde neye yardım edeceğinin farkındadır ve yazılan hedeflerin hayali nasıl da renklendireceğini tereddütsüz çok iyi bilir. Yani hedefler öyle boşlukta tek başına salınan, mevcudu koruyan, yazalım diye yazılan cümleler değildir. Her bir hedef, teker teker ve görünmez bir iple, bir gelecek hayaline bağlıdır. Her bir hedef, “Bu hedefi yerine getirerek, şu hayale ulaşmayı planlıyoruz.” cümlesini tamamlar. Ve her bir hedef, esneten, yenileyen, geliştiren parçalarla yazılmıştır.

Tam da yeni yıl için hedef koyarken, aklımdakileri hızlıca paylaşmak istedim.

Sevgili hedef koyucular, yani siz, ben, yönetici, lider, şirket sahibi, çalışan, her kim olursanız olun. Sadece hedef koymayın, hedefin bir adım ötesinin de olduğunu hatırlayarak, hayali de çiziktiriverin önce zihinlerinize, sonra kağıtlarınıza. Hemen arkasından da o hayale giden yolun taşlarının her birini hedeflerle döşeyin üşenmeden.

Mutlu yıllar…

Geleceğimizi Tasarlamak

Hedef koyar mısınız? Elbette, hedefsiz hayat olur mu diyenleri duyuyorum.

Peki hayal kurar mısınız? Tabii diyenlerin yanında, bunca işin arasında hayal kurmak mı diyenleri de duyar gibi oluyorum.

Hedef koymak yaşamda doğru yolda kalmak için yapılması gereken bir iş gibi kabul edilirken, hayal kurmak boşa vakit harcamak gibi algılansa da, aslında hayal kurmak hedef koymanın gerçekçiliğinden uzaklaşmak değil, aksine koyduğumuz hedefleri hikayelendirerek yapmak istediklerimizi daha da netleştirmenin en iyi yöntemlerinden bir tanesi.

Hayal kurmak adımları olan bir süreç: önce geleceğe dair bir amaç oluşturmak ve o amacı hikayeleştirmek, sonra o hikayeyi renklendirmek, hikayenin içindeki sabit görüntüleri üç boyutlu ve hareket eden bir filme dönüştürmek, o filmin içinde neler olduğunu izlemek ve içindeki anlamı keşfetmek, yani bir tür gelecek tasarlamak.

Hayallerle ilgili en önemli bilgi bana göre şu: hayalin içinde oynayan filmi kendimize göre gerçekçi bir bakışla kurguladıysak, yani o filme inanıyorsak, beynimiz onun olurluğunu kabul konusunda çok destekleyici olmaya başlıyor ve o hayale gidecek yolda kararlılıkla yürümemizi sağlayan hedefleri koymamızı kolaylaştırıryor. Yani galiba, hedef koymanın en büyük dostu aslında hayal kurmak.

Ben hayal kuramam diyenlere iyi haber, hayal kurma kapasitesi her birimizde var :); beynimizin insanı insan yapan ve en genç parçası olan prefrontal korteks, düşündüğümüz her şeyi gözümüzde canlandırıp, adeta bir film gibi oynatmamıza izin veriyor. Yani teknik alt yapı müsait. Tek yapılması gereken denemeye başlamak.

En büyük mucitlerden biri hatta birincisi kabul edilen Nikola Tesla’nın yaşamını anlatan, “Zamanın Ötesindeki Deha Tesla” isimli kitabı okudunuz mu bilmiyorum (okumadıysanız da öneririm), hayal etmek ve gerçekleştirmekle çok ilgili bulduğum için, bu kitaptan bir kaç cümle paylaşmak istiyorum:

Tesla şöyle söylüyor: “Benim yöntemim farklı. Hemen işi eyleme dökmeye kalkışmam. Aklıma bir fikir geldiğinde bunu ilk önce kafamda şekillendirmeye başlarım. Yapıyı değiştiririm, eklemeler yaparım ve aygıtı zihnimde çalıştırırım. Yaptığım bir türbini düşüncelerimde işletmem ile atölyemde test etmem arasında benim için bir fark yoktur. Eğer bir dengesizlik varsa, bunu bir yerlere not bile edebilirim.”

Genellikle düşülen yanılgı süreci tersten kurgulamamız oluyor. Önce hedef koyuyoruz, üstelik de SMART hedef denilenlerden (yani spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi ve ne zamana kadar ulaşılacağı belli olan), ama o hedefin tam olarak ne işe yaramasını istediğimizi, o olduğunda bizim gelecek filmimizde neler olacağını hayal ettirmekten uzak bir cümle. Yani bir gelecek hikayesinden uzak olan hedefler yaratıyoruz. Oysa hedefleri ister vizyon deyin, ister büyük resim, bir hikaye ile bağladığımızda, , o hedefler daha farklı bir anlam kazanıyor.

Sürecin başında adına ister vizyon deyin, ister büyük resim, hikayesini içinde barındıran hayalinizi tüm renkleri ve sesleri ile kurguladığınızda, ona giden yoldaki adım taşlarımız olan hedeflerimizi yaratmak ve her birine ulaşmak da o kadar kolay hale geliyor. Süreci bu şekilde yapılandırdığımızda, hikayeleri hayallerimize birden çok gidiş yolu oluşturmak mümkün oluyor, birinde bir sorun çıkarsa, alternatiften yola devam ediyoruz. Bu da yol boyu ortaya çıkması olası kaygı ve endişeyi azaltıyor. Hikayeli hayallerimiz ne kadar netse, yollarda karşılaşılan zorluklarla baş edebilmek daha kolaylaşıyor, çünkü yarattığımız hayal, yani tasarladığımız gelecek hep gözümüzün önünde bir yerlerde duruyor.

Bu konu şirketlerin yaşamlarında, kişilerin bireysel kariyer yolculuklarında, gençlerin gelecek yaşamlarını tasarlamalarında ve meslek seçimlerinde çok ciddi önem taşıyor. Biz süreci doğru taraftan kurguluyor muyuz sorusunu cevabını vermek gerekiyor.

Ulaşılmak istenen gelecek her ne ise, tıpkı Tesla’nın ve aslında bütün gelecek tasarımcılarının yaptığı gibi işi eyleme dökmeden kafada şekillendirmeye başlamak, detayları ile hayal etmek ve kurgulamak, bütün bunlar tamamlandıktan sonra nasıl yapılır konusunu düşünmek, hayallerin gerçekleşmesinde son derece destekleyici oluyor.

Bu hafta aşağıdaki sorular üzerinde düşünmeye ne dersiniz?

  • Hayal kurmak bana ne ifade ediyor? Bu konuda negatif bir eşleştirme yaptıysam, yani hayal kurmayı zaman kaybı olarak tanımladıysam, bunu değiştirmek ve daha destekleyici bir tanım oluşturmak için neler yapabilirim?
  • Yakın geleceğe dair hayalim ne? Bu hayali gözümde detayları ile canlandırıp, üç boyutlu ve renkli olarak inceledeğimde neler fark ediyorum? Bu hayalim yaşama geçirmeye değer mi? Değerse, neler yaparak o hayale doğru gidebilirim?
  • Uzak geleceğe dair hayalim ne? Onunla ilgili neler görüyorum? Bugün o hayalle ilgili isteyerek yapabileceğim neler var?
  • Beraberimdeki insanların (aileniz, varsa çocuklarınız, iş yerinizde birlikte çalıştığınız çalışma arkadaşlarınız, dostlarınız) içinde bir hikaye barındıran gelecek hayalleri kurmalarını ve o hayale yönelik hedefler koymalarını ne kadar destekliyorum?

Mutlu haftalar…

Hayal, Hedef, Çaba, Sonuç

img_4219-1

Fotoğrafla yazının alakası ne diye merak edenlere, bana bu yazıyı çağrıştıran güzel denizi atlamak istemedim demek isterim 🙂

Hayalsiz hedef, hedefsiz çaba ve sonuç olursa ne olur? İlk aklıma gelenleri aşağıda sıralamaya çalıştım:

  • Sürekli bir koşturmaca,
  • Tatminsizlik,
  • Bir şey tamamlandığında onun farkında bile olamadan yenisini tamamlamaya doğru koşma isteği,
  • Şimdi, şu anda ne oluyor sorusunun cevabının farkında olmaya, hatta belki bu soruyu sormaya bile fırsat bulamama,
  • Bütün bunlar olup biterken sürekli bir şeylerden kaçınma çabası, negatifleri, aksi gidenleri yakalama ve onlardan kurtulmayı amaçmış gibi görme hali, böyle olduğunda da fırsatları görememe durumu,
  • Zaten bütün bu negatifler sadece beni bulur düşünceleri, kurban benim duygusu,
  • Her akşam yatınca bir yorgunluk ve gerginlik, omuzlar sert, sırt ağrılı, midede bir miktar yanma,
  • Her sabah uyanınca, sanki bütün gece uyuyan ben değilmişim kadar yorgunum cümleleri,
  • Kolayca sinirlenme, kızma, söylenme ve hatta vaz geçme durumları ve daha niceleri…

Oldukça uzun bir giriş oldu, ama bu durum o kadar fazla dikkatimi çekmeye başladı ki son zamanlarda, yazmak ve üzerinde kendim de bir kez daha düşünmek istedim. Dikkatimi çeken durum sadece karmaşa kısmı olmadı, aksine yaşama bir anlam yükleyen, bir hayali gözlerinin önünden ayırmadan yaşamı sürdüren insanlar kısmı daha ağırlıklı oldu. Karmaşada yaşamak yerine, anlamı fark edip, hayalle eşleştirip daha sakin ve amaca uygun bir koşturmaca ile yaşamak ne güzel olur öyle değil mi?

Bayramda kısa bir tatil yapma fırsatımız oldu ailece. Kaldığımız yerin sahibi ile konuşurken, bundan yıllar önce tesisi kurarken kuracağı tesisin bir ilk olması ve örnek oluşturması yönünde bir karar aldığını söyledi. Yıllardır da bu kararı onu yolda tutmuş tesisinin varlığını sürdürmekte. Attığı adımları hep bu örnek olma amacı ile örtüşecek şekilde planlamış, öyle söyledi.

Danışmanlık yaparken de benzer şeyler dikkatimi çekiyor, her yerde çok yoğun bir çaba var, her yerde elde edilen sonuçlar var, çaba eğer bir anlamla, bir hayalle ilişkilendirmemişse, bir gerginlik, koşturmaca ve yorgunluk döngüsünde tutuyor insanı. Ne zaman ki bir hayalle eşleşiyor, işte tam o sırada yol haritası ve o harita ile uyumlu yapılacaklar listesi netleşiyor. Sonuçlar gelmeye başladıkça ortaya konulan hayalle eşleşmeye başlıyor ve o gerginlik, yorgunluk, tükenmişlik halleri yerlerini rahatlık, tatlı bir yorgunluk, şimdi ne yapabilirim ve ne yaparsam benim hayalimle uyumlu olur sorularına bırakıyor.

Bu hafta için bir önerim olacak: Dilerseniz, kendinize üzerinde yoğunlaştığınız bir konu seçin, sonra aşağıdaki sorularla biraz çalışın, bakalım ne fark edeceksiniz?

  • Benim hayatım dediğim şey bir tablo olsa, nasıl görünsün istediğim bir tablo olurdu?
  • Şu anda üzerinde düşünmem gereken konunun benim hayatımdaki anlamı ne? Tablonun neresinde yer buluyor kendisine?
  • Bu konu benim için neden önemli?
  • Bu konuyla ilgili bendeki bilgi, deneyim, beceriler neler?
  • Neler yaparsam hayatımın tablosunu bozmayacak ve hatta daha da güzelleştirecek şekilde bu konuyu hallederim?
  • Tam da bu konuyla ilgili düşünerek, acaba çaba göstermek benim için ne demek?
  • Çaba göstererek almak istediğim sonuçlar neler?
  • Ulaştığım sonuçların almak istediğim sonuçlar olduğunu anlamamı neler sağlayacak?
  • Almak istediğim sonuçlar gerçekleştiğinde yeni hayat tablom nasıl görünecek?

Mutlu haftalar…

 

Yaşama Katılacak Ne Çok Şey Var

danceİster kurumsal dünyada olun, isterseniz tamamen ondan uzakta ve kendi evinizde ve hobilerinizle uğraşır bir halde olun, eminim yaptıklarınızla ilgili, yapmak istediklerinizle ilgili bazı hedefleriniz, hadi çok zorlayıcı geldiyse hedef de demeyelim, gözünüzde canlandırdığınız planlarınız vardır. Tam bu noktada sorun kendinize,

  • Kendim için oluşturduğum hedeflerin veya planların ne kadarı ulaşılır, ne kadarı ulaşılamaz? Ne kadarını tam istediğim gibi olmaz diye bir kenara bıraktım?
  • Yaptığım işleri ne kadar o planlarla uyumlu buluyorum, ne kadarını ne yaparsam yapayım olmuyor diye düşünüyorum ve kendimi yargılayıp duruyorum?
  • Bu planları gerçekleştirmeye çalışırken ne kadar keyif alıyorum, ne kadar kan ter içinde ve yorgunluk ve sinirden bitkin düşmüş hissediyorum ve gerçekleşen planlarımı ne kadar fark edip kendimi kutluyorum?
  • Bu planlara ulaşmaya çalışırken kendime ne kadar katı davranıyorum?

Bu sorular pek çoğumuzun içinde yaşayan küçük mükemmeliyetçi tarafın sorgulanması için aklıma gelen sorular. Bazen bu küçük mükemmeliyetçi taraf yaşantımızı öyle bir eline geçiriveriyor ki, insan kendini bir döngünün içinde dönüp dururken buluveriyor.

Çok severim beğendiğim kitaplarımı farklı zamanlarda tekrar okumayı, geçenlerde de Brené Brown’un Cesur Yanınızı Kucaklayın kitabını tekrar elime aldım. Çok güzel anlatır Brené Brown mükemmel olma çabasını. Kitabı tekrar okurken, daha önce bir tablo gibi gözümde canlanmamış olan, tekrar okurken birden bire gözümün önünde bir tabloya dönüşen aşağıdaki bilgiler beni bu defa daha çok etkiledi. Çünkü düşündüm, uzun yıllar süren kurumsal iş hayatımda, evimde, okul yaşantımda pek çok zamanda ve pek çok dönemde bu tablonun hayatından çıkart kısmında yazılı olanlarla boğuşup durmuşum. İyi bir şey yaptığımı düşünürken, zaman zaman iyi şeyleri kaçırdığımı fark bile etmemişim.

Yaşamına Kat

Yaşamından Çıkart
Özgün ve farklı olmaya izin vermek Kim ne düşünür? düşüncesi ile hareket etmek
Kendine karşı anlayışlı olmak ve kabul etmek Sürekli mükemmel olmak çabası içinde olmak
Dayanıklı olmak Güçsüzlük duygusu ile yaşamak
Şükretmek Sürekli yetersizlik korkusu ile yaşamak
Önsezilere inanmak Sürekli kesinlik ihtiyacı içinde olmak
Yaratıcılığı keşfetmek ve uygulamak Sürekli başkaları ile kıyaslamak ve sonra vazgeçmek
Eğlenmeye ve dinlenmeye izin vermek Yorgun ve yoğun olmayı statü sembolü olarak görmek
Sakin ve dingin yaşamak Sürekli kaygı üretmek
Anlamlı ve kendine inanarak çalışmak Kendinden şüphe duyarak, varsayımlar geliştirerek çalışmak
“Gül, şarkı söyle, dans et” ilkesini benimsemek Daima kontrollu olup, ciddi görünmeye çalışmak

Şimdi sizlere sorsam, sizler bu tabloya göre kendinizi nasıl görüyorsunuz, iş yerinde, ekip yönetirken, çalışıp bir şeyler hazırlarken, evinizde, ailelerinizleyken, hobilerinizi deneyimlerken? Baktınız fazlaca çıkartılacak şeylerin olduğu taraftasınız, acaba biraz diğer taraftan bir şeyleri yaşama katmak nasıl gelir kulağınıza? Yaşamdan çıkarılacaklar başarısızlığı getirmeyeceği gibi, yaşama katılacaklar daha önce hiç fark etmediğiniz yepyeni güzellikleri ve yepyeni bakış açılarını beraberinde getirebilir, bambaşka pencereler açabilir tıkanıp kalınan durumlarda, mükemmel olmama korkusu ile bir adım geride durduğunuz pek çok şeye adım atıp, hatta yol alırken buluverirsiniz kendinizi, bir fare tekerleğinde sürekli dönüp durma hali yerini etrafa baka baka gezilen bir yola bırakır.

Yaşama katılacaklarla dolu bir hafta dileğiyle…

Acaba mükemmeliyetçi misiniz?

mukemmelNe yaparsam en iyisini yapmam lazım. En iyisi olmayacaksa yapmamak daha iyi. Mükemmel bir ebeveyn olmam lazım. Mükemmel sağlıklı bir insan olmalıyım. Mükemmel bir iş insanı olmak zorundayım. Mükemmel arkadaş olmam lazım. Mükemmel bir evlat olmalıyım. Mükemmel bir öğrenci olursam başarılıyımdır. Mükemmel olmasını sağlamak için yaptığım her şeyin içinde hatasızlık ve eksiksizlik olmalı. Gözüm her zaman hatalarda ve aksi gidenlerde durmalı ki, onları hemen yakalayıp ortadan kaldırabileyim.

Bunlara benzer cümleleri duydunuz mu? Duyduysanız, kimlerin ağzından? Kendiniz, yakınlarınız, ebeveynleriniz, yöneticileriniz, içinde olduğunuz sistemlerin size söyledikleri? Sizin başkalarına bu konuda söyledikleriniz? Şöyle bir bugüne ve bugünden geçmişe doğru bir baksanız bu konuda neler fark edersiniz?

Ben şöyle bir bakıyorum, aslında herkesten ve kendimden o kadar çok duyduğum ve duymaya da devam ettiğim cümleler ki bunlar. En doğruyu yapmak, en hatasız olmak, en iyi olmak, her şeyin en iyi olmasını sağlamak, en mutlu olmak ve daha yazmakla bitmeyecek en’ler dünyası.

Zaman zaman bu en’lerin tanımları öyle uçsuz bucaksız hale geliyor ki, konu her neyse, ona da zaten ulaşılmaz ki düşüncesi giriveriyor zihinlerimizin için ve hatta bazen vaz geçiyoruz o “en” her neyse ona ulaşmaktan. Örneğin öyle bir mutluluk tanımı yapıyoruz ki, bu durumda ona ulaşmaya imkan yok deyip mutluluk da neymiş diyor ve koyuyoruz bir kenara.

Bazen farkında olmadan bu tanımları gerçeklikten ve olan bitenden bağımsız yapıyoruz Sonra da kendimizi kendi tanımımızın parçası olan kendimiz ve diğer insanlarla yaşamaya başladığımız bir mücadelenin içinde buluyoruz. Ebeveynlikle ilgili bir “en” tanımı varsa, bu çocuklara doğru giden bir mücadeleye dönüşüyor, benim çocuğum “en mükemmel” olmalı ve ben bunu sağlamak zorundayım. Yönetmekle ilgili bir “en” tanımı varsa, bu da çalışanlara doğru giden bir mücadeleye dönüşüyor, benim takımım “en mükemmel ve en hatasız” olmalı, hatalara yer yok bakış açısı üzerine kurulu, odağın hatada, yanlışta ve bunlara neden olanları yakalamakta olduğu bir mücadele. Yani özetle insanın kendisini ve yakın çevresindeki herkesi içine alan ve bazen yoran, bazen üzen, bazen kızdıran bir mücadele. Oysa ki niyetimiz ne kadar da iyiydi, her şey “en mükemmel” olsun istemiştik.

İnsanın doğası ile ne kadar uyumlu bilmiyorum ama ister öğrenerek diyelim, ister özenerek diyelim, istersek de içimizden gelen bir şeylerin sonucunda diyelim, insan gelişimi ile birlikte bu kavram da insanla birleşen ve üzerinde çok fazla düşünülüp konuşulan kavramlardan biri haline geldi. Yalnız, tek sıkıntı, mükemmel lafını duyunca kulağa çok iyi gelen, ancak “daimi mükemmel” olunmaya çalışıldığında amacının tam tersi sonuçlar doğuran bir kavram.

Son beş, altı yıldır en çok farkına vardığım konulardan bir tanesi insanın kendisine sıklıkla aynada bakıp, kendisini mümkün olduğunca objektif bir bakışla değerlendirmesinin ne kadar önemli olduğu. Elbette yaptığımız her şeyi bildiğimizin en iyisini yaparak, o an için en iyi şeyi seçerek yapıyoruz. Eğer mükemmel olma konusunda geliştirdiğimiz bir “en” bakış açısı varsa, bu “en” gerçeklikle tam da örtüşmüyorsa, bu “en”e ulaşamama kaygısı beraberinde stres, endişe, korku ve kızgınlığı barındırıyorsa, bu “en”e giden yolda odağımızda potansiyel hatalar, başarısızlıklar varsa, aynaya baktığımızda görmemiz gereken bu durumun çok da işe yaramadığı olacaktır.

Elbette mükemmel bir şeyler yaratmaya çalışmak hayat amacımız, öyle olmasa gelişim çok da mümkün olmaz ve her şey kendini tekrar eden hale gelirdi. Ancak burada öyle ironik bir durum var ki, mükemmel olmayı yukarıda yazdığım bir şekilde algılamaya başlayınca, bir şeyleri yapma biçimi kendini tekrar etmeye başlıyor. Hani kaygıdan endişeden söz ettim ya, mükemmelliği burada sözünü ettiğimiz şekilde algılamaya başlayınca, bildiğimiz yolun dışında bir şeyler yapmanın o mükemmelliği bozacağına inanarak farklı bir şeyler yapmamaya, ertelemeye, ya da yeni bir şeyler denemek gerekse bile, başarısız olma kaygısı ile onları denememeye başlıyoruz. Yani mükemmeli yaratalım derken, ya olduğumuz yerde duruyoruz, ya aynı şeyleri tekrar yapıyoruz, ya da yeni bir şeylerle o mükemmeli yaratma fikrini en baştan reddediyoruz.

Peki o halde ne yapmalı?

Önce daimi mükemmel olmaya çalışmaktan kurtulmak lazım. Sonra şu aynaya bakma konusu önemli. Yargısız, yorumsuz, mazeretsiz bir ayna bulup oradan kendimize bakmak önemli. Sonrasında da daimi mükemmel olmak yerine gerçekçi mükemmel olma konusunda bir şeyler düşünmeye başlamak gerek. Daha gerçekçi ve ulaşılabilir bir çerçeveden geleceğe baktıracak, yürüdüğümüz yolda hata ve başarısızlıkların yaşanmasının olası, hatta kaçınılmaz olduğunu fark ettirecek, başaramazsam başkaları ne der sorusunun yerine, elimden geleni yapıyorum demeyi düstur edindirecek, kaygı ve endişenin yerine umut, merak, cesaret ve yeni bir şeyler yaratma hevesini yerleştirecek bir gerçekçi mükemmellik sistemi oluşturmak lazım. Sonra da bu sistemle uyumlu davranışları geliştirmeye ve eski alışkanlıkları bir kenara koyup, yeni sisteme uygun davranmaya başlamak ve onların etkilerini gözlemlemek lazım. Aynamızın yakınlarda olduğundan emin olup, arada bir aynadaki görüntüyü fark etmek de çok önemli. Söylemek istediğim, kendi kendimize bazı kontrol noktaları oluşturup neler oluyor, nasıl gidiyor ve nasıl olsa daha iyi olur sorularının cevaplarını yakalamak lazım.

Sabit tanımlı bir mükemmele ulaşmaya çalışmak yerine gelişime açık, hatalardan öğrenerek büyüyen, yeniliklerin yaratıcılıkla birleştiği, cesaret, umut, mutluluk ve hareket barındıran bir mükemmeli yaratma hali oluşturmak galiba en iyisi.

Mutlu hafta sonları…

Yolunuz Nereye?

yelkenRüzgarla yol almak ya da rüzgarda yol almak, aradaki fark kulağa nasıl geliyor? Rüzgarla yol almak bana rüzgarı arkaya alıp onun da verdiği itme gücüyle kendi gitmek istediği yöne doğru gitmeyi çağrıştırırken, rüzgarda yol almak, sanki biraz savrularak, rüzgar nereye iterse oraya gitmek gibi geliyor. Tam da bu noktada, gitmek istediğin yer neresi sorusu fısıldanıyor sanki kulağıma. Eğer gitmek istediğim yeri biliyorsam, rüzgarla yol alırım, o rüzgar tıpkı yelkeni dolduran rüzgar gibi beni süratlendirir, ama eğer bilmiyorsam ne istediğimi, o rüzgar yüzüme vurur, yolumu keser, beni yavaşlatır, tıpkı rüzgarı aksi yönden alıveren yelken misali. Peki, ne yapmak lazım? Kendimizle sohbet etmek ve sormak lazım: Gitmek istediğim yer neresi, olmasını istediklerim ve beklediklerim neler, hangi yöne bakmayı seçiyorum, rüzgar hangi yönden geliyor, ne yaparsam bu esen rüzgar beni destekler, hadi diyelim rüzgar durdu, ne yapacağımı biliyor muyum, bütün bunların olması benim için neden önemli, beni nasıl destekler?

Yaşam adeta çok engin bir deniz, havası bazen dingin, bazen rüzgarlı, bazen fırtınalı, bazen güneşli, bazen yağmurlu. Bu denizde ben kimim ve ne istiyorum, hangi yöne nereden gidiyorum biliyorsam, o denizde olmanın tadına doyum olur mu?

Hayalperest Beynimiz

brainHayalperest olmak ve hayak kurmak; bu kavramlara yüklenen anlamlar ne yazık ki genellikle olumsuz. Birçok toplumda hayal kurmak eşittir boşa vakit harcamak, yapılacak onca önemli işin arasında lüzumsuz şeylerle uğraşmak, aklı bir karış havada olmak vs. vs. vs. Oysa beynimizdeki sistemleri harekete geçiren etkenlerden birinin de hayal kurmak olduğunu biliyor musunuz? Bizi insan yapan en önemli özelliklerimizden birinin hayal kurabilmek ve kurduğumuz hayalleri detaylandırarak dışardan bakabilmek olduğunu biliyor musunuz?

Hayal kurmak derken söylemek istediğim şeyi de biraz netleştirmek isterim: neye ulaşmak istediğimizi keşfetmek ve onu hayal etmek, o hayalin ne kadar ulaşılır olabileceği üzerinde düşünmek, hayali canlandırmak, bir film gibi oynatmak ve izlemek, sonra da olabilir olduğuna karar verdiysek hayali hayata geçirmek. Benim tanımımla hayal kurmak eşittir, renkli, resimli, hareketli ve tam olarak istediklerimize ait gelecek düşünceleri üretmek.

Nörobilimci değilim ama beyinle ilgili şeyleri öğrenmek son 5 yıldır çok ilgimi çekiyor, beynimizin gizemli kalan yanlarının anlaşılması halinde “insan” denen varlığın inanılmaz potansiyelinin tümüyle açığa çıkacağına olan inancım da sonsuz. O yüzden elimden geldiğince bilimin adımlarını izlemeye çalışıyorum. Bu arada da en basit işleyişten hareketle bile olsa, beynin ne kadar güçlü olduğunu herkese hatırlatmaktan çok keyif alıyorum. Evet insanı farklı kılan en önemli özelliklerinden bir tanesi hayal kurabilmesi çünkü beyin hayal kurarak gözümüzde canlandırdığımız ve gerçekten yaptığımız şeyleri tam olarak birbirinden ayıramıyor ve her ikisini de neredeyse aynı kategoride değerlendirebiliyor. Bu çok avantajlı bir durum aslında, eğer hayalini kurduğumuz şey tam da olmasını istediğimiz şeyse, sistem ona göre hazırlanmaya başlıyor, önce ilgili duygular harekete geçiyor, sonra olabilirliğine inanmak ve ardından da var olan durumdan istenen duruma doğru gitmeye yardımcı olacak adımlarla ilgili listenin oluşumu. Büyük girişimcilere şöyle bir bakın, kaşiflere bir bakın, ortak özellikleri geleceği net olarak tarif etmek, fikirleri canlandırmak, onlara nasıl ulaşılacağını belirlemek ve cesaretle harekete geçmek değil mi? Gelecek net olarak tarif edilebildiğinde, fikirler canlanmaya başladığında zaten cesaret ve harekete geçme isteği de kendiliğinden ortaya çıkıveriyor. Öyle olmasa inanılmaz dediğimiz buluşlar yapılabilir miydi sizce?

Bu noktada yapılacak şeyler aslında çok da basit: yapılması gereken ilk şey neye ulaşmak istiyorsak onu hayal etmek ve sonrasında o hayali tüm detaylarıyla gözde canlandırmak. Bu hayal netleşince, gerçek olacak bir hayal olup olmadığına karar vermek. Sonra da bu hayale ve bu hayale bizi götürecek kişi olan kendimize inanmak ve güvenmek.  En son adım ise hareket planlarımızı yürürlüğe almak. Ondan sonrası zaten kim tutar sizi kısmı.

Bu çerçeveden bakınca hayalperest olmak çok da fena gelmiyor kulağa, ne dersiniz?