Geçmişin Bilgeliğinden Bugüne Bir Hediye: Doğruluk, Gerçeklik, İşe Yararlık Filtresi

Image by Annie Spratt from Pixabay

Bir tanıdığı Sokrates’le sohbeti sırasında “Arkadaşın hakkında neler duydum biliyor musun?” diye sorar. Sokrates, devam etmesine izin vermeden, “Bir dakika, bir şeyler anlatmaya başlamadan önce söyleyeceklerini üçlü filtre testinden geçirelim.” der ve devam eder. “İlk filtre gerçeklik filtresidir, bana söyleyeceklerinin doğruluğundan emin misin?” Adam cevaplar “Şey, tam olarak değil, sadece duydum ve” Sokrates adamın sözünü keser, “Yani bana söyleyeceklerinin doğru olup olmadığını bilmiyorsun. O halde ikinci filtreye geçelim. Bu filtre iyilik filtresi. Arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey iyi şeyler mi?” Adam cevaplar “Yok aslında tam tersi.” Sokrates adamın sözünü tekrar keser ve “Yani bana onun hakkında doğruluğundan emin olmadığın, kötü bir şey söyleyeceksin. O halde sıra söyleyeceklerinin işe yarar bilgiler olup olmadığı ile ilgili olan son filtrede. Söyleyeceklerin benim işime yarar mı?” Adam sıkılarak cevaplar “Pek değil.” Sokrates “Bana arkadaşım hakkında doğruluğundan emin olmadığın, kötü ve işime yaramayacak şeyler söyleyeceksin, bence söylenmeye değmezler, unutalım gitsin.”

Sohbet ederken, geribildirim verirken, hatta sosyal medyada paylaşım yaparken, “doğruluk, gerçeklik ve işe yararlık” filtrelerinden oluşan bu bilge testi hatırda tutmak, dedikodunun, birbiri hakkında dayanaksız konuşmanın, doğruluğunun teyit edilmediği bilgilerin paylaşılmasının önüne geçerek, güvene dayalı güçlü ilişkiler için önemli bir alt yapı oluşturuyor. Hal böyle olduğunda dedikodu ve söylentilerle büyüyen ve bulaşan toksik yani zehirli ve sağlıksız iletişimin ortadan kalkması da kolaylaşmış oluyor.

Yaklaşık 2400 yıl öncesinin bilgeliğini bugünkü davranışlara yerleştirmenin gerek iş yaşamında gerekse yaşamın diğer alanlarında giderek daha gerekli hale geldiğini düşünerek, bir Pazar sorusuyla bitirmek istiyorum:

Bir şeyler söylemeden önce “doğruluk, gerçeklik ve işe yararlık” filtrelerinin hatırlanmasının yaşadığım topluluklarda alışkanlık haline gelmesi için ben neler yapabilirim?

S5B3; Çoklu görev ne kadar mümkün?

🌟 Zaman en değerli kaynağımız. Bu değerli kaynağı verimsizleştiren konulardan biri aynı anda zihnimizi meşgul edenler yüzünden yaşadığımız odaklanma güçlüğü. 

🌟 Uzun yıllardır çoklu görev pompalamalarını iş dünyasında cümle içinde çok kullanıyoruz, yaşamın bütünündeyse farkına varmadan hayatlarımızın parçası haline getiriyoruz.

🌟 Bu bölüm biraz çoklu görev özelinde odaklanmadan, zamandan, tükenmişlikten söz ettik. Bu bölüme ilham olan kitabı da burada sizlerle paylaşmak isteriz: Çalınan Dikkat, Neden Odaklanamıyoruz? – Johann Hari

Bu haftaki bölüme Spotify’dan, Apple Podcasts’den ve Bio’da yer alan link üzerinden ulaşabilirsiniz.Keyifli dinlemeler…

Mutluluk, Optimizm ve Helen Keller

Mutluluk konusu eski Yunandan bugüne insanın zihnini meşgul eden bir konu. Kimileri için hayatın parçası, kimileri için de saçma ve uzak durulası bir kavram. Hatta mutluluğun kendi yaşamını sürdürürken zorlandığını söylemek pek de yanlış sayılmaz. En az mutluluk kadar zorlanan kavramlardan biri de optimizm, yani iyimserlik. Optimizmi körü körüne bir olumlu arayışı olarak niteleyenler için saçma, optimizmi yolunda gidenlerden kuvvet alarak hayata devam etmek olarak anlamlandıranlar için değerli. Belki bir seçim yapmak yerine tarafsız bir bakışla anlamaya çalışmak en doğrusudur, kim bilir.

Optimizmi destekleyen “Hayata “her şeye rağmen” farkındalık, umut ve güvenle devam edebilme ve bütünün içindeki detayları görebilme” becerisi, gerçek mutluluğun da temel gereklerinden. Yani aslında bu iki kavram birbirleri ile el eleler. Bu kavramların doğru tanımlanmasının ve hayata dahil edilmesinin keyifli ve faydalı bir yaşam için önemli olduğuna yürekten inandığım için olsa gerek, kitabım Pollyanna Mutlu muydu’yu da bu eksen etrafında yazdım. Ben de bir seçim yapmak yerine tarafsız bir bakışla anlamaya çalıştım. Bilimin bu kavramlarla ilgili söyledikleri, bu kavramlarla ilgili negatif algının nedenleri ve bu kavramları yaşamlarına aktaran insanlar, merak ve araştırma alanımın baş rol oyuncuları haline geldi. 

“Optimizm, başarıya götüren inançtır; umut ve güven olmadan hiçbir şey yapılamaz.” sözlerinin sahibi Helen Keller, bu beceriyi yaşatan önemli örneklerden biri. 

1880’de Alabama’da doğan Keller, 19 aylıkken yakalandığı ateşli hastalık sonrasında görme ve duyma becerilerini kaybediyor. Ailesinin ve Anne Sullivan isimli öğretmeninin desteği ile Braille alfabesi ile okumayı öğreniyor, parmakları ile yazarak iletişim kurmayı başarıyor, müzik çalan ortamlarda titreşimi hissederek müzik dinliyor. Harvard Üniversitesi Radcliff College’dan derece ile mezun olarak dünyada üniversiteyi bitiren ilk görme ve işitme engelli kişi oluyor. İngilizce, Almanca, Fransızca, Latince ve Rusça konuşabiliyor. Kadın hakları, engelli bireylerin eğitim ve rehabilitasyonları konularında çalışmalar yapıyor. “Hayatımın Hikayesi” isimli ilk kitabını 22 yaşında yazıyor. Yaşadığı süre boyunca kitap yazmaya devam ediyor, konuşmalar yapıyor. 1915 yılında kurduğu vakıf, görme kaybı ve körlüğü önleme, tedavi etme, yetersiz beslenme, önlenebilir hastalıklar ve sağlıklı yaşamla ilgili çalışmalarını halen sürdürüyor. 

Keller’ın yaşamı parmak uçlarıyla keşfettiği söyleniyor. 7 yaşındayken ilk öğrendiği kelime “su”. Öğretmeni Anne, Helen’ı bir su pompasının yanına götürüp elini suya tutuyor. Suyun akışını hissetmesini sağladıktan sonra, parmaklarıyla Helen’in avucuna “su” kelimesini yazıyor. Avucunda hissettiği su ile kelime arasındaki bağlantıyı fark eden Helen, nesnelerin isimleri olduğunu anlıyor. Bu yöntem sayesinde kelimeleri hızla öğrenmeye başlıyor. Su kelimesi ile başlayan öğrenme yolculuğu bir kitabının ismine de ilham veriyor: Her Şey Su ile Başladı.

 “Hayatımın Hikayesi” isimli kitabının arkasındaki cümle çok anlamlı: “Bakan körler, işiten sağırlar ve konuşan dilsizlerle dolu olan bir dünyada o, gören bir kör, duyan bir sağır ve kendini ifade edebilen bir dilsizdi.”

Keller’ın kitabında yer alan ve bizi yaşamlarımıza dikkatle bakmaya davet eden bir soru ile tamamlamak istiyorum.Sadece 3 gün daha görebileceğinizi bilseniz, o 3 günü nasıl geçirirdiniz?

S5B2; UBUNTU felsefesi nedir?

🌟 Güçlü ilişkiler özel yaşamdan iş yaşamına toplumsal yaşamdan dünya vatandaşı olmaya kadar her alanda en önemli zemin malzemesi. İlişkilerin sağlıklı yapılandırılması, içinde güçlü etik değerlerin nefes alıp vermesi, yaşamın bütününün hem kendimiz hem de çevremizdekiler için keyifli ve verimli bir yer halini almasının en önemli anahtarlarından biri. Güney Afrika dilinden bir sözcük ve oralara ait bir yaşam felsefesi olan UBUNTU, ilişkilerin gücüne çok güzel bir cümleyle vurgu yapıyor: Ben BİZ olabildiğimizde benim…

🌟 Bu bölüm UBUNTU felsefesi hakkında konuştuk ve UBUNTU’nun yaşama yansımasının öneminden söz ettik.  

Bu haftaki bölüme Spotify’dan, Apple Podcasts’den ve Bio’da yer alan link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Keyifli dinlemeler…

S5B1; Sanat terapisi nedir?

Bu bölümü çektiğimiz gün 6 Şubat’tan önceydi. Sanat terapisinin insanın ruhuna nasıl da iyi geldiğini konuşmuştuk Sevgili Özge Tecelli ile. Plan şubat ayının ilk Salı günü yayınlanmasıydı, ancak ikimizin de elimiz ve gönlümüz varmadı yayınlamaya. Bugüne kadar bekledi kayıtlı bölümü Bir Sorum Var’ın…  

❓ Bir Sorum Var’da bu bölümün sorusu, “Sanat terapisi nedir?” 

🌟 Sevgili Özge Tecelli konuk oldu yeni sezonun ilk bölümüne. Sanat terapisi, sanatla terapi ve bunlara yönelik düzenlenen çalışmalar hakkında çok önemli bilgiler aldık.  

🌟 Sevgili Özge sanat terapiyi, ruha ayna tutma ve görsel bir festival yaratma olarak tanımladı.

🌟 Sanat terapi atölyelerinin özel yaşamda olduğu kadar çalışma hayatında da çok etkili olduğunu, takımlara ve bireylere, problem çözme, yaratıcılık, zorluklarla başa çıkma, iş birliği, aidiyet gibi konularda destekleyici olduğunu, gizli yerlerde kalmış güçlü yanları fark etmemizi sağladığını öğrendik. 

🌟 Oldukça keyifli bir sohbet oldu ve sevgili Özge’den, bir kez daha bizimle olup, sohbetimizde konusu geçen Yaşam Tarzı Analizi hakkında bilgi vermesi konusunda da söz aldık. 

4 sezonu ve 61 bölümü geride bırakan ve bu hafta iki yaşını dolduran “Bir Sorum Var”, önceki sezonlarda olduğu gibi yine iki haftada bir yeni bölümleriyle sizlerle olmaya devam edecek.

Keyifli dinlemeler…

S4B9; Biten yıla bakmak neden önemli?

Yeni yıla girmek üzere olduğumuz şu günlerde, 60 bölümünü tamamlamış olan “Bir Sorum Var’ın” 9. Sezon finalini de yapıyoruz. Bir Sorum Var, Şubat ayında yeni bölümleriyle yeniden sizlerle olacak. Tam da yıl sonuna denk gelen sezon finalimizde, “Biten yıla bakmak neden önemli?” sorusu eşliğinde biraz düşünelim istedik.

🌟 Yıl sonları biten yıla da bir göz atma zamanlarıdır. İş hayatı bunu daha yapılandırılmış bir şekilde yaparken özel yaşamlarımızda içsel bir değerlendirme sürecine daha çok benzer bu gözden geçirme zamanları.

🌟 Bu bölümde hem bu gözden geçirme zamanına beraberce göz atalım hem de yaptığımız gözden geçirmelerde aşağıdaki iki noktayı aklımızda tutalım istedik. 

❗Gerek yapılandırılmış gerekse içsel yapılan değerlendirmelerde değerlendirmelerimizin bir sorgu süreci değil, gelecek yıla ışık tutacak bir gözden geçirme süreci olmasını sağlamak. 

❗Yaptığımız değerlendirme sonuçlarının bir sonraki yıla dair planlarda engel değil ilham olması gerektiğini unutmamak.

Yeni bölüme Spotify’dan, Apple Podcasts’den ve Bio’da yer alan link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Keyifli dinlemeler…

2023’e başlarken üzerinde düşünülecek 5 soru

Yeni başlangıçları severiz. Eskiyi geride bırakıp yeniye başlarken yeni bir şeyler yapma fikri de iyi gelir. Belki tam da bu yüzden yeni yıl, spora başlama, sağlıklı beslenme ve kilo verme dönemidir, bol bol kitap okuma, kendine daha çok zaman ayırma, sosyal medyayı daha az kullanma, yeni bir hobi edinme, yeni bir şeyler öğrenme ve daha pek çok yapılası şeyi yapma zamanıdır. Yani istenenleri yapmaya yönelik kararların hayata geçirilmesinin arifesidir yeni yıl. Başlangıçta son derece hevesle listelenen bu kararlar dizisi çoğu zaman beklendiğinden anlamlı ve önemli kararlar elbette ama nedense çoğu zaman yılbaşında alınan kararlar kısa ömürlü olur ve bu kararların birçoğu bir sonraki yılın aynı zamanlarının yeni kararları listesine eklenmek üzere nadasa bırakılır. Yeni yıl için özenle hazırlanan karar listeleri, kararlılıkla sürdürülenler yerine yarı yolda kalanlardan oluşan listelere dönüşür.

Ortaya çıkan bu sonucun iki nedeni olabilir: Yılbaşı kararları aslında yürekten istenen sonuçlara götürecek kararlar değil de alışkanlıkla dile getirdiğimiz cümlelerden oluşabilir. Ya da bu kararlar yürekten inanılan ve ulaşılmak istenen sonuçlara yönelik kararlar olmalarına karşın uygun başlama zamanı henüz gelmemiştir.

Peki o zaman ne yapmalı? 

Yıl başında doğrudan kâğıdı kalemi alıp yeni yıl kararları listesi yapmadan önce aşağıdaki sorular eşliğinde kendimizle biraz çalışmak fena fikir olmayabilir. 

Tamamlanan yıldan önümüzdeki yıla taşımak istediğim neler var? 

Önümüzdeki yıl kendimden neler bekliyorum?

Önümüzdeki yıl boyu yapmayı tasarladığım neler var?

Her birinin benim için anlamı ne?

Peki bunları nasıl yapacağım, ne zaman başlamam ve neler yapmam gerekli? Bu çalışma sonrasında, beklenti ve tasarlananlarla uyumlu kararların (karar yerine hedef veya adım da denebilir) cümlelere dökülmesi kolaylaşacaktır.  Üstelik böyle şekillenen cümlelerden oluşan listeler, yarı yolda bırakılacakların değil, yıl boyu kararlılıkla sürdürüleceklerin listeleri olmaya da güçlü adaylar olacaktır.

S4B8; Can sıkıntısı yaratıcılığın kapısını aralayabilir mi?

❓ Bir Sorum Var’da bu bölümün sorusu, “Can sıkıntısı yaratıcılığın kapısını aralayabilir mi?” 
 
Hepimizin hayatında “Canım çok sıkılıyor!” dediğimiz zamanlar olmuştur. İngiliz psikolog Sandi Mann yaptığı çalışmalarda ve kitabı The Science of Boredom, The Upside (and Downside) of Downtime isimli kitabında can sıkıntısının yaratıcılığı harekete geçirme potansiyelinden söz ediyor. Bir Sorum Var’ın bu bölümünde,
 
🌟 Hepimizin zaman zaman deneyimlediği can sıkıntısına biraz daha yakından bakalım istedik. 
 
🌟 Can sıkıntısının, yapacak bir şey olmaması durumunda ortaya çıkan bir his değil de yapılacak şeylerden hiç birinin cazip gelmemesi durumunda ortaya çıkan bir his olduğundan ve canımız sıkıldığında gereksiz şeylerle oyalanmaya çalışmak yerine yaratıcılığı da harekete geçiren hayallere, iç görülere ulaşma çabasına ve düşünmeye zaman ayırmanın öneminden söz ettik. 
  
Keyifli dinlemeler…

S4B7; Geribildirim ne işe yaramalı?

❓ Bir Sorum Var’da bu bölümün sorusu, “Geribildirim ne işe yaramalı?” 
 
🌟 Bütün ilişkilerde önemli bir yere sahip olan geribildirim (aslında ileribildirim), iş yaşamında kendisine önemli bir yer buluyor. Şirketler çalışanları arasındaki açık iletişim ve iş performansını iyileştirmek için düzenli geribildirim alıp vermeyi kurumsal alışkanlıklar arasında tutmaya çalışıyor. Özellikle yıl sonları geribildirim verme ve alma için iyi bir fırsat olarak değerlendiriliyor. 
 
🌟 Hazır yıl sonu yaklaşırken, geribildirimi gerçekten işe yarayan bir araç olarak kullanmak için yapılacakları konuşalım istedim. 
 
🌟 Bölümün sonuna, geribildirimin sizlerdeki karşılığını düşündürecek birkaç soru da ekledim. 
  
Keyifli dinlemeler…

S4B6; Masa başında çalışırken doğru postürün önemi nedir?

🌟 Bu hafta “Bir Sorum Var”ın konuğu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Doktor Gülseren Kayalar.
 
❓ Sevgili Gülseren Kayalar’la “Masa başında çalışırken doğru postürün önemi nedir?” sorusu eşliğinde sohbet ettik.   
 
🌟 Konuğumuzla, iş yaşamında artık bir hastalık olarak anılmaya başlayan “oturma hastalığı”, postür bozukluklarının sağlık üzerindeki etkileri ve oturarak çalışırken doğru postürün önemi hakkında sohbet ettik. Sohbetimiz sırasında Gülseren Hanımdan iş hayatında uzun saatler oturarak çalışanlar neler yapmalı, sağlıklı ve ergonomik çalışma düzeni nasıl olmalı gibi çok önemli konulara dair oldukça değerli ve pratik bilgiler öğrendik. 
 
🌟 Sevgili Gülseren Kayalar’a programımıza katıldığı için teşekkür ediyor, bu güzel sohbeti keyifle dinlemenizi diliyoruz…
 

Keyifli dinlemeler…