Archive | Ağustos 2016

En son ne zaman “İyi ki bu işi yapıyorum” dediniz?

iyikiSon bir yıldır en çok sevdiğim şeylerden biri, araba kullanırken internet üzerinden kaydedilmiş yayınları dinlemek. Tam Türkçe karşılığı var mı bilmiyorum, “podcast” diye geçiyor. İçeriğinde bazen benim ilgi alanıma giren pozitif psikoloji ve mutluluk konuları oluyor, bazen iş yaşamında işin ve insanın yönetimine dair konular, bazen de öğretici ve eğitici masallar. Bunları dinlerken hem araba kullanmak daha keyifi hale geliyor, hem de neredeyse her gün yeni bir şeyler çağrışıyor beynimde.

Geçen hafta dinlediklerimden bir tanesinde yazımın başlığındaki cümleyi duydum. Konuşmacı, yaptığı işte yakaladığı bir manevi tatmin halini anlatırken, işte tam o sırada “iyi ki bu işi yapıyorum” dedim cümlesini kurdu.

Bu cümle bana düşünme fırsatı verdi, sordum kendime, acaba iyi ki bunu yapıyorum dedirten neler var yaşamımda diye. Soru sorunca cevaplar gelir ya kendiliğinden, bu soruma da bir sürü cevap geliverdi peş peşe. Cevapların bir kısmı özel yaşamımdan geldi, bir kısmı iş yaşamımdan.

İş yaşamımdan gelen cevaplara şöyle bir bakınca, önce iyi ki bu işi yapıyorum dedirten anların ne kadar da fazla olduğunu fark ettim, sonra da bu anların her birinin benim için önemini ve değerini. İyi ki dedirten anların pek çoğunun içinde insana dair bir şeyler yakaladım. Ya birilerine destek olma çabamdı bunu bana söyleten, ya da birilerinin bana söylediği bir kaç cümle, ama sanmayın öyle siz harikasınız, bana inanılmaz yardımcı oldunuz filan gibi cümlelerden bahsediyorum. Bahsettiğim cümleler; “Öyle bir şey fark ettim ki, şu ana kadar hiç düşünmemiş olduğum bir şeyi düşündürdünüz.” “Bu taraftan bakınca daha önce görmediğim bir şeyi gördüğümü fark ettim.” gibi cümleler. Fark edeceğiniz gibi, bana iyi ki bu işi yapıyorum dedirten durumların hepsinde karşıdaki kişilere destek olmak, belki başka bir deyişle “insan”a dokunmak var. Yani o anda benim için işimin önemi ve değeri ile kesişen noktalar.

Sanırım herkes benimle aynı fikirde olacaktır: yaşamımızın çok büyük bir parçası iş tarafında geçiyor. Zaman zaman o dayanılmaz pazartesi sendromları, bitmek bilmeyen Çarşamba günleri filan derken, akıp gidiyor günler. Belki de en doğrusu kendi kendimize bazı sorular sorarak çalışmayı seçmek, sadece önümüze gelen işi yaparak değil. İşte bazı sorular: Ne zaman iyi ki bu işi yapıyorum dedim? İyi ki bu işi yapıyorum dememi neler sağlar? Bu işin içinde bana iyi gelen neler var? Şimdiye kadar hiç düşünmediysem bile, acaba şimdi düşünmeye başlasam neler bulurum iyi ki dedirtecek?

Ne dedik, soru sorunca, cevap gelir. Bu sorulara da cevaplar gelecektir. Gelmiyorsa, belki daha farklı düşünmeye ihtiyaç duyuyor olabilirsiniz. Cevaplar gelmeye başladıkça, yaptığınız iş her neyse ya ona daha bir sıkı sarılmışken bulacaksınız kendinizi, ya da o işin size tam o an için sağladığı imkanları fark edip, en azından belli bir süre daha sürdürmekte bir sakınca görmeyeceksiniz yaptığınız işleri.

Sadece işimi seviyorum, ya da işimden nefret ediyorum demek yerine, bunlara eşlik eden neler olduğunu keşfediyor olmak, iş yaşamına dair farkında olmak demekle eşit olacağı için, geleceğe doğru ilerlerken kendinizi daha güvende hissederek yürüyor olacağınız kesin.

Belki denemek ve bir bakmak istersiniz, iyi ki bu işi yapıyorum dedirten neler var etrafta? Tam şu anda yaptığınız şeyi yapıyor olmak sizin için neden önemliyse, işte orada bir yerlerde saklıdır aradığınız cevaplar.

 

İnsan Kaynakları Bölümü; Kendi içinde bir küçük şirket

ik-sirketUzun yıllardır insan kaynakları yönetimi ile ilgili çalışıyorum, 25 yıl bu işin mutfağındaydım, son yıllarda da daha dışarıdan bu işi yapanlara destek olmaya çalışıyorum. İş dünyasında insan kaynakları bölümlerine bakış bazen çok heyecan verici olurken, bazen de hiç hak etmediği kadar dar bir bakışta kalabiliyor. Sanki insan kaynakları sadece yasal gereklilikleri yerine getiren ve olması gereken bir takım sistemleri yürütmekten ve insanı yönetmekten sorumlu bir birimmiş gibi düşünülebiliyor. Ortaya koyduğu sonuçların çok da ölçülür olmadığı görüşü bazen çok yaygın hale geliyor. Kurumsal vizyona katkısı olabileceğinden bile hiç söz edilmediği oluyor. Bunları bana fark ettiren bir şeyler duyunca da benim konuşasım, yazasım geliyor insan kaynakları bölümünün kim ve ne olduğu hakkında.

İnsanı yöneten değil, insan yönetiminin “insan”la ve kurumsal hedeflerle uyumlu olmasını sağlayacak sistemleri kuran ve anlatan bölümdür insan kaynakları yönetimi bölümleri. Kurdukları sistemler iş yapışa ve iş sonuçlarına hizmet eden birer üründür ve her sundukları ürününün kurum ne iş yaparsa yapsın, yapılan işin verimliliğine ve kalitesine doğrudan katkısı vardır. Bunu yapabilmek için kurumun vizyon ve hedeflerini belirleyen kişilerin çok yakınlarında olarak, kurumun gelecek resmini en iyi şekilde anlamaya çalışır. Sonra da bu gelecek resmi ile uyumlu yapılandırılan sistemlerin kullanım amaçlarının, varlık nedenlerinin kullanıcılar (hem uygulayıcılar, hem de yararlanıcılar) tarafından net bir şekilde anlaşılmasını sağlayacak faaliyetleri yürütür. Burada unutulmaması gereken çok önemli bir nokta, insan kaynakları bölümü sistemleri geliştirir, uygulanması için gerekli desteği sağlar, ancak uygulayıcı değildir. Tüm bunlar olup biterken, kurumun içinde dolaşan havanın temiz kokmasını ve insanların bu havayı solurken kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak temel fiziksel ihtiyaçları da her zaman göz önünde bulundurur. Kurumun gözü kulağı gibi gezer binaların içinde.

Aslında tam bir şirket gibi çalışır büyük şirket yapısının içinde. Ürün tasarımı, pazarlama ve satış, uygulama takibi, müşteri ilişkileri yönetimi ve ölçme ve değerlendirme işleri yapar. İşe alım ve yerleştirme süreçlerinin doğru işlemesini sağlayan ürünlerle başlar insan kaynaklarının ürünleri, sonrasında adil ücret sistemleri, performans yönetim sistemleri, doğru iletişim sistemleri, eğitim ve gelişim sistemleri, keyif, eğlence, yemek ve huzuru sağlayan sistemler ile devam eder ürün yelpazesi. Ürünlerinin tanıtımını yapmak, kullanım amaçlarını ve kullanıldıklarında ortaya çıkacak katkıyı tam olarak anlatmak ve bu fikirlerin kullanıcılar tarafından satın alınmasını sağlamak en temel faaliyetlerindendir insan kaynakları bölümlerinin. Satışı yapılan fikirlerin doğru uygulanmasını sağlamak ve izleme ve takip konusunda hazır olmak gelir peşinden. Sonrasında da adeta bir çağrı merkezi gibi tüm kullanıcılara hizmet vermeye hazırdır. Amacı “müşteri memnuniyetini” sürekli kılmaktır. Tüm bunlar olurken, denetim faaliyetlerini de sürdürür, memnuniyet çalışmaları yaparak sunduğu ürün ve hizmetlerin kullanıcıların gözünde oluşturduğu algıyı ölçmeye ve ihtiyaç olan iyileştirmeleri yapmaya çalışır. Ürünlerinin ana amacını, yani kurumun gelecek resmini destekliyor olmayı, her zaman göz önünde tutar ve sunduğu ürünlerin bu resme katkısını sayısal olarak ölçecek metrikler kullanarak nasıl başladık, şu anda neredeyiz, nereye doğru gitmeliyiz sorularının cevapları üzerinde çalışır.

Bir kurumun teknik bilgisini ortaya koymasını sağlayan “insan” kaynağının ihtiyaç duyacağı her türlü desteği sunan insan kaynakları bölümü, insan kaynağının potansiyelini kurumun vizyonuna ulaşmayı destekleyecek en iyi şekilde ortaya koymasını sağlayacak ürün ve sistemleri tasarlamak, sunmak ve sürdürülürlüğünü sağlamak üzere kurulmuş küçük bir şirkettir, sadece yasal gereklilikleri yerine getiren ve olması gereken bir takım sistemleri yürütmekten ve insanı yönetmekten sorumlu birim değildir. Olması gerektiği gibi çalışmasına izin verildiğinde, vizyon ve hedeflere ulaşılmasındaki en güçlü destekçilerden biri olmaya her zaman hazırdır.

Yaşama Katılacak Ne Çok Şey Var

danceİster kurumsal dünyada olun, isterseniz tamamen ondan uzakta ve kendi evinizde ve hobilerinizle uğraşır bir halde olun, eminim yaptıklarınızla ilgili, yapmak istediklerinizle ilgili bazı hedefleriniz, hadi çok zorlayıcı geldiyse hedef de demeyelim, gözünüzde canlandırdığınız planlarınız vardır. Tam bu noktada sorun kendinize,

  • Kendim için oluşturduğum hedeflerin veya planların ne kadarı ulaşılır, ne kadarı ulaşılamaz? Ne kadarını tam istediğim gibi olmaz diye bir kenara bıraktım?
  • Yaptığım işleri ne kadar o planlarla uyumlu buluyorum, ne kadarını ne yaparsam yapayım olmuyor diye düşünüyorum ve kendimi yargılayıp duruyorum?
  • Bu planları gerçekleştirmeye çalışırken ne kadar keyif alıyorum, ne kadar kan ter içinde ve yorgunluk ve sinirden bitkin düşmüş hissediyorum ve gerçekleşen planlarımı ne kadar fark edip kendimi kutluyorum?
  • Bu planlara ulaşmaya çalışırken kendime ne kadar katı davranıyorum?

Bu sorular pek çoğumuzun içinde yaşayan küçük mükemmeliyetçi tarafın sorgulanması için aklıma gelen sorular. Bazen bu küçük mükemmeliyetçi taraf yaşantımızı öyle bir eline geçiriveriyor ki, insan kendini bir döngünün içinde dönüp dururken buluveriyor.

Çok severim beğendiğim kitaplarımı farklı zamanlarda tekrar okumayı, geçenlerde de Brené Brown’un Cesur Yanınızı Kucaklayın kitabını tekrar elime aldım. Çok güzel anlatır Brené Brown mükemmel olma çabasını. Kitabı tekrar okurken, daha önce bir tablo gibi gözümde canlanmamış olan, tekrar okurken birden bire gözümün önünde bir tabloya dönüşen aşağıdaki bilgiler beni bu defa daha çok etkiledi. Çünkü düşündüm, uzun yıllar süren kurumsal iş hayatımda, evimde, okul yaşantımda pek çok zamanda ve pek çok dönemde bu tablonun hayatından çıkart kısmında yazılı olanlarla boğuşup durmuşum. İyi bir şey yaptığımı düşünürken, zaman zaman iyi şeyleri kaçırdığımı fark bile etmemişim.

Yaşamına Kat

Yaşamından Çıkart
Özgün ve farklı olmaya izin vermek Kim ne düşünür? düşüncesi ile hareket etmek
Kendine karşı anlayışlı olmak ve kabul etmek Sürekli mükemmel olmak çabası içinde olmak
Dayanıklı olmak Güçsüzlük duygusu ile yaşamak
Şükretmek Sürekli yetersizlik korkusu ile yaşamak
Önsezilere inanmak Sürekli kesinlik ihtiyacı içinde olmak
Yaratıcılığı keşfetmek ve uygulamak Sürekli başkaları ile kıyaslamak ve sonra vazgeçmek
Eğlenmeye ve dinlenmeye izin vermek Yorgun ve yoğun olmayı statü sembolü olarak görmek
Sakin ve dingin yaşamak Sürekli kaygı üretmek
Anlamlı ve kendine inanarak çalışmak Kendinden şüphe duyarak, varsayımlar geliştirerek çalışmak
“Gül, şarkı söyle, dans et” ilkesini benimsemek Daima kontrollu olup, ciddi görünmeye çalışmak

Şimdi sizlere sorsam, sizler bu tabloya göre kendinizi nasıl görüyorsunuz, iş yerinde, ekip yönetirken, çalışıp bir şeyler hazırlarken, evinizde, ailelerinizleyken, hobilerinizi deneyimlerken? Baktınız fazlaca çıkartılacak şeylerin olduğu taraftasınız, acaba biraz diğer taraftan bir şeyleri yaşama katmak nasıl gelir kulağınıza? Yaşamdan çıkarılacaklar başarısızlığı getirmeyeceği gibi, yaşama katılacaklar daha önce hiç fark etmediğiniz yepyeni güzellikleri ve yepyeni bakış açılarını beraberinde getirebilir, bambaşka pencereler açabilir tıkanıp kalınan durumlarda, mükemmel olmama korkusu ile bir adım geride durduğunuz pek çok şeye adım atıp, hatta yol alırken buluverirsiniz kendinizi, bir fare tekerleğinde sürekli dönüp durma hali yerini etrafa baka baka gezilen bir yola bırakır.

Yaşama katılacaklarla dolu bir hafta dileğiyle…

Kafa Karışıklıkları

yünlerHaydi bir çile yün hayal edin, ama henüz yumak yapılmamış olanlardan. Benim için çok kolay oluyor hayal etmek. Ben çocukken genellikle yünler böyle satılırdı, yumağımızı kendimiz sarardık. Babaannem benim kollarımı öne doğru uzattırıp, aralarını açtırıp takardı çileyi koluma, o da karşıma oturup çileden güzel bir yumak oluştururdu. Ben eğer kolumu biraz gevşetir, hatta muzurluk olsun diye kolumun tekini çilenin içinden çıkarırsam, ortalık karışırdı, çünkü o güzelim yün karışır ve bazen çözülmesi çok güç bir hale gelirdi. Hele yumak yapmaya çalıştığımız yün içinde birden çok renk olan farklı iplerden oluşan bir çileyse, o karışmışlık tam bir kabus olurdu. Öyle bir durumda, ne zaman ki örülecek yeleği hayal ederek, özenle, kararlılıkla ve sabırla o karışıklığı birbirinden ayırırdık, işte o zaman yumağı toparlamak mümkün olurdu, sonra da babaannemin el emeği ile güzel bir yelek oluverirdi o yumaktan.

Şimdi koçluk veya danışmanlık yaptığım kişiler ne zaman kafalarının karman karışık olduğundan söz etseler, bu yünler geliyor aklıma. Tıpkı tek kolumu çıkardığımda olan gibi bir şey aslında burada deneyimlenen kafa karışıklığı. Bütün ipler birbirine dolanıyor birden bire ve örülecek yelek bir türlü örülemiyor.

Kafa karışıklığı genellikle kafamızın içi birden çok konuyla meşgulken ortaya çıkıyor. İş yaşamından bir şeyler, ev hayatından bir şeyler, biraz da ondan bundan başka şeyler, derken al sana birbirine dolanmaya hazır bir sürü ip.

Tam da bu noktada ihtiyaç olan en önemli 3 şey, düğümlenmek üzere olan yünü kurtarırken sahip olunan, sabır, özen ve kararlılık. Bunların varlığından emin olduktan sonraki önemli iki nokta ise; düğümün nerelerde oluşacağını gözümüzle görmek ve yünü çözüp örmeye hazır hale getirmek, sonrasında ortaya çıkacak yeleği hayal edebilmek.

Haydi yaratalım bir senaryo; iş yerinde önemli ve takvimi çok sıkışık bir proje yetişme aşamasında ve projeyi tamamlamak için yapılması beklenen bir toplantı bir türlü yapılamıyor, ekipte iki kişi birbirleri ile tartıştıkları için gerginlik var ve birlikte yapacakları işleri yapmıyorlar, kimse de çözmeye yanaşmıyor, yani o da size kalıyor, evde çocuk hasta, doktora götürecek kimse yok, hafta sonu seyahat var, henüz hiç bir hazırlık yapılmadı, listeyi daha da arttırabilirim kolayca. Şimdi bu işlerin her birini yün ipleri olarak düşünün, sonra da her bir ipin açık ve diğerinin içinde olduğunu hayal edin. Ne kabus değil mi? Karışmak üzereler ve eğer karışırlarsa düğüm olacaklar, olmadan kurtarmak lazım ama nasıl?

Tıpkı yünlerin düğümlerini çözer gibi bakmak lazım duruma, yani, önce sabır, özen ve kararlılıkla bu karışıklığı anlamaya çalışmak, yani bunların içinden çıkılmaz demek yerine, anlamaya çalışmak, sonra da o karışıklığa neden olan her bir konuyu tek tek ayırmak ve sonra da her birini nasıl çözüme ulaştırırım düşünmek ve keşfetmek. Belki de kağıt kalem alıp tek tek yazmak kafa karışıklığı yaratan düşünceleri, tıpkı yumaktaki ipleri birbirinden ayırır gibi; hemen ardında da her biri için neler yapılabilir altına listelemek ve nasıl çözülür üzerinde düşünmek. Bazen de çözemeyeceklerimizi fark etmek.

Peki böyle yapmadığımızda neyi bilmek lazım? Öncelikle iplerin giderek karışacağını bilmek şart. Sonrasında, düğümler çoğaldıkça stresin artması garanti. Stres arttıkça da ya eksik ve hatalı işler yapılmaya başlanacak, ya işler ertelenmeye başlayacak, ya da çok iyi yapmak istediğimiz işlerimizi vasatın altı bir şekilde halletmiş olacağız. O hayal ettiğimiz yeleği giymek yerine, sürekli düğüm çözmeye çalışıp, yeni düğümler yaratırken bulacağız kendimizi.

En kısa yoldan, sabır, özen ve kararlılıkla durup yapmamız gerekenlere bakmak, onları birbirineden ayrıştırmak, düğüm olan yerleri görmek ve çözmeye çalışmak ve ulaşmak istediğimiz şeylerin neler olduğunu hatırlamak kafa karışıklığını ortadan kaldırmakla kalmayacak, yaşamın her alanında iyi hissetmeyi ve sonuç almayı kolaylaştıracaktır.