Tag Archive | mutluluk

Ne Arıyoruz?

Sürekli bir şeylerin peşinde koşar halimiz var. Sabah uyandığımız dakikadan, gece olup yatıncaya kadar, aslında doğduğumuz günden başlayıp, bu yaşamla vedalaşıncaya kadar.

Peki buluyor muyuz aradığımızı, ya da biliyor muyuz aradığımızın ne olduğunu? İşte bu sorunun cevabı konusunda tereddütlerim var. Sanki bilirmişiz gibi hissediyoruz, sanki bilirmişiz gibi yapıyoruz, ama öyle bir an geliyor ki, bu koşturmaca nereye sorusunu sorarken buluyoruz kendimizi.

Ben bu soruyu kendime sorduğumda oldukça kafa karıştırıcı bir kapıyı aralamıştım kendi dünyamda. Bilirsiniz yaşam aslında bir alışkanlıklar örüntüsü içinde geçer. Bende de aynı örüntünün kendi ördüğüm hali vardı elbette. O örüntüler bazen öyle bir hal alır ki, sıkı bir örgü gibi, kendisinin dışını göstermemeye başlarlar. Benimki de sıkı örgü halindeydi. İşte tam da o noktada sordum galiba kendime bu koşturma nereye, ben aslında ne istiyorum sorusunu. Cevap çok güçlü geldi, ben iyi hissetmek istiyorum, bana iyi hissetirecek şeyleri yaparak koşmak istiyorum, koşarken etrafımı da görmek istiyorum, gördüğüm yerlere güzel şeyler bırakarak geçmek istiyorum, yorulurum biliyorum, ama o tatlı yorgunluğun da bana iyi geleceğini biliyorum.

Benim kendi soru cevap kısmım, bana benim mutluluk tanımımı hatırlattı, aradığım şeyin aslında içinde daha güçlü bir anlam ve katkı barındıran, benim için değerli şeyleri fark ettiren, kendimi iyi hissettiren, benim tanımımla mutluluğu getiren bir hal olduğunu keşfettirdi.

Mutlu musun, mutlu değilim, her şey böylesine kötüyken nasıl mutlu olunur ki bu durumda, mutluluk da neymiş, işimiz gücümüz var, onunla uğraşacak vakit yok, herkes işine baksın… İşte bu ve bunlara benzer kelimeler, cümleler mutluluğu sanki lüks bir şey, zor zamanlarda adının anılması vurdumduymazlık ifade eden bir şey, zaten de pek de mümkün olmayan bir şey gibi algılatıyor insana.

Oysa mutluluk ne bir lüks, ne bir safsata, ne bir vurdumduymazlık, ne bir imkansızlık. Mutluluk atacağımız her adımı fark ettiren, yaptığımız her işi zenginleştiren, aldığımız her nefesin değerini keşfettiren, hani şu en başta söylediğim, sabah uyandığımız andan, gece yattığımız ana kadar geçen sürenin koşmaca değil de etrafı da görmemizi ve fark etmemizi sağlayan bir yürüyüş ya da koşuya dönüşmesini sağlayan en güçlü hal. Mutluluk yaşama koskocaman bir gülen suratla, olan bitenlerden uzak ve bağımsız, sanki bir fildişi kulede yaşıyormuş gibi bakmak değil, aksine bütün kulelerden uzak ve yaşamın tam da içinde ne olup bitiyorsa hepsini fark ederek, tüm zorluk, imkansızlık ve kötülükleri görüp, bunlarla beraber daha başka neler var ve ben iyi veya kötü kendi yaşam resmimin bütününü düşünerek neler yaparım sorusunun cevabını vermek aslında.

Bazen mutluluğu öyle uzak bir yerlere yerleştiriyoruz ki, giderek anlamsızlaşıyor ve adından bile bahsetmek güçleşiyor. Şöyle bir hayal edin, sizin gözünüzün önüne gelse mutluluk, ne kadar mesafede duruyor, elinizin uzanacağı bir yerlerde mi, yoksa çok uzaklarda mı? Aslında mutluluk ifadesi hepimizin kendi kafamızın içinde saklı, yani çok yakınımızda.

Bu Pazar gününüzü biraz kendi mutluluk tanımınız, kendi mutluluk bakışınız ve kendi mutluluk farkındalığınız üzerinde kafa yorarak geçirmeye ne dersiniz?

Herkese mutlu bir gün dilerim…

Zihin Yapıları

Yeryüzünde her insanın tek ve biricik olması, her bir insanın kendi zihninden baktığı dünyanın da tek ve biricik olmasını destekliyor; çünkü kendi zihinlerimizden bakarak gördüğümüz her şeyi kendi dilimize tercüme edip, ona göre de bir davranış biçimi geliştiriyoruz. Her şeyi tercüme eden zihinlerimizin içinde bir de yapı var ki adına zihin yapısı deniyor, yani İngilizce adıyla “mindset”. Bu konu çok ilgimi çekiyor, çünkü her birimizin yaşamda attığımız her adımı etkileyen, bazen destekleyen, bazen kısıtlayan her ne varsa bu yapıların altından çıkıveriyorlar her daim. Çocukluktan beri geliştirdiğimiz bakış açımız, inançlarımız, alışkanlıklarımız oluşturuyor zihin yapılarımızı. Öylesine otomatikleşiyorlar ki zaman zaman, sanki nefes almak kadar doğal geliyor bize zihin yapımızın davranışa yansımış hali.

Bakın en genel hatlarıyla neler oluyor; Zihin yapımız sabitse, zorluk ve engel vaz geçme nedeni haline gelirken, gelişimi destekleyen zihin yapısı sahipleri için zorluk ve engeller yeni yollar arama fırsatı anlamına geliyor. Sabit zihin yapısı ve konfor alanı çok iç içe geçmiş kavramlarken, gelişimi destekleyen zihin yapısı farklılık ve yenilik keşfetmeye çalışıyor. Gelişimi destekleyen zihin yapısı, çabanın en az sonuç kadar önemli olduğuna inanırken, sabit zihin yapısı sadece sonuç da sonuç diye adeta bağırıyor. Başarısızlık, sabit zihin yapısındaki insanlar için adeta dünyanın sonu, çünkü dünyaya bu taraftan bakan insanlar ağırlıklı olarak hata yapmaktan da kaygı duyan ve mükemmel olmak zorunda hisseden insanlar. Yani başarı her şeyin odağında yer alıyor onlar için. Zeka, yetenek ve beceri, sabit zihin yapısından bakanlara göre belli bir zamana kadar geliştirilen ve ondan sonra da aynı kalan şeylerken, gelişimi destekleyen zihin yapısındakiler, daha fazla neyi ne zaman ne kadar geliştirip, neler katarım acaba diye bakıyorlar yaşama.

Bu durumun yaşama ilginç bir yansıması var. Birden çok insanın bir arada olduğu aileler ve kurumlarda da aynı bakış açıları ortaya çıkabiliyor. Ortak kurallar, ortak ilkeler yöneticilerin ve ebeveynlerin bakış açıları ağırlıklı olarak hangi taraftaysa, davranış biçimleri de, konulan kurallar da, hedefler de, prensipler de ona göre oluyor. Yani yukarıda saydığım bireysel özellikler o aileye, ya da o kuruma birebir yansımaya başlıyor.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, daha mutlu hisseden insanlar, daha fazla gelişime açık zihin yapısını yaşama aktaran insanlar. Sabit zihin yapısı bakışı yaşamı daha dar bir açıdan yaşamaya zorluyor.

Kendi zihin yapılarınızı gözden geçirmeye ve yaşamlarınıza yansıyan özelliklerini keşfetmeye ne dersiniz?

Mutluluk Araştırmaları

anketGeçtiğimiz Aralık ayında ufak bir mutluluk anketi yaptım. Az sorulu, 60 katılımcılı bir anket. Genel bir fikir edinmek istedim mutluluk algısı hakkında. En özet grafiğini de yazıma ekledim.

Benim katılımcılarımın % 68’i kendilerini mutlu hissettiklerini söylediler. Biraz alt başlıklara bakınca, kadınlar erkeklere göre daha mutlu, daha sağlıklı, daha fazla arkadaş ilişkisine sahip ve güçlüklere çözüm üretme konusunda daha yetkin hissettiklerini belirttiler. Erkeklerse, yaşamı eğlenceli bulma konusunda daha yukarıda bir sonuca sahipler. Evlilerin tüm parametreleri bekarlara göre daha yüksek çıkarken, 40 yaş üzeri katılımcılar, daha gençlere göre tüm parametrelerde daha yüksek memnuniyet belirttiler. Benim basitleştirilmiş anketim, zorluklara bakış açısının, arkadaş ilişkilerinin, yaşama daha ileri bir yaştan bakmanın ve yaşamı birileri ile paylaşmanın mutluluk diye tanımladığımız şey her neyse onun üzerinde olumlu etkisi olduğuna yönelik ipuçları verdi ve aslında bu konuda söylenenleri de destekledi diye düşünüyorum. Bildiğim bir şey daha kısa anketim tarafından desteklendi, o da mutluluğu tanımlar mısınız dediğimde yapılan tanımların birbirinden ne kadar da farklı olduğu, yani mutluluk dediğimizde aslında en yakınımızdaki insanla bile aynı şeyden bahsetmiyor olabileceğimiz hali :)

Tam düzenlediğim anket üzerinde çalışırken, bir TED konuşması ile karşılaştım. Harvard Üniversitesi tarafından düzenlenmiş dünyanın en uzun süreli araştırması ile ilgili bir konuşma. Konuşmayı yapan Robert Waldinger, bu çalışmaları yürüten birimin şu andaki direktörü.

75 yıl süren ve 724 kişiyi kapsayacak şekilde yürütülmüş olan bu çalışma insanların mutluluğu ve sağlığı üzerinde etkili olan temel faktörleri değerlendirmeyi hedeflemiş, yani benim basit anketimin çok daha kapsamlı, uzun soluklu ve geniş katılımcılı olanı :). Uzun yıllardır takip edilen bu anketin sonuçları bugün gözden geçirildiğinde, zenginlik, şöhret ve başarının daha mutlu ve sağlıklı yaşam üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı, onun yerine iyi ilişklerin bizi daha mutlu ve sağlıklı tuttuğu ortaya çıkmış. Üç tane de önemli nokta vurgulanıyor araştırma sonucunda;

  • Sosyal ilişkiler insanın sağlığı adına çok destekleyici, yalnızlık öldürür :)
  • İlişkide bulunduğumuz aile bireylerinin, dostların, arkadaşların sayısından ziyade, onlarla yaşadığımız ilişkinin kalitesi önemlidir. Sık sık ciddi tartışma ve çatışmaların yaşandığı ilişkiler sağlık ve mutluluk üzerinde son derece olumsuz etkilere sahiptirler.
  • Güçlü ve birbirine güvenildiğinin hissedildiği ilişkilerin varlığı, beyin sağlığının korunması güçlü hafıza için çok önemlidir.

Konuşmada önemli tavsiyelerde de bulunuyor Waldinger;

  • Ekran zamanını, insan zamanı ile değiştirmek,
  • Yaşamda bizim için değerli insanlarla keyifli ve yeni şeyler yapmak, mesela, uzun yürüyüşler, yeni buluşma zamanları yaratmak
  • Uzun zamandır görüşmediğimiz ve bizim için değerli insanları aramak, ziyaret etmek ve onlarla sohbet etmeye zaman ayırmak.

Tüm bunları kendi okuduklarımla, araştırdıklarımla, gözlemlerimle ve bana doğru gelenlerle birleştirdiğimde, gerçekten mutlu ve iyi hissetmenin ilişkilerimizle iç içe olduğunu kuvvetle bir kez daha fark ediyorum. Mutluluk yanımızda birileri olduğunda, onlarla yaşadığımız ilişkiyi önemseyip, güçlendirdiğimizde, o ilişkinin içinde kendimizi de rahat hissettiğimizde kendini fazlasıyla gösteriyor. Bunun yanına biraz da yaşamda yolunda gidenleri fark etmeyi eklersek, mutluluğu hissetmek adına iyi bir yol almış sayılırız gibi geliyor.

Peki, size göre mutluluğun en güçlü destekçileri neler? Onları günlük yaşamda ne kadar fark ediyorsunuz? Her gün bu konuda bir kaç şey keşfetmeye ne dersiniz? Paylaşımlarınızı bekliyorum.

Başarı, Mutluluk, Mükemmellik, Ah Şu Tanımlar

mutlulukbasariKoçluk yapmaya başladığımdan beri karşılaştığım kafa karışıklıklarından en büyüklerinin başarılı olmak, mutlu olmak, mükemmeli yakalamak gibi konularda ortaya çıktığını gözlüyorum. Bu gözlemlerimi geçmiş iş yaşantıma doğru yansıttığımda, çok benzer durumları ve duyguları benim de hissettiğimi, çevremdeki çalışma arkadaşlarımda da gözlediğimi fark ediyorum. Birkaç adım daha geriye gidip okul yaşamıma baktığımda yine kendimde ve yine yakın çevremde benzer durumların söz konusu olduğunu hatırlıyorum.

Bu konunun üzerinde çok kafa yordum, çok da fazla şey okudum ve gözlem yapma fırsatım oldu. Bütün bunlardan ve yaşadıklarımdan hareketle bir sentez yapınca da ortaya şunlar çıktı.

Hayatta herkesin ulaşmaya çalıştığı en temel hal mutluluk, çok büyük bir çoğunluğun elde etmeye çalıştığı en temel durum başarı, büyük bir çoğunluğun ulaşmak istediği nokta mükemmellik. Peki neden? Mutluluk en temel var oluş nedeni herkes için. Başarı ve mükemmellik de gerek eğitim sistemi, gerekse aile ve toplum tarafından ortaya koyulan en temel hedefler. Buraya kadar sorun yok. Sorunun ortaya çıktığı nokta bu çok güçlü ve insana yaşamda çok yol açan değerli kavramların nasıl tanımlandıkları.

Kavramlar gerçekten yol açıcı, yaşam kalitesini yükselten ve yaşamı yaşamaya değer kılan en güçlü değerler aslında. Belki hiç de bilinçli olarak yapmadığımız, onlara yüklediğimiz anlamlar ve onlar için yarattığımız tanımlar. Her birini içinde bulunduğumuz durumdan ayrıştırarak tek tip bir tanım çerçevesinde ve yaşamın her alanında aynı değerlendirmeye çalıştığımızda kafa karışıklığı da ortaya çıkmaya başlıyor. Bazen bu tek tip tanımı öyle ideal şartların var olduğu durumlara göre yapıyoruz ki, ulaşılması mümkün olmayacak bir durumu tarif etmeye başlıyoruz farkında olmadan. Bazen de hiçbir tanım yapmaksızın sadece mükemmel, mutlu ve başarılı olmaya çalışırken kendimizi buluyoruz ve onların aslında neye karşılık geldiklerini bilmediğimiz için de ulaşıp ulaşmadığımızı bilmek mümkün olamıyor.

Aslında yapılması gereken şeyler çok basit;

  • Önce içinde bulunduğumuz durumu ve koşulları anlamak ve kendimize anlatmak.
  • Hemen ardından, bir önceki maddede kendimize anlattıklarımız çerçevesinde, son derece tarafsız ve bir o kadar da gerçekçi şekilde, benim için mutluluk ne demek, başarılı olmak ne demek ve mükemmel olmak ne demek sorularının cevaplarını vermek.
  • Bir önceki maddede verdiğimiz cevapları hareket noktası olarak kabul edip, sadece kendimize ait olan mutluluk, başarı ve mükemmellik tanımlarımızı oluşturmak ve bu tanımların zamana ve koşullara göre değişebileceğini de kabul etmek.
  • Sonra da yaptığımız tanımların sağlamasını yapmak, ne kadar gerçekçi ve ulaşılabilir olduklarını anlamak.

Bu bakış açısı ile yol almayıp, ideal tanımlardan yola çıktığımızda veya ne olduğunu bilmeden mutluluğu, başarıyı ve mükemmelliği yakalamaya çalıştığımızda, yaptıklarımızı beğenmeyen, zaman zaman çok da iyi yapabileceğimiz şeylerden vaz geçen, hiçbir zaman gerçek mutluluğu bulacağımıza inanmayan hale gelebiliyoruz. Bugün biraz zaman ayırıp yukarıdaki adımları izleyerek mutluluk, başarı ve mükemmellik sizin için her ne ifade ediyorsa tanımlamaya ve sonra da yaptığınız tanımlar çerçevesinde ben şimdi hangi noktadayım sorusunun cevabını vermeye ne dersiniz? Baktınız henüz istediğiniz noktaya gelmemişsiniz, belki bir adım daha ileri gidip, kendinizi istediğiniz noktaya getirmek için neler yapabileceğinizi bile planlayabilirsiniz.

Seçmek İstediğiniz Sizindir

vanillaconeBir çocuğun eline, içinde bir toptan bile daha az dondurma olan bir külah dondurma vermişler,  küçük çocuk dondurmam oldu diye çok sevinmiş, içini kocaman bir heyecan kaplamış. Başka bir çocuğun eline de aynı çoklukta ve aynı külahta dondurma vermişler, bu küçük çocuk ise ağlamaya başlamış, bu bana yetmez, çok az diyormuş hıçkırıklarının arasında. Oysa ikisi de aynı miktar dondurma ve aynı külahsa, neden bir çocuk sevinirken, diğeri ağlıyor, galiba fark nereden bakıp ne gördüğümüz, daha doğrusu ne görmeyi seçtiğimizde.

Aslında her gün, her birimiz bu metaforik durumla karşılaşıyoruz. Benzer durumlarla karşılaşan insanlar ve arkasından gelen bambaşka, hatta taban tabana zıt tepkiler ve bunlara eşlik eden davranışlar.

Galiba gerçek bu noktada tanımlanıyor. Bizim öykümüzdeki gerçek, külahta bir toptan daha az olan dondurmadan öte bir şey değil, ama dışarıdan görünen gerçek, yani algı bambaşka ve farklı. Üstelik de hem çocukların algısı, hem çocukları görenlerin algısı bambaşka, çocuğa kızanlar, anne babaya kızanlar, duruma üzülenler, dondurmacıdan yana olanlar.

Haydi, gelin taşıyın bu metaforu bugüne, iş yerinize, evinize, ilişkilerinize, yaşamınızın bütününe. Sonra durup bir düşünün, acaba elimde ne var, ama gerçekten ne var? Sonra bakın, peki bunu gerçeklik penceresinden görerek tanımlarsam nasıl tanımlarım acaba? Ardından sorun kendinize, peki ben şu anda ne görüyorum? Yani benim külahtaki dondurma konusundaki fikrim ve algım beni nereye getiriyor? Acaba farkındalıkla veya farkında olmadan tercihim ne olmuş? Peki, bu tercih ettiğim şey benim için yaşamaya değer mi, yoksa biraz daha mı düşünmeliyim üzerinde? Son karar tamamen size kalmış, ne isterseniz, hangisi anlamlıysa, sonuçta elbetteki sadece Seçmek İstediğiniz Sizindir!

 

Şu Meşhur Yapılacaklar Listeleri

todoBir zamandır mutluluk üzerine çalışıyorum, daha doğrusu olumlu duyguların insanın işletim sistemi üzerindeki etkileri üzerine çalışıyorum. Konu insanın kendisi olunca, mutluluk da otomatikman insanın olduğu her ortam için anlam kazanıyor, özel yaşam, iş yaşamı, eğlence zamanları, sıkıntılı zamanlar, tatiller…

Mutluluğu iş yaşamı dışında konuşmak sanki daha kolay geliyor herkese, ama konu işe gelince, işinde mutlu olmak çok ender bulunan bir duruma dönüşebiliyor, işinde mutlu olduğunu söyleyen insanlara da özenerek ve belki de biraz kıskanarak bakılıyor. Oysa herkes öyle ya da böyle çalışacağı işi seçerek başlıyor çalışmaya, neredeyse çeyrek yüzyıl süren insan kaynakları çalışmalarımda gözlediğim, müthiş de bir ilk gün heves ve heyecanıyla başlanıyor ilk iş gününe. Sonra bazı durumlar oluyor ve o ilk gün heyecanı kaybolmaya başlıyor, önce tanımsız bir duygu durumu deneyimlenmeye başlıyor, ardından da mutsuzluk ya da hoşnutsuzluk ya da sıkıntı diye adlandırılan bir durum. Pazartesi sendromları eşlik etmeye başlıyor bu duruma ve hafta sonu ve tatiller için yaşıyoruz cümleleri. Tanıdık gelen var mı?

Pozitif psikoloji ve olumlu duygularla ilgili çalışmalar gösteriyor ki, şartlar ve koşullar ne olursa olsun, sadece bakmayı seçtiğimiz yönü ve o baktığımız yönde de davranış şeklimizi doğru ayarlayarak içinde bulunduğumuz durumda olumlu duygu deneyimlemek, yani kısaca mutlu hissetmek mümkün. Bir sürü ve üstelik de uygulaması çok basit öneriler var iş yerinde mutluluğu destekleyecek, ama bir tanesi var ki bana çok iyi geliyor.

Yoğun çalışma temposunda olanlara tanıdık gelecektir, yapılacak işler o kadar çoğalır ve çeşitlenir ki, artık mutlaka listeler tutulmaya başlanır. Kimileri klasik usul kâğıt kalemlerle tutarlar, kimileri yeni teknolojinin nimetlerini kullanarak bilgisayar üzerinde otomatik takip edilen listeler oluştururlar. Bu listelerde dikkatimizi genellikle çeken, tamamlanmamış işlerdir. Hele liste bilgisayardaysa, yaptığımız işler hemen takipten düşer ve gayet motivasyon kırıcı biçimde tamamlanmamış olanlar önümüze düşmeye devam ederler. Önerim şu; elbette doğru takip ve zamanında iş için listelere ihtiyaç var, ama nelerin tamamlandığının ve oradaki çabanın da kendimiz tarafından fark edilmeye ihtiyacı var. Hatta liste dışı önümüze gelen ve aralarda tamamladığımız işlerin de farkındalığı gerekli. Neleri tamamladığımızı bilmek, sonuçlarını da önümüzde görmek, tamamlanmayan işlerin de tamamlanmasını kolaylaştırmak adına çok destekleyici olacaktır. Yani aslında durumu tam olduğu gibi ve dört bir yanından görmeye yarayacaktır. Eksik ve tamamlanması gereken işleri odağa alıp, resmin diğer yarısının dikkatten kaçmasını engelleyecektir. Kısaca yaptığımız işle ilgili olumlu duygularımızı da fark etmemizi kolaylaştıracaktır. Sadece küçük bir bakış açısı değişikliği ile iş yaşamınızda biraz daha iyi hissetmeye ne dersiniz?

Mutluluğu Ölçmek Neden Önemli?

measuringhappinessÜlkeler mutluluk ölçmeye başladılar. Mutluluk bakanlıkları kurulmaya başlandı. Dünyada mutluluk düzeyi ölçen araştırmalar yapılıyor. Mutluluğun ülkeler, toplumlar, kurumlar ve insanlar için nihai ve en temel amaç olduğu üzerine kurulu bir sürü araştırma yapılıyor. Mutluluğun başarıyı beraberinde getirdiği yüzlerce farklı deneyle bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Sözü edilen mutluluk bir anlamda esenlik, bir anlamda iyi hissetme hali. Mutluluk araştırmaları durumu bir adım daha öteye taşıyor ve paranın tek başına mutluluk belirleyicisi olmadığını kanıtlıyor. Huffington Post dergisi, mutluluk sosyal sermayenin de varlığı ile ortaya çıkıyor diyor son yazılarından birinde.

Tam bu noktada sosyal sermaye kavramını da mutluluk çerçevesinde biraz açmak isterim. Sosyal sermaye insanların birbirleri ile paylaşımları, birbirlerine katkıları, birbirlerine duydukları güven, birlikte ortaya çıkardıkları sonuçlar, birbirlerinden aldıkları güç ve destek, birbirlerine duydukları şükran duyguları olarak düşünülebilir. İnsan kendini gerçekleştirmek için bir topluluk içinde var olmaya ihtiyaç duyar ve sosyal olarak var olduğu topluluk içinde sahip olduğu değer ve ortaya koyduğu katkı ve kabul ile kendini çok güçlü hisseder.  Bu durumun ortaya çıkması beraberinde o en derinde hissedilen mutluluk halini, mutluluk değerini, mutluluk farkındalığını ortaya çıkarır. Mutluluk halinin ortaya çıkması, başarı ve iyi sonuçları kendiliğinden ortaya koyar.

Peki durum bu olduğuna göre neden kurumlar yatırım getirilerinin, karlılık oranlarının, faiz gelirlerinin, faiz giderlerinin, genel giderlerin analizlerini yaptıkları ciddiyetle kurumsal mutluluk analizlerini yapmıyorlar? Kurumda karlılık oranının düştüğünü görür görmez almaya çalıştıkları önlemler gibi, neden kurumsal güven, kurumsal mutluluk azalmaya başladığında onları analiz edip dengeleyecek önlemler almaya çalışmıyorlar? Farkında değiller mi acaba azalan kurumsal güveni yerine koyacak çalışmaları yapmak, sürekli analiz edilen karlılığı istenilen yönde etkiler, azalan çalışan mutluluğunu fark edip, mutluluk ve bağlılıkla ilgili çalışmalar yaparak azalan parçaları yerine koymak kurumsal başarıyı arttırır.

Şükürler olsun ki son yıllarda “insanı” konuşmaya başladı kurumsal dünya. Tırnak içinde yazdım, çünkü insanın kurumsal dünyanın en çok konuşması gereken olgu olduğuna inanıyorum. “İş” konuşmak elbette anlamlı, ama iş denilen şeyin kapsamında her ne varsa, onu yapan “insan” olduğuna göre, asıl konuşulması ve analiz edilmesi gereken kavramların, ne yaparsak insan ve iş uyumlanırı bulmak ve odağı, büyüteçi, her ne derseniz deyin, insan ve insanın esenliği ve mutluluğu üzerine çevirmek olduğunu düşünüyorum. Mutluluğun tanımından başlamak gerektiğini düşünüyorum önemle, mutluluk demenin elele tutuşalım, halkaya katışalım hali olmadığından hareketle, mutluluğun güven, huzur, keyif, anlam, birliktelik, katkı gibi çok güçlü değerlerin bir bileşkesi olduğundan başlamalı ve bu başlangıcın üzerine inşa etmeli kurumsal mutluluk kavramını. İnanarak ve tutkuyla mutluluk tabanlı iş modelleri geliştirmeli, tıpkı karlılık ölçer gibi mutluluk ve onun beraberinde getirdiği güveni de sürekli takipte tutarak, sonra da bir kahve eşliğinde ortaya çıkan somut sonuçları gözlemeli. Ne dersiniz?

Hayatı İleri Doğru ve Keyifle Yaşamak İçin 10 Öneri

denizDeniz kıyısında oturup ufka bakmak gibi bir şey aslında hayatı ileri doğru ve keyifle yaşamak, dalgalar denizi kıyıya doğru getirdiği halde, çok uzaklarda da aynı heybetle tükenmeden dalgalanabilmek gibi bir şey sanki, buluta, güneşe, yağmura karşın heybetle orada olabilmek. Hayata bu gözle bakmak için aşağıdakileri denemeye başlamak, eğer zaten yapıyorsanız, çoğaltmak nasıl gelir?

  1. Güne mutlu başlamak, mutlu olmak için mükemmel bir dünya tasarımı beklemekten vazgeçerek, o gün, o an sahip olunan ne varsa, zorluk ve sıkıntılara rağmen, mutlu başlamak, belki de bunu alışkanlık haline getirmeye çalışmak, çünkü sağlıkla alınan bir nefes bile bazen yeterli güne mutlu başlamak için, en azından bunu fark etmek
  2. Kendi bireysel sistemimizin sistem yöneticisi olan beynimizin nasıl işlediğini öğrenerek, beynimizi doğru yönetmek. Hani bilimsel olarak kanıtlanmış olan Plasebo Etkisi var ya, işte onu hayat boyu deneyimlemek
  3. Kendi duygularımızın, düşüncelerimizin, inanç ve alışkanlıklarımızın farkında olmak, bunların içinde kendi işimize yarayanların ve işimize yaramayıp baş ağrısı, mide ağrısı, hastalık yaratanların içimizden ayrılabileceğini keşfederek, işe yaramayanları zihnimizden dışarı atmak
  4. İlişkilerde ve iletişimde olumlu cümleler kullanmak, insanların kişiliklerine yönelik olumsuz eleştirilerde bulunmak yerine, davranışlara yönelik konuşmaya çalışmak, olumlu duyguların yaratıcılığı, verimliliği, seçenek çoğaltmayı ve öğrenmeyi kolaylaştırdığını bilerek iletişim kurmak, beklentileri net, açık ve sonuca yönelik ifade etmek, olumlu iletişim kurmanın hem kendimize, hem de karşımızdakilere katkılarını fark etmek
  5. Varsayımlarla veya başkalarının düşüncelerini tahmin ederek oluşturduğumuz senaryolar yerine gerçekleri anlamaya çalışmak ve bilinmeyenlerle uğraşmaktan ve onlara yönelik bir şeyler geliştirmeye çalışmaktan vazgeçmek
  6. Hataları dünyanın sonu olarak görmek yerine, yola devam ederken destek olacak dersler olarak görmek ve onlardan yarar sağlamaya çalışmak, bunu yapmak zor geldiğinde, en azından onlara takılmak ve orada kalmak yerine, ileri giden yolu açmaya çalışmak
  7. Burada yer alan maddeleri çalışma hayatlarımıza da taşımak, çalışma alanlarımızda kavgacı ve gergin toplantılar yerine mutlu toplantılar yapmak, toplantılara olumlu birkaç cümle ile başlamak, odağı kızgınlık ve kavgada değil de istenen ve beklenen sonuçlarda tutmak, güçlü ve olumlu iletişime odaklanmak, sadece ters gidenleri değil, olup biten iyi şeyleri de fark etmek
  8. Zamanın dünyadaki tek eşit kaynak olduğu farkındalığı ile, o eşit kaynak olan zamanın içinde kendimizi nasıl yönettiğimize iyi bakmak ve gerekiyorsa, kendimizi yönetme şeklimizle biraz ilgilenmek
  9. Her günün sonunda, o gün olan birkaç olumlu şeyi fark etmek, yazmak veya en azından sadece keşfedip düşünmek
  10. Günü geldiği gibi yaşamak yerine her anını fark ederek, güne sahip çıkarak ve insanları da bu yönde destekleyerek yaşamak

Kurumunuzun Mutluluk Bütçesinde Neler Oluyor?

mutlulukbutcesiKurumlar her yıl sonu yaklaştığında bir derde düşerler, acaba bu yıl kar ve zarar durumları ne oldu? Ne kadar kazanmayı planladık, gerçekten ne geldi? Masraflar ne durumda? Acaba gelecek yıl ne kadar paraya ihtiyaç var? Karlılığı arttırmak için gelirlerin ne olması, giderlerin nasıl yapılandırılması lazım? Bu konular saatlerce, hatta günlerce süren toplantıların konusu olur, o yıl kazanç durumu iyiyse, gelecek yıl daha fazlası nasıl olur konuşmaları yapılmaya başlar, eğer durumlar fenaysa, gelecek yıl masrafları kısalım, yoksa işler kötü konuşmaları yapılır. Buraya kadar olup bitenleri tanıdık bulmayan var mı?

Şimdi herkesi önce bir derin nefes almaya ve kurumsal bütçeye bambaşka bir yönden bakmaya davet ediyorum; bu kez kurumun mutluluk bütçesine bakmaya, kurumun içindeki olumlu ve geliştirici duygu, davranış ve yöntemlerle, negatif ve geriletici duygu, davranış ve yöntemlerin bütçe durumuna bakmaya davet ediyorum. Aslında en derinde sözünü ettiğim kurum içi mutluluk durumları. Son derece geri planda kalması olası olan, daha somut ölçülebilen paranın ölçümüyle giderek unutulması daha da mümkün hale gelen mutluluk durumlarından söz ediyorum.

Yapılan bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, bir kurumda çalışanlar mutluysa, o kurum içindeki uygulamalar olumlu duygu ve davranışlara zemin hazırlayacak şekilde yapılandırılıyorsa, yönetimin benimsediği felsefe “mutlu çalışanlar ve iyi iş sonuçları” ise, o kurumda “başarı, karlılık, iyi ve yeni fırsatlar, yaratıcı iş çözümleri” kendiliğinden ve doğal sonuç olarak ortaya çıkıyor. Bunu fark eden ve bilinçli olarak bu konuda çalışmaya başlayan kurumlar, kurumun gerçek en değerli kaynağının “para ve makinalar değil”, “insan” olduğunu anlamakta gecikmiyor ve asıl yatırımı insanın insan tarafını beslemeye ve güçlendirmeye yapmaya başlıyorlar. Bu taraf güçlendikçe, işini seven, Pazartesi sabahları işe gülerek ve mutlu gelen, yaptığı işi kendi işi gibi benimseyen ve işine sahip çıkan, yaptığı işteki anlamı keşfeden çalışanlarla işlerini yürüten bir kurum haline geldiklerini görüyorlar.

Yine bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, bir olumsuz duygu veya davranışın etkisini ortadan kaldırmak için en az 3 ve üzerinde olumlu duygu yaratmak veya davranış göstermek gerekiyor. Bu olduğunda kurumlarda mutluluk düzeyi artmaya başlıyor ve verimlilik, karlılık artmaya, iş sonuçları iyileşmeye başlıyor. Yani aslında mutluluğun etkisi ile istenen sonuçlar ortaya çıkıyor, yani sanki mutluluğun yan ürünleri gibi bir duruma geliyor kurumun ana hedefleri olan karlılık ve bol kazanç.

Bütün bunlardan hareketle aslında kurumlar yıl sonlarında ve yıl başlarında bütçelerini yaparken ve gözden geçirirken bir ana parametre daha ekleseler ve kurumlarının içindeki mutluluk durumunu da gözden geçirseler, bu durumu olumlu yönde destekleyen ve negatif yönde etkileyen neler var baksalar, mutluluk bütçeleri artıda mı, ekside mi tespit edip, bu bütçeyi de en azından denk bütçeye ve hatta artı yönde geliştirmeye yönelik neleri farklı yapmalıyız bulsalar, belki de yapabilecekleri en güçlü işi yapmış olurlar düşüncesindeyim. Bu noktada belki de İnsan Kaynakları Bölüm’lerinin en güçlü desteği, kurumun yönetiminde ve yönetsel stratejilerinde bu farkındalığı oluşturmak yönünde olmalıdır. Mutlu günler…

 

Bugün Güne Nasıl Başladınız?

Smile-14Bugün güne nasıl başladınız? Kiminiz işe gitmek üzere, kiminiz evde, kiminiz okulda? Aslında benim sorum tüm bunlardan bağımsız ve çok basit, “Güne nasıl başladınız?” Kiminiz yönetici, kiminiz çalışan, kiminiz anne, kiminiz baba, kiminiz çocuk, kiminiz kadın, kiminiz erkek, yalnız benim sorum bunlardan da bağımsız, yalın ve sade “Bugün güne nasıl başladınız?”

Hayattaysak, nefes alıyorsak, her gün yeni bir güne başlıyoruz, döngü böyle kurulu. Kritik nokta şu: güne nasıl başlıyoruz, nedeni de şöyle: güne nasıl başlarsak, öyle de devam etme şansı veya riski  mevcut, güne nasıl başlarsak kendimizi hep öyle hissetme olasılığı var. İngilizcesi “gratitude”, Türkçesi “şükretmek” diye geçiyor. Şükretmek, yani teşekkür etmek, yani her sabah uyanınca önce bir derin nefes almak ve o nefesi alabildiğine teşekkür etmek, sonra her türlü zorluk ve güçlüğe karşın ona eşlik eden olumlu neler olduğunu keşfetmeye çalışmak ve onlar için teşekkür etmek, sonra bedenimizin üzerinde bulunan yuvarlak biçimli başımızın ön yüzünün en alt kısmında bulunan  ve açtığımızda konuşmamızı sağlayan dudaklarımızın yavaşça yukarı doğru kıvrılmasını, yanaklarımızın iki yana doğru hafifçe esnemesini, gözlerimizin hafifçe kısılmasını sağlamak, yani gülümsemek, çok zor geliyorsa kendiliğinden gülümsemek, küçücük, kısacık bir geçmiş yolculuğu ile geçmişten sımsıcak, keyif ve huzur dolu bir anı hatırlamak ve onunla birlikte kıvırmak dudakları hafifçe yukarı doğru ve oradan gelen duyguyu içinde hissetmek. Güne öyle günaydın demek, evde öyle dolaşmak, dışarı öyle çıkmak, yönettiğimiz ekiple öyle selamlaşmak, bilgisayarın karşısına öyle oturmak, çocuğumuzu öyle kucaklamak, sevgilimize öyle sarılmak.

Teşekkür etmek, şükretmek, gülümsemek, hepsi olumlu duygularımızın varlığını bedenimize, beynimize yani kendimize fark ettirmenin en güçlü yolları. Olumlu duygular insanın büyüten, besleyen, geliştiren, yapabilir hale getiren, cesaretlendiren, artı bire taşıyan duygular. Yalnız bir insanı da değil, bunları deneyimlemeye başlayan o bir insanın etrafındaki insanları ve o insanların etraflarındaki insanları, neden mi, çünkü tüm duygular bulaşıcılar, tıpkı hızla yayılan bir virus gibi.

Üzücü bir haber; olumsuz duygular daha hızlı bulaşıcı ve ne yazık ki daha fazla kalıcı ve yorucu. Hiç fark ettiniz mi bilmem, çalıştığınız ofiste yöneticiniz kızgınsa, mutsuzsa, gerginse, bütün ekip ne haldedir? Evde siz sinirliyseniz, yakınınızdaki diğer insanların genel görüntüleri nasıldır? Evet bunlar bilimsel olarak da kanıtlanmış gerçeklikler.

Olumlu duygular bizi büyüten ve geliştiren duygular, olumsuz duygular bizi tıkayan, yoldan alıkoyan ve hatta hastalık yaratan duygular. Olumsuz duygular son derece kalıcı, çünkü beynimiz onları güçlü bir şekilde kaydetmemizi önemsiyor, çünkü aynı duyguyu tekrar yaşarsak duygusal olarak korunmamızı sağlamayı hedefliyor. Olumlu duygular son derece çabuk uçucu, ama tıpkı küçük besleyici mineraller gibiler, küçükler ama kaybolduktan sonra ihtiyaç duyduğumuz kaynaklarımızı ortaya çıkarmaya yarıyorlar. Güne olumlu duyguyla başladıysak ve onu korumayı başardıysak, daha üretken, daha keyifli, daha sevgi dolu, daha yaratıcı bir gün tamamlıyoruz.

Bugün sabah öyle kalkmadıysanız bile şimdi denemeye var mısınız, hadi birazcık kıvırın dudakları yukarı doğru, izin verin yüz kaslarınız yukarı doğru hareketlensin, gözleriniz hafifçe kısılsın, hadi gülümseyerek başlayın, sonra tüm farkedilecek ne varsa teşekkür edebileceğiniz onları fark edin ve bugüne öyle devam edin, ister ekibinizi yönetin, ister yemek yapın, isterseniz ders çalışın ya da hatta isterseniz uyuyun, ama mutlaka aradaki farkı fark edin…