Keyifli dinlemeler!
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Podcast by Nazlı Kılan Ermut

Yolda umutsuz adımlarla ilerliyordu. Ne acımasızdı umutsuzluk, sadece yaşam sevincini almakla kalmamış, adeta gözlerini de kör etmişti. Öylesine farkında olmadan atıyordu ki adımlarını, tam önünde duran yaşlı kaplumbağayı bile fark etmedi. Ayağı takıldı, düşmekten son anda kurtuldu.
Kaplumbağanın kızgın sesiyle kendine geldi. Şaşkınlık içinde kaplumbağaya bakmaya başladı. Konuşan kaplumbağa mıydı gerçekten?
“Ey insan evladı, umudu elinde tutmaya çalışmak tıpkı uçan bir balonu elinde taşımak gibidir. Balonla seni birleştiren ip elinde olduğu sürece, için coşkuyla dolar. Başını her gökyüzüne kaldırdığında balonunu görür sevinirsin. Dikkat etmez, sıkı tutmaz ve balonun ipini elinden kaçırırsan o renkli balon uçar gider. İşte umutla bağını koparırsan o da tıpkı uçan balon misali uçar gider elinden ve artık sana görünmez olur.
Umutla seni neyin bağladığını, umudu elinde tutmanı kolaylaştıran ipin neden yapıldığını bulmak senin sorumluluğun, tıpkı şartlar ne olursa olsun o ipi elinde tutmaya devam etmenin senin sorumluluğun olduğu gibi. Hem ipi bırakmak hem de elinden uçup giden umudun ardından göz yaşı dökmek çok anlamlı değil. Umutla senin arandaki bağı sağlamca kuracak ipi bulmaz ve bulduğun ipi sımsıkı tutmazsan, uçan balonun elinden kaçtığında kafanı gökyüzüne kaldırdığında zarifçe salınan balonunu göremediğin gibi, seninleyken içini hafifleten umutla buluşman da mümkün olmaz.”
Kaplumbağanın sözleri bir tokat gibi çarpmıştı yüzüne. Umudunu kaybettiren şeyin suçladığı hayat olduğundan eminken, umudu kendisiyle buluşturan ipi nelerin oluşturduğunu bulmanın ve o ipi asla elinden bırakmamanın onun sorumluluğu olduğunu söylüyordu kaplumbağa. Çocukken elinden kaçan uçan balonları anımsadı. Belki de haklıydı kaplumbağa. Kendi kendine mırıldandı, “düşüneceğim, evet söylediklerini düşüneceğim”.
Yürümeye devam etti. Bu defa attığı adımlar az öncekinden daha hafif geldi ona. Sanki bir şey eksilmişti. Buldu neyin eksik olduğunu, umutsuzluk yoktu attığı adımların içinde. Henüz aradığı umut da gelmemişti ama olsun, artık umudu bulabileceğine dair inancı vardı içinde.
Kıssadan hisse için üç ufak soru:
Umudun sizdeki karşılığı ne? Umutla sizi bağlayan, umudu elinizde tutmanızı sağlayan ip nelerden oluşuyor? O ipi elinizde sımsıkı tutmanızı neler destekliyor?
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Podcast by Nazlı Kılan Ermut
Taze demlenmiş kahve kokusu onu mutfağa davet ediyordu. Hiç ısrarcı olmayan, son derece nazik ve zarif bu davete icabet etmeyi ne kadar da çok sevdiğini düşündü. Elindeki işleri bir kenara bıraktı ve az önce demlediği sabah kahvesiyle buluşmak üzere mutfağa doğru yöneldi.
Mutfağa girdiğinde havada dans eden kahvenin kokusu az önceki davete icabet etmekle ne kadar iyi ettiğini düşündürdü. Buzdolabından sütü çıkardı, cezveye koydu. Ocağa koyduğu cezvedeki sütün ısınmasını beklerken kahve fincanını seçmeye karar verdi. Fincan dolabını açtı ve dolapta kendisine bakan renkli fincanların arasından göz kırpan mavi kahve fincanını seçti. Kahvesinin ve sütünün az sonra geleceğini, biraz beklemesini tembihleyerek mavi fincanı masaya bıraktı.
Tam o sırada cezveden gelen cızırtılı ses sütün ısındığını haber verdi. Ocağı kapattı. Kahve makinasından demliği aldı. Fincana kahveyi koydu. Süt için ayırdığı boşluğu cezvedeki sütle doldurdu. Cezveyi yıkamak için lavaboya doğru döneceği sırada gözlerinin fincanın içine takılı kaldığını fark etti. Kıramadı gözlerini. Cezveyi elinden bıraktı. Sütün ve kahvenin hiç itiraz etmeden birbirleri ile karışmalarını izlemeye başladı. İzlerken de bu itirazsız karışmayı daha önce nasıl olup da fark etmediğine şaşırdı.
Çok uyumlu görünüyordu kahve ve sütün karışmış hali. Oysa kökleri ne kadar farklıydı birbirinden. Biri topraktan gelen bir meyveydi, diğeri dört ayaklı bir canlının doğaya ikramı. Üstelik tıpkı kökleri gibi yolculukları da birbirinden farklıydı. Kahvenin yolculuğu ciddi bir değişim ve dönüşüm hikayesi barındırırken, süt formunu koruyarak tamamlıyordu yolculuğunu. Renkleri de farklıydı birbirinden, biri kahverengiydi, diğeri beyaz. Bunca farklılığa rağmen ortak bir zeminde (bir kahve fincanında), ortak bir amaçla (birisinin sabah keyfine eşlik etmek) bir araya geliyorlardı. Üstelik bu birlikteliğin içinde kendi varlıklarını gerçek bir uyumla koruyarak buluştukları fincana “sütlü kahve” isimli yepyeni bir imza bırakıyorlardı.
Fark ettiklerinin heyecanıyla fısıldadı
“İşte uyum aslında böyle bir şey, farklılıklara rağmen ortak zeminde, ortak amaçla, zerafet ve kabulle birbirini bütünleyebilmek, birlikteliğin ortaya çıkaracağı yenilere izin vermek ve keyifle hayata devam etmek.”
Mavi fincanını masadan aldı ve burnuna doğru yaklaştırdı. Fincandan yükselen güzel kokuyu bir kez de yakından çekti içine. Sütlü kahvesinden bir yudum aldı. Gülümsedi. Mutfakta geçen sütlü kahveli dakikalara teşekkür ederek az önce bir kenara bıraktığı işlerini tamamlamak üzere çalışma odasına doğru yöneldi.