🌟 Performans değerlendirme sistemleri çalışan gelişimi ve iş verimliliği açısından son derece değerli sistemler. Bu sistemlerin etkin kullanımını destekleyen önemli parçalardan biri de yönetici ve çalışan arasında yapılan değerlendirme görüşmeleri.
🌟 Bu bölümde değerlendirme görüşmelerinin daha faydalı olması ve böylelikle performans sisteminin de gerçek değerine ulaşması konusunda ipuçları paylaştık.
🌟 Bu bölümde dinleyenleri, Değerlendiren veya değerlendirilen tarafta olduklarında mevcut sistemlerin kullanımıyla ilgili fark ettiklerini, deneyimlerini gözden geçirmeye ve dahil oldukları performans yönetim süreçlerinin daha etkin kullanımı konusunda düşünmeye davet ediyoruz.
❓ Bir Sorum Var’da yeni sezon başlıyor. Bugün tam yetmişinci bölüme geldik. Bu bölümün sorusu, “Arbejdsglæde” nedir?
🌟 Bu bölümünde Danimarka’dan bir konuğumuz var, Alexander Kjerulf. Alexander Woohoo Inc.’de Chief Happiness Officer.
🌟 Alexander’la Danimarka dilinde İş’te Mutluluk anlamına gelen “arbejdsglæde” kelimesi hakkında konuştuk ve iş’te mutluluk kavramına hem günümüz hem de gelecek zaman pencerelerinden baktık.
🌟 Alexander’a bu güzel ve bilgilendirici sohbet için teşekkür ediyoruz.
🌟 Küçük de bir not: Bu bölüm diğer bölümlerden farklı olarak hem izlenebilir, hem de Spotify, Apple ve diğer podcast platformları üzerinden dinlenebilir formatta. İzlemek isteyenler için YouTube bağlantı linki:
Geçenlerde yazdığım bir yazıda, merak ve öğrenme arasındaki ilişkiden, merakın zihni özgürleştirme gücünden söz ettim. Yazıyı paylaştıktan hemen sonra da merak kelimesinin sözlükteki anlamından tam anlaşılmayan ve pek de pozitif olmayan bir anlamı daha olmasından yola çıkarak, bu anlam kapsamında merak duymanın mümkün olduğunca hayatın dışında tutulmasının önemini hatırlamak ve hatırlatmak gerektiğini fark ettim.
Merak dediğimizde aklımıza, yeni şeyleri merak etmek ve bu merak duygusunun doğurduğu öğrenme isteği gelse de merak ve onun doğurduğu öğrenme isteği yeni bilgilere yöneltilmekten uzaklaştırılıp insanlara ve onların yaşamlarına yönelmeye başladığında, sahip olduğu güçlü anlamı yitirme olasılığı taşımaya başlıyor.
Burada sözünü ettiğim merakı fark etmem, uzun yıllar öncesine, bir iş gezisi için ilk kez yurt dışına çıktığım günlere dayanır. Bir gün bir alışveriş sonrası ödeme yapmak üzere uzun bir kuyrukta beklerken, kimsenin birbirine bakmadığını, herkesin kendisiyle ilgili olduğunu fark edip ister istemez yakın zamanda kendi ülkemde beklediğim pasaport kuyruğu ile karşılaştırmıştım. Bizim pasaport kuyruğu, diğerlerinin ne konuştuğunu duymaya çalışanlar, önlerinde arkalarında olan insanların konuştuklarına karışanlar, birbirinin giysilerini gözünü dikip inceleyenler, yani birbirinin hayatını merak eden kişilerden bol miktarda barındırırken, burada gözlemlediğim kendi kendinelik beni çok şaşırtmıştı.
Merakla ilgili söylemek istediklerim de buradan doğdu. Merak iyidir ve bizi geliştirir cümlesi son derece doğru, ama başkalarının hayatlarına yöneltilen gereksiz merak, ne yazık ki içinde gelişim ve ilerlemeye dair pek bir şey barındırmadığı gibi, diğer kişilerin yaşam sınırlarının ihlali anlamına da gelme riski taşıyor. Hatta bana kalırsa kediyi öldüren merak da buna benziyor. Tam da bu yüzden kendi içimizde barınan merakı yakından takip etmek ve doğru tarafta durmasını sağlamak önem taşıyor.
Fotoğraf: Pollyanna’nın yazarı Eleanor Porter’ın doğduğu Littleton’da yer alan bronz Pollyanna heykeli
🌟 Mutluluk konu olduğunda temelde iki farklı görüşle karşılaşıyoruz. Birincisi mutluluğun iyi ve anlamlı yaşam için önemli bir temel malzemesi olduğuna inananların savunduğu görüş, ikincisi ise mutluluk kelimesini üzerinde konuşulması gereksiz bir kelime olarak görenlerin savunduğu görüş. Oysa mutluluk savunmaya veya reddetmeye gerek olmayan, insanın doğasında ve yaşamda ilerlemesinin zemininde yer alan önemli bir duygu ve değer. Üstelik pozitif psikoloji biliminin çalışma başlıklarından bir tanesi.
🌟Mutluluk gündeme gelince bu gündemin bir yerlerinde pembe gözlükleri ile anılan, şu anda 110 yaşına gelmiş olan çocuk karakter Pollyanna’yla ve Pollyannacılık diye anılan kavramla karşılaşmamak mümkün olmuyor.
🌟 Bu bölüm hem mutluluğa, hem de Eleanor Porter tarafından 1913 yılında çocuklara hayata olumlu bir bakış açısı ile bakabilme becerisini öğretmeyi hedeflemiş olan çocuk karakter Pollyanna’ya Nazlı Kılan Ermut’un kitabı “Pollyanna mutlu muydu?” eşliğinde yakından baktığımız bir bölüm oldu.
🌟 Beşinci sezonun final bölümünde dinleyicileri mutluluk kavramı ve kendilerinin mutluluk kavramına yönelik yargıları üzerinde düşünmeye davet ediyoruz.
Yeni bölüme Spotify’dan, Apple Podcasts’den ve Bio’da yer alan link üzerinden ulaşabilirsiniz.
Pek yakında tekrar buluşmak üzere, keyifli dinlemeler…
🌟 Yaşamda hareket kabiliyetini ve ulaşılmak istenen sonuçların ortaya çıkmasını destekleyenler arasında en parlayanlar hiç kuşkusuz doğru iletişim ve doğru iletişimle beslenen güçlü ilişki bağları.
🌟 Bu bölümde doğru iletişim konusunu masaya yatırdık. İletişimin ve ilişkilerin olmazsa olmazı olan dört temel beceriyi iş yaşamı bağlamında konuştuk. İyi dinleme, etraflıca bakma, doğru anlama ve kendini doğru ifade etme becerileri. Bağlam iş yaşamı olsa da başlıklar hayatın bütününe ait, yani her dinleyenin kendisine bu dört temel beceri özelinde dışardan bakmaya ve iyi bir öz değerlendirme yapmaya fırsat bulacağı bir bölüm oldu.
🌟 Öz değerlendirme yapıp tespitlere yönelik bir aksiyon planı yapmamak olmayacağı için, bölümü dinledikten sonra sizleri elinize bir kağıt kalem alıp doğru iletişimi güçlendirmek adına neler yapmak istediğinizi düşünmeye davet ediyoruz.
🌟 Hızlı değişimin hız kesmeden yoluna devam ettiği zamanlarda ilerlerken İK profesyonellerine de bu hızla uyumlu ve değişime destek olacak stratejiler geliştirme görevi düşüyor. Bu stratejileri geliştirirken iyi ve güçlü bir vizyon ve üstlenilecek rollerin netliği büyük önem taşıyor.
🌟 Bu bölüm, yeni dünya düzeni içinde İK profesyonellerinin durmak istedikleri yeri netleştirmeleri ve iş dünyasının değişmeyen ve değişen parametrelerine bakarak yeni düzeni tasarlama konusunda ihtiyaç duyacakları özellikleri masaya yatırmalarına yönelik bir bölüm oldu.
Bölümü, birkaç soruyla tamamladık. Bölümle ilgili düşünme sürecini desteklemek amacıyla sorduğumuz soruları buraya da eklemek isteriz:
❓Bu bölümde dinledikleriniz doğrultusunda sizde oluşanlarla baktığınızda, bugünden geleceğe İK vizyonunuzu nasıl tanımlarsınız?
❓Bu bölüm sonunda kendinize birkaç yeni hedef oluşturacak olsanız, bunlar neler olur?
❓Bu bölümde sıraladığımız terzi, kahin, elçi gibi metaforik İK rollerine ilave hangi roller gelir aklınıza?
Kitabımın içeriği zihnimde canlanmaya başladığında ilk ilham kaynağım Pollyanna olmuştu. Acaba Pollyanna gerçekten mutlu muydu?
Yazarken yaptığım araştırmalar beni Amerika’ya, Pollyanna’nın yazarı Elanor H. Porter’ın doğduğu Littleton kasabasına götürmüştü. Orada dünyada Pollyanna ruhunu yaşatmayı hedefleyen Pollyanna of Littleton’dan haberdar olmuş, bir Glad Club olduğunu öğrenmiş, ancak, yazma yoğunluğu arasında bu konu, sadece internet araştırması olarak kalmıştı. Ta ki geçen yıla kadar.
Geçen yıl internetten ulaştığım adrese, Pollyanna’nın ayak izlerini izleyen mutluluk ve pozitif psikoloji ile ilgili kitabımdan söz eden bir eposta gönderdim. Aynı gün Veronica Francis’den cevap geldi. Bir zoom görüşmesi planladık. Veronica, faaliyetleri ve “Glad Club” hakkında bilgi verdi, Eleanor H. Porter’ın hikayesini paylaştı, küçük sevimli dükkânı “Glad Shop”ı gezdirdi ve Glad Club üyeleri ile paylaşmak üzere kitabım hakkında bir kayıt yapmamızı önerdi. Çok heyecanlandım, çünkü bu öneri daha çok insana dokunabilme isteğimi, farklı bir yerde ve farklı bir dilde de yerine getirmeme imkân sağlayacaktı. Hemen bir plan yaptık. Ve bu sohbeti gerçekleştirdik.
Veronica’ya teşekkür ediyorum. Yakında o da benim konuğum olup neler yaptıklarını ve kendi hikayesini anlatacak.
*****
As I started to think about the contents of my book, Pollyanna was my first source of inspiration. I wondered if Pollyanna was truly happy.
During my research, it led me to America, specifically to the town of Littleton, where Eleanor H. Porter, the author of Pollyanna, was born. I discovered that there was a foundation in Littleton dedicated to keeping the spirit of Pollyanna alive around the world. However, because of my busy times, I had only explored this topic through online research. That was until last year.
Last year, I reached out via email to an address I found online, explaining my book and its connection to happiness and positive psychology on the footsteps of Pollyanna. The same day, I received a response from Veronica Francis. We scheduled a Zoom meeting. Veronica shared information about her activities there and the “Glad Club” she established. She also shared Eleanor H. Porter’s story and took me on a tour of her charming shop called the “Glad Shop.” Veronica suggested making an online interview about my book to share with the Glad Club members. I was thrilled because this opportunity would allow me to reach more people in a different place and language. We quickly made a plan and conducted the interview.
I am grateful to Veronica, and soon she will be my guest in my podcast and she will share her own story and their activities about Pollyanna.
🌟 Mutluluk üzerine epeyce konuşuluyor. Kimi zaman haklı, kimi zaman haksız pek çok şey yazılıp çiziliyor, ancak mutsuzluk kavramı genellikle arka planda kalıyor. Bir Sorum Var’ın bu bölümünde kısaca mutsuzluğa değinmek ve mutlulukla arasındaki ilişkiye bakmak istedik.
🌟 Bu bölüm biraz olumlu biraz olumsuz duygulardan, onların etkilerinden ve mutluluk, mutsuzluk ilişkisinden söz ettik.
İş ve özel yaşam arasındaki denge mevzusu uzun yıllardır hem şirketlerin hem de çalışanların gündeminde. İş yaşam dengesini sağlamak adına şirketler politikalar geliştirmeye çalışırken, çalışanlar bu dengeyi kurmakta zorluk çekebiliyorlar. Üstelik bu dengeyi mükemmel şekilde kurmada yaşanan zorluk zaman zaman yüksek düzeyde stres de yaratabiliyor.
Denge sözcüğünün metaforu genellikle terazidir. Denge denildiğinde bir kefeden eksiltme ya da diğer kefeye ilave etme eylemleri sonucunda aynı hizaya yani dengeye gelen bir terazi gelir gözümüzün önüne. Bu dengeli hizalanma ilk bakışta iyi görünse de içinde biraz da risk barındırır. Denge kurma çabası ile sürekli birinden alıp diğerine aktarılmaya çalışılan yaşam zamanları ve enerji, bu anlamda birbirinden rol çalmaya çalışan yaşam alanlarının çatışması ile sonlanabilir. Çünkü denge yaratma çabası eşit bir paylaşım sağlama arzusu doğurma riski taşır. Oysa hayat eşit paylaşım sağlama konusunda pek de iyi değildir. Hatta belki olmaması da gerekir.
Amazon’un kurucusu Jeff Bezos bu konuya değindiği bir konuşmasında iş yaşam dengesinden söz etmenin doğru olmadığını, onun yerine iş yaşam uyumunun ön plana alınması gerektiğini, çünkü bu ikilinin bir dairenin içinde yer alan iki alan olduğunu vurguluyor. Bezos’un sözleri, insanın ve sahip olduğu yaşamın iş ve özel yaşam olarak bölünmesinin mümkün olmadığı, insanın da sahip olduğu yaşamın da bir bütün olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Bu bütünün içinde denge kurmak adına bir parçadan diğer parçayı keskin bir şekilde ayırmaya çalışan tutum ve yaklaşımlar, ortaya çıkması beklenen olumlu sonuçların önündeki en büyük engelleri oluşturuyor.
Dengeye göre bakıldığında uyum daha doğal, sürdürülebilir ve esnek bir yaklaşımı beraberinde getirme ihtimaline sahip. Uyumun olduğu yerde olası denge bozulmalarını tolere etmek, bütüne odaklanmak ve deneyimin tadını çıkarmak daha olası oluyor.
Nasıl ki bir orkestra, çaldığı müzik parçasını tam da olması gerektiği gibi dinleyiciyle buluşturmak için zaman zaman bazı enstrümanların daha sessiz çalınarak diğerlerinin ön plana çıkmasını sağlamaya çalışırsa ve o sırada biz izleyenler oradaki uyumu rahatlıkla görür ve duyarsak, yaşamlarımız da kendi bütünlüğü içindeki uyumu sağlayacak benzer ayarlamalara ihtiyaç duyabiliyor.
Bu noktada iş ve özel yaşam arasındaki ilişkide peşine düşülen kavramı, denge yerine uyumla değiştirmek, üzerinde düşünülmeye değer bir konu gibi görünüyor. Üstelik iş yaşamında yerini hızla almakta olan Z kuşağı çalışanların esneklik ve özel yaşam konusundaki tercihleri göz önüne alındığında, bu konuda düşünmeyi pek de geciktirmemek gerekiyor.
🌟 Bu bölümde GAMA Holding İK ve Kurumsal Gelişim Grup Başkanı Ebru Ural Özkan’la pandemi sonrası iş yaşamının değişim ve dönüşümü üzerine konuştuk.
🌟 Pandemi sonrası çalışma düzenlerinin yeni yapısından, bu düzen içinde insan kaynaklarının rolünden ve gelecekle ilgili öngörülerden söz ettik. Sevgili Ebru, yeni şekillenen iş yaşamı içinde insan kaynakları profesyonellerinin değişimi gerçekleştirme ve yönetme süreçlerinde danışman, tasarımcı ve kolaylaştırıcı rolleri ile önemli bir yeri olacağını vurguladı.
Sevgili Ebru Ural Özkan’a katılımı için teşekkür ediyoruz.