Archive | Ekim 2015

Atatürk, Liderlik ve Cumhuriyet Bayramı

mustafa-kemal-atatürk_353333Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!

Ne güçlü bir cümle değil mi? Yarın toplantımız var, yarın yeni bir sözleşme imzalayacağız, yarın yeni fabrika açılışı var filan gibi geliyor kulağa, ama öyle değil, koskoca bir ülkenin kaderini oluşturacak güçte bir cümle, koskocaman bir cümle.

Sıklıkla lider tanımı yapmaya çalışıyoruz, soruyoruz “lider kimdir, lideri lider yapan özellikler nelerdir?” Bu tanım aslında çok yakınımızda. Sadece Atatürk kadar uzakta; Atatürk’e bakmak, davranış biçimini incelemek ve söylediklerini dinlemek lider kimdir sorusunun en doğrudan cevabı bana göre. Tıpkı Atatürk’ün kendi sözlerinde olduğu gibi: Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

Her zaman bir gelecek vizyonu olan, vizyonunu oluştururken günün şartlarını anlayan, kendi zihninde canlanan vizyonu, yani gelecek resmini etrafındakilere anlatan, o vizyonda yaşayacak herkesi işin içine katan, o vizyona, yani gelecek resmine nasıl gideriz sorusunun cevabı olan adım taşlarının ortaya çıkmasını sağlayacak alt yapıyı oluşturan, destekleyecek yol arkadaşlarını seçen ve vizyonun parçası olacak insanların içine inancı serpiştiren, değişimi görünür hale getiren ve gerçekleşmesini sağlayan insandır lider. Atatürk 1920 ve 30’lu yıllarda, savaşın, yoksulluğun, zorlukların olduğu dönemde tüm bunları yapan, o günden bugünü gören ve bugün bizlere yol açacak ipuçları söyleyen, toplumsal dönüşümü o günün şartlarında başarabilen ve bu dönüşümün içine ve hatta tam da ortasına insanı yerleştiren bir lider olmuştur. Atatürk, “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.” Diyerek atılacak en önemli adımın içine bile biz ve birliktelik olgusunu yerleştirmiştir, sadece bu cümlede bile onun ardından gelen nesillere, yani bizlere örnek olabilecek pek çok parça vardır.

Atatürk ülkemizi bizlere emanet ederken, aynı bakış açısını, aynı duyarlılığı, aynı vizyonerliği, aynı cesareti, aynı heyecanı, aynı inancı ve aynı güveni de emanet etmiştir. Bizler parçası olduğumuz toplumun içinde, bunları birey olarak yerine getirmeye devam ettiğimiz sürece ülkemiz güçle ayakta duracaktır, yani Türkiye Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır.

Sağol Atam bize öğrettiklerin için, hep birlikte nice 92 yıllara, nice Cumhuriyet Bayramlarına, barış, sevgi, huzur ve güven dolu…

Acaba Kurumsal Yaşamda Sistemler Neyi Yönetiyor?

Sistemler oluşturuyoruz yaşamın her alanında. Sistemlerin insanlar için oluşturulması temel prensipken, birden bire insanlar sistemler için oluşmuş gibi bir durum ortaya çıkıyor. Durum bu olduğunda insan sistemi yöneten olmaktan uzaklaşmaya başlıyor ve sistem esas yönetici oluyor.

Bir kesit alalım kurumsal yaşama bakalım. Bir şirket kuruluyor, daha kuruluşta başlıyor sistemleşme çabaları, çünkü sistemleşmek demek kurumsal olmak demek, kurumsal olunduğu zaman da standart ve düzenli işleyen bir yapı yaratmak demek. Bir anlamda elbette katılıyorum, çünkü sistemleşme keyfiyeti ortadan kaldırıyor, sistemleşme öngörüyü getiriyor, sistemleşme birlikte çalışma ve yaşama kurallarını ortaya koyuyor. Yani yararlı bir şey olduğu inkâr edilemez. Ancak benim kafamı karıştıran nokta o sistemin içinde “insan” kaybolmaya başladığında ortaya çıkıyor.

Kurumlarda insan yönetimi konusu neredeyse 30 yıldır benim konum. Eh bu konuları biraz bildiğimi söylemem de çok böbürlenmek sayılmaz diye düşünüyorum bunca yıldan sonra. İnsan yönetimi ile ilgili sistemlerin kurumsal yaşamın en kritik sistemleri olduğunu düşünürüm her zaman. Öyle ince çizgiler üzerinde yer alırlar ki, doğru yapılandırılıp, doğru çerçevelerle çizilip, gerçek amacı ile örtüşmesi sağlanıp, doğru aktarıldığında ortaya çıkan iş sonuçlarına, kurumun kendisini yenilemesine ve büyümesine katkısını ölçmek için metreler gerekir. Sıkıntı şu ki, eğer bu sistemler insan yönetmenin temelinde ne olduğu farkındalığı olmadan, sadece o andaki ihtiyacı gidermek, başka benzer kurumların yaptıklarını biz de yapalım demek veya yapılacaklar listesinde bir maddenin üzerini daha çizmek üzere ortaya koyuluyorsa, üç beş vakte kurumun elinde patlaması garanti sistemlere dönüşüyorlar.

İçinde bulunduğumuz farkındalık yüz yılında, “insan” kimdir, bir kurumda “insan”ın verimli ve yaratıcı, yani var olma sebeplerini yerine getirmesi için kurum olarak neler üzerine sistemler kurmalıyız sorularını sorarak yapılandırılan sistemler olmadığı sürece tam istenen iş sonuçlarına ulaşmanın mümkün olmayacağını fark etmek lazım artık. İnsan Kaynakları bölümü mü koyalım adını, insan değerleri mi olalım, yoksa personel yönetimi olarak mı kalalım sorularını sormak yerine, belki de çok basit iki parçadan bakmalı, iş yönetimi ve insan yönetimi. Son derece sade ve basit bir şekilde bu iki konuya odaklanmalı, ama önceliği insan yönetimi konusu almalı. İnsan yönetimi, “insan” sisteminin işleyişinden ve “insan”ın duygu ve değerlerden oluşan bir canlı olmasından hareketle nasıl şekillenmeli, iletişim, gelişim, eğitim, para meseleleri, bağlılık ve mutluluk konularında nasıl yöntemler olmalı? Bunlar net ve görünür olduktan sonra, yani zemin sağlamlaştıktan sonra sıra iş yönetimine gelmeli ve iş yönetiminin ilkeleri ne şekilde yapılandırılmalı, nasıl çalışmalı, nasıl toplanmalı, nasıl yönetmeli, nasıl hedef koymalı ve nasıl yürümeli soruları cevaplanmalı.

Lütfen bunlar da ne saçma şeyler demeden önce bir sakin düşünün, bugüne kadar iş yaşamında karşınıza çıkan herhangi bir problemi hatırlayın, konu her ne olursa olsun, sıkıntı insanla ilgili kurgularda mı, yoksa işin kendisinde mi? Eğer karşımıza çıkan sorunlar yaşamı zorlaştıran türdense, acaba bugünden geleceğe insan yönetimi nasıl olursa kurumlar daha rahat yol alır, neyi fark etmeye ve farklılaştırmaya ihtiyaç var? Bu sorular üzerinde biraz düşünmeye, ne dersiniz?

 

Bugün Mutlu musunuz?

mulumusunuzBuyurun size günün sorusu: Bugün mutlu musunuz? Haydi, biraz da açık uçlu hale çevireyim sorumu; bugün ne kadar mutlusunuz? Pek çok cevap duyar gibiyim, Ne alakası var şimdi? Mutlu olunacak bir durum mu var, ülkenin hali, işler güçler, çoluk çocuk? Önce bir her şeyi yoluna koyalım, hedefler tutsun, işler alınsın, oğlan sınavı kazansın, sonra düşünürüz. Artık gülüp duruyoruz ağlanacak halimize. Evet ya mutluyuz aslında, her şey yolunda.

Nereden aklıma geldi bu soru hemen sizinle paylaşayım. Hem insan kaynakları alanına çeyrek yüzyılımı vermiş olmamdan, hem koç olmamdan, hem de meraklı bir araştıran olmamdan hareketle, uzunca bir zamandır özel ilgi alanlarımın içinde pozitif psikoloji, mutluluk ve bu konuların yaşama ve insanlara yansımaları da bulunmaya başladı. İnsanlar mutlulukla ilgili ne düşünüyorlar acaba diye araştırırken en çok fark ettiğim durum, mutluluğa bakışın sanki ekmek alacak para yokken çok pahalı bir araba almak üzere harekete geçmek gibi bir şey olduğu algısının yaygınlığı oldu. İstisnalar yok mu, elbette var, mesela benim kızımın çok mutlu görünüyorsun, bugün ne oldu soruma verdiği yanıt güzel bir istisnaydı: hayatın kendisi mutlu olmak anne, özel bir şeye gerek yok ki. Kızımdan gelen cevaptan sonra bu soruyu hem kendime, hem de çevremdekilere sormamın iyi bir şey olacağına karar verdim. Zaten hafta sonuna başlamak üzere olduğumuza göre biraz kendimize yönelik kafa yormakta da sakınca yoktur diye düşünüyorum. Hem bu kafa yormalar her ne iş yaparsak yapalım, yaptığımız işe de son derece olumlu geri dönüşü olan kafa yormalar sakın unutulmasın.

İşte size birkaç soru, ister yetişkin olun, ister genç, ister çocuk, ister yönetici, ister çalışan, ister kadın, ister erkek, sorularım herkese uygun. Tek önemli nokta soruları kendiniz için içtenlikle yanıtlamanız (mümkünse yazarak ve saklamak üzere yanıtlamanız) ve sonra da verdiğiniz yanıtlar üzerinde son derece objektif analiz yaparak, bugünden önümüzdeki günlere uzanan yaşamınızda neleri değiştirmeniz gerektiğine karar verip, kararlarınızı not edip, sonrasında da harekete geçmeniz.

  • Mutlu olmak sizin için ne demek?
  • Mutlu olmak için bir hedefe ulaşmayı mı bekliyorsunuz? Varsayalım o hedefe ulaştınız, mutlu olma hedefiniz hemen bir sonraki hedefe mi erteleniyor? Yaşamda bu durumun varlığı size ne hissettiriyor?
  • Mutlu olmanın imkânsız olduğunu düşündüğünüz durumlar var mı? Eğer varsa, bu durumlar nasıl durumlar? Böyle durumları yaşarken neler düşünüyor ve neler hissediyorsunuz? Bu durumu değiştirip dönüştürmek için neler yapıyorsunuz?
  • Bugün mutlu olayım da bugünden sonrası ne olursa olsun diye düşünenlerden misiniz? Eğer böyle düşünenlerdenseniz, bu durum size ne hissettiriyor?
  • Sizin için mutluluk yaşamın akışında olmak, yani bugünde olanları fark etmek ve onların varlığı için teşekkür etmek ve hedeflerinize doğru giden yolda farkındalıkla ilerlerken mutluluğu fark etmek mi demek? Bu soruya verdiğiniz cevap size neler düşündürdü?

Lütfen önce mutlu olmakla ilgili tanımınıza, sonra da diğer sorulara verdiğiniz yanıtlara bir bakın.

Ben de daha önceden oluşturduğum tanımlara ek olarak bugün bir mutluluk tanımı daha oluşturdum: Mutluluk aslında iyi hissetme halidir, yani sadece bir sonuç değil, hepimizin kendi seçimlerimiz ve düşünce biçimimiz doğrultusunda ulaştığımız bir haldir. Mutluluk farkındalıkla yönetildiğinde yaşamımıza, yaşamı yaşama biçimimize ve yaşamı birlikte deneyimlediğimiz ailemize, çalıştığımız kurumlara, yönettiğimiz ekiplere, parçası olduğumuz ülkeye çok katkı sağlayacak bir haldir aslında. Mutluluk bireysel yaratıcılık, bireysel gelişim, yeni fikirler ve yeni adımların ortaya çıkmasını destekleyen çok güçlü bir itici güçtür. Bu tanımdan ve sorulara verdiğiniz cevaplardan da hareketle bugünden itibaren yaşamınıza mutluluğu daha fazla katmak ve mutluluğu deneyimlediğiniz halleri daha fazla fark etmek adına neler yapacağınızı kendi kendinize yazmanızı rica edeceğim. Sonrasında da bunların yaşamınıza neler katacağını bir fark ederseniz gerçekten müthiş olur.

Herkese iyi hafta sonları…

Öz Değerlendirme Hakkında Bir Yazı

Sevgili yöneticiler ve sevgili liderler bugün biraz da kendimize bakma günü olsa diye düşündüm. Aslında eminim her gün en az bir kere bir şekilde dış görüntümüze bakıyoruz. Zaman zaman davranışlarımıza ve düşüncelerimize yönelik öz değerlendirme de yapıyoruz, ama bazen yoğunluk, bazen alışkanlıklar, bazen hızlı olma ihtiyacı, bazen de kontrolü elden bırakma kaygısı bu öz değerlendirmelerin yapılmasına izin vermeyebiliyor. Oysa hem kendi yaşamımızın lideri olmak için, hem de varsa yöneticilik şapkamızın getirdiği yönetsel lider rolünü doldurabilmek ve örnek olmak için birinci yapmamız gereken öz değerlendirme becerimizi kullanmayı alışkanlık haline getirmek diye düşünüyorum. Alışkanlık kelimesini özellikle kullandım; nedeni de şu: öz değerlendirme becerisi “insan” olmanın her birimize doğuştan getirdiği, yani iç sistemimizde var olan bir beceri, çünkü yaşamımızı yönetmek konusunda bize destek sağlayan en güçlü araç olan beynimizin yapısı, kendimize dışarıdan bakıp görüp fark ettiklerimizi analiz edebilmemize olanak sağlıyor. Peki, bu beceri var ancak biz bunu her zaman kullanıyor muyuz? Benim bu soruya cevabım ne yazık ki evet değil. Zaman zaman “ben hata yapmam, başkaları kendisine baksın” düşüncesi çok baskın olabiliyor, zaman zaman “bunca işin arasında ne öz değerlendirmesi, bir de ona mı vakit ayıracağız” düşüncesi öne çıkabiliyor, bazen de “hiç de aklıma gelmemişti ki bu durumda bir de kendime dönüp bakmak” cümlesi dökülüveriyor ortaya.

Bilimsel olarak da biliyoruz ki alışkanlıklar tekrarlanan ve içinde kendimize bir yarar bulduğumuz davranış ve düşünceler sonrasında ortaya çıkar ve sonra da tamamen otomatikleşerek, fark etmeden, düşünmeden yapılır hale gelirler. Acaba öz değerlendirme yapmanın yararı ne olur ki bunu da bir alışkanlık şekline getirebilelim? İşte benim aklıma gelenler:

  • Öz değerlendirme yapmak diğer insanların “beni” nasıl gördükleri konusunda bir fikir sahibi olmak konusunda çok güzel bir yöntemdir.
  • Öz değerlendirme yapmak kendimize objektif bakmanın bir aracı olacağı için gerçekten güçlü olduğumuz yanları keşfetmeye fırsat oluşturur.
  • Öz değerlendirme yapmak yaşamımızı zorlaştıran ve kısıtlayan alışkanlık ve inançlarımızı fark etmek ve onları değiştirmek veya tümüyle hayatımızdan uzaklaştırmak konusunda bir anahtar gibidir. Bu anahtarı kullanarak bakış açımızı değiştirmek, gözümüzün önünde görüşümüzü bozan gölgeleri ortadan kaldırmak mümkün olur.
  • Öz değerlendirme yapmak otomatikman empati yapabilme yetisini de beraberinde getirir. Kendimize ve yaşadığımız durumlara dışarıdan bakıp analiz ederken, bu duruma dahil olan diğer kişilerin de neler deneyimlediklerini anlamak konusunda epeyce ipucu verir.
  • Öz değerlendirme yapmak ben neleri farklı yaparsam hem kendi yaşantıma, hem de ortak yaşam sürdürdüğüm alanlara daha fazla katkı sağlarım sorusunu cevaplama konusunda güçlü katkı sağlar.
  • Öz değerlendirme yapmak kendimize bütün olarak bir çeki düzen verebilmeyi destekler.
  • Öz değerlendirme yapmak bireysel gelişimin temelini oluşturur.

Bu maddelerden hareketle, bugün sadece fiziksel olarak değil de bütünsel olarak, yani davranış ve düşüncelerinizi de işin içine katarak kendinize bakmaya ne dersiniz?

Keyifli Bir Filmin Bana Fark Ettirdikleri

The_Intern_PosterSon zamanlarda izlediğim filmlerde, okuduğum kitaplarda, katıldığım toplantılarda “Burada benim için ne var?” sorusunu sorarak yola çıkıyorum, fark ettim ki eskiden olduğundan daha keyifli ve anlamlı vakit geçiriyorum hem orada olup, hem de bu sorunun yanıtlarını ararken. Dün de bir film izledim, sonra da fark ettiklerimi paylaşmak istedim.

İzlediğim film, Robert De Niro ve Ann Hathaway’in başrolde olduğu, 2015 yapımı Stajyer (The Intern) isimli bir filmdi. İçinde bana göre çok anlamlı ve gerçek hayata yansıtabileceğimi düşündüğüm mesajlar vardı. Bu mesajların yanı sıra, çalışma yaşamının değişen yüzü ile ilgili esprili, ama uygulanabilir, güzel fikirler de vardı.

Filmde fark ettiklerimden bazılarını paylaşmak isterim:

  • Bana çocukluğumdan beri çok saçma gelen, ancak zaman zaman toplumsal olarak ciddi bir yargıya dönüştüğünü düşündüğüm yaşlanma kavramının aslında insanın zihninde olduğu ve kararlılık, istek ve inanç olduğunda yaşlanmanın sadece yaş almaktan ibaret olduğunu bir kez daha düşündürdü.
  • Gelişen teknoloji, online sistemler, sosyal medya ne kadar gerekli olsa da, insana dokunmanın, karşılıklı iletişimin, birbirini anlamaya çalışmanın yerine geçemeyeceğini bir kez daha hatırlattı.
  • Yaş ve statü farklılıklarının, ortak konu ve paylaşımların varlığında ve ön yargıların yokluğunda nasıl da kendiliğinden yok olduğunu çok güzel örnekledi.
  • Bireysel değerleri doğru önceliklendirmenin, tam da istenilen yaşamı deneyimlemek konusunda ne kadar kolaylaştırıcı olduğunu tekrar gözüme soktu.
  • İnanç ve mutluluğun varlığında, başarının kendiliğinden ortaya çıkacağını birçok noktada vurguladı.

Filmi izlerken benim için en güçlü farkındalık, bu dikkatimi çeken noktaların aslında içsel olarak hepimiz tarafından bilindiği ancak uygulama noktasında zorluklar olduğunu hatırladığım anda ortaya çıktı. Dedim ki kendi kendime, bunlar insan olmanın özünde olan bilgiler, bilgelikler, zaman içinde unutulsa da, aslında bir parmak şıklatıp çağırabileceğimiz kadar da hala bizimleler. Var mısınız her birini tek tek geri çağırmaya, eğer zaten sizinleyseler, daha çok ve daha farkındalıkla kullanmaya?