Tag Archive | resilience

Yeşil Yapraklım

Fotoğraftakileri tanıştırayım: Yaklaşık dört yıldır bizimle olan Yeşil Yapraklım isimli saksı çiçeğim ve sevgili kedi kızımız Fıstık. (Bu yazının ana kahramanı fotoğrafta gördüğünüz saksı çiçeği olacak, anlatacaklarımda kedi kızımız yer almıyor, ama olsun, madem fotoğrafta çıktı, onun da adı geçsin istedim.)

Bu sabah yaptığım balkon turum sırasında saksıdaki çiçeğimin açmak üzere olduğunu görünce ne kadar mutlu oldum anlatamam. Diyeceksiniz ki ne var bunda bu kadar sevinecek, bütün çiçekler açar. Elbette haklısınız, genelde bütün çiçekler açar açmasına da, benim bu çiçeğim evimize dört yıl önce üzerinde renkli çiçekleri ile gelmiş, ancak o çiçekler döküldükten sonra bir daha hiç çiçek açmamış, sadece yemyeşil yapraklarıyla hayatını sürdürmüştü. İşte o yüzden de adını Yeşil Yapraklım koymuştum.

Bu bahar, sevgili Yeşil Yapraklımın tekrar çiçeklenmeye karar verdiğini görünce epey bir düşündüm. Yeşil Yapraklımın tomurcuklarının bana doğanın muhteşem bilgeliğini bir kez daha hatırlattığını fark ettim. Hiç bir müdahale gerektirmeyen, akışla yol alan, kendiliğinden olanların olmasına izin veren bir bilgeliği bir kez daha fark ettiren düşüncelerle doldu zihnim. Dört yıldan sonra artık yeşil yapraklımın çiçek açacağından ümidimi kesmişken, ondaki kararlılığa ve dayanıklılığa işaret ediyordu düşüncelerim.

Benim güzel yeşil yapraklım vazgeçmemişti hayatta olmaktan, çiçek açmadan geçen dört yıl onu kuvvetle ayakta durmaktan ve balkonumuzu keyiflendirmekten alıkoymamıştı, sabır ve kararlılıkla saksısında büyümeye devam etmişti. Ne geçen mevsimler, ne de yanı başında çiçek açan diğer saksılar hevesini kırmamışlardı. Beklemişti, neyi, neden bilmiyorum, ama beklemişti. Belki de kendi seçimiydi beklemek, belki de bir süre çiçek açmadan beklemek istemişti, kim bilir.

Durum her neyse, durumun ne olduğunu ancak Yeşil Yapraklım biliyor. Benim bildiğim bir şey var, Yeşil Yapraklım bu sabah benimle göz göze geldi ve adeta fısıldadı, hadi gözün aydın, geliyor senin renkli çiçeklerin. Biraz da kararlılık, azim, seçimler, akışta olma, yeniden çiçek açma cesareti gibi konularda bilgi paylaştı sanki. Siz ne dersiniz?

Yaşamda İlerlemek

Hiç betonun içinden çıkmayı başarıp çiçek açmış bir bitki gördünüz mü? Ben çok görürüm ve merakla incelerim, çünkü yaşamda kararlılıkla, vaz geçmeden ve her türlü zorluğa rağmen ilerlemenin en güzel metaforudur benim için o bitki ve açmayı başardığı çiçek.

Üzerinde çok kafa yorduğum bir sorudur; Acaba ne olursa bütün insanlar her türlü zorluğa rağmen kendi yaşam yollarını kararlılıkla, vaz geçmeden ve hatta çiçek açarak yürürler?

Bu konuları araştırdıkça, insanın insanı anlama çabası dünya var oldukça sürecek bir çaba olacak diye düşünüyorum. İnsana dair merak arttıkça, insanı çalışan bilim dalları giderek daha fazla ve daha çeşitli bilgi üretiyorlar.

İnsana dair yapılan çalışmalar, duyguların davranışlar ve yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ile ilgili oldukça detaylı sonuçlar sunuyor. Bu araştırma ve çalışmalar açıkça gösteriyor ki insan duygu varlığı ve duyguların insan sistemi üzerinde bazı otomatik ve tanımlı etkileri var. Ve yine bilim gösteriyor ki, insanı insan yapan en önemli özellik, bu otomatik ve tanımlı etkilerin farkında olmak ve onları yöneterek yaşamda kararlılıkla ilerlemek.

Duyguları iki ana grupta anlatıyor bilim; olumlu duygular ve olumsuz duygular. Her iki duygu grubunun da davranışlar üzerinde bir takım otomatik etkileri var. İyi bir şeyler deneyimlendiğinde ortaya çıkan sevinç, mutluluk, huzur, coşku gibi olumlu duygular insanı geliştirirken, aksi ve ters giden olaylar sonrasında ortaya çıkan üzüntü, kızgınlık, kaygı, korku gibi olumsuz duygular insanın kendini kapatıp korumaya almasına ve kısıtlı seçeneklerle yaşamasına neden olabiliyor. Bunun yanı sıra, yaşanan olumsuz deneyimler sonrası ortaya çıkan olumsuz duygular, diğer tüm mevcut duyguları otomatik olarak ortadan kaldırabilecek bir “yok etme” etkisi yaratabiliyorlar. Bu etki devreye girdiğinde insan sadece o andaki olumsuz duyguyla başbaşa kalarak, vaz geçme ve devam etmeme kararları verebiliyor..

Duygularla davranışlar arasındaki otomatik işleyiş zaman zaman kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı olabilirken, olumsuz duygu deneyimlenen durumlarda dikkatle incelenmesi gereken bir durum ortaya çıkabiliyor. Bunun nedeni de az önce söz ettiğim ve farkındalıkla yönetilmesi önemli olan, olumsuz duyguların “yok etme” etkisi.

Otomatik sistemden gelen “yok etme” etkisinin aslında niyeti oldukça iyi, olumsuz giden durumlarda insanın kendisini hızla koruma altına alması için sadece olumsuzu görmesini ve böylelikle bir iki seçenek arasında hareket etmesini sağlamak. Belki en basit haliyle bir tür acil durum modunu harekete geçirmek niyet. Bu modun harekete geçmesi insanın kendini korumaya alması adına çok değerli, ama hemen arkasından, normale dönmeyi başarmak ve sonra hızla tekrar yola koyulmak ve ilerlemeye devam etmek kısmı da bir o kadar değerli.

Koruma modundan kurtulup, ilerleme moduna geçmeyi başarmaya, tek bir kelime ile Türkçe’sini ifade etmekte zorlandığım, “resilience” deniyor. Resilience’ın bana göre en basit karşılığı bütünü görme, esnek olma ve kararlılıkla tekrar yola devam edebilme becerilerini harekete geçirebilmek. Yani insanın sahip olduğu en güçlü özelliklerden biri olan kırılmadan eğilebilme ve yeniden orjinal hale ve hatta daha iyisine doğru dönebilme kapasitesini kullanmak.

Resilience’ın kendini gösterebilmesini destekleyen en güçlü kavramlardan biri gerçekçi iyimserlik kavramı, çünkü sanki karışan ortalığın şöyle bir derlenip toparlanmasını sağlıyor.

Gerçekçi iyimserliği, başımıza gelenlere daha objektif bir gözle bakmamızı sağlayan bir tür bütünü görme becerisi olarak tanımlamak mümkün, yani tek başına iyimserlikten, bardağın sadece dolu tarafını görmekten daha farklı bir tanımı var. Bu beceri en yalın haliyle bize şunu söylüyor, başına geleni anla, o an için ne hissediyorsan hissetmeye izin ver, sonra dur, dışardan bak ve incele, yaşadığın durumun bütününde neler olup bitiyor, yaşadığın zorlu durumun yanında ve beraberinde neler oluyor fark et, fark et ki olumsuzun “yok etme” etkisini ortadan kaldırabilecek neler var keşfedebil ve sonra da bu keşifle ve elindeki tüm kaynaklarla bugünden sonra neler yapmak istediğini, nelerin senin için önemli olduğunu bul veya hatırla ve sonra tekrar yola devam et. Fark ettiğiniz gibi gerçekçi iyimserliğin de, olumsuz duygunun yarattığı “yok etme” etkisini ortadan kaldırabilme gücü var. Bu sayede resilience’ın ortaya çıkmasına da alan açmış oluyor.

Çocukluğumdan beri yaşamda yol almanın ve bu sayede de gelişmenin en temel insan sorumluluğu olduğuna inanırım. Hal böyle olunca, insanın yaşam yolculuğunda yaşadığı her türlü zorluğa karşın ileri doğru gitmesini sağlayan güçlü destekçilerinden biri olan “resilience” becerisinin, insan olma özellikleri ile birlikte içimizde var olduğunu sürekli hatırlamanın son derece önemli olduğuna inancım da sonsuz hale geliyor. Çünkü böyle olduğunda, tıpkı betonun içinden yılmadan dışarı uzanarak çiçek açmayı başarmış bitki gibi, insanların da yeşerip, çiçek açabileceğini biliyorum.

Sizler de benim gibi düşünüyorsanız, bugün kendinize aynada bakıp, “resilient” olmak (yani zorlu durumlarda vaz geçmeden yola devam edebilme becerisini harekete geçirmiş olmak) konusunda kendinizi biraz gözleseniz neler fark edersiniz? Peki “gerçekçi iyimser” olma konusunda ne gözlüyorsunuz kendinizde? Bu becerileri yaşamınızda daha fazla deneyimlemek adına neler yapmak istersiniz? Bu sorular üzerinde biraz kafa yormaya ne dersiniz?

Bu Hafta İçin Bir Hikaye

hikayeBu haftaya bir hikaye ile başlasak dedim. Hatta hikayenin kahramanı da, hikayeyi okuyan kişi olsa…

Bir sabah uyandınız, hikaye bu ya, baktınız ki gün tam istediğiniz gün. O günün, hatta o haftanın kabaca bir fotoğrafı zihninizde, o fotoğrafın içinde kendinize de yer var, hem işlerinizi yürütüyorsunuz, hem özel yaşam tarafında istediklerinizi. Zor işler ve zamansızlıklar da var içinde, ama hepsinin üstesinden gelebileceğinizi biliyorsunuz. Sıkı bir toplantı da var içinde, hem de zorlu müşterilerle ve sizin yöneticilerle, ama cebinizde toplantıların sonuçlarına göre yürüyeceğiniz yol planınınız da var. Hatta bir kaç arkadaş görüşmesi ve biraz kendinize zaman bile ayarlanmış durumda. Hazırlanacak rapor ve bilgi yazıları için kafanızın içinde bir tasnif yapılmış bile. Geçen hafta sıkıntılı geçmiş ve beklediğinizin yarısı düzeyde bir sonuçla tamamlanmış iş konusunda sabah ekiple yapacağınız ne öğrendik toplantısı da size heyecanlandırıyor. Ne öğrendik toplantılarından sonra yaşanan çalışma temposu ve gayret her zaman size keyif veriyor. Başardım mı, başaramadım mı sorusu çok gerilerde kalmış. Artık yapmak istediklerinizi doğru tanımlayıp hedefe giden yolları bilmek ve onlara doğru gitmek yeni seçtiğiniz yöntem. O istediğiniz güne doğru yola çıkmadan kendinize bir göz aynada bakıyorsunuz ve gözlerinizin içindeki o meraklı umudu fark ediyorsunuz. Bakalım bu hafta neler olacak merakı ve ulaşmayı hedeflediklerinize doğru olan güçlü umut. Kendinize tanımladığınız yeni misyonu da cebinize koyup kapıdan çıkıyor ve sabah yürüyüşünüzle ve temiz havayı içinize çekerek başlıyorsunuz yeni haftaya. Ha ne mi o yeni misyon; eskiden kendinize ve başkalarına yaydığınız korku, kaygı ve endişe yerine, artık içinizde hissettiğiniz güveni, cesareti, umudu, kararlılığı, her neredeyseniz orada olmaya ait sevgi ve sevinci etrafınıza yayma ve bunun sonuçlarını keyifle izleme misyonu. Başarmak, başaramamak, her şeyin mükemmel olmasını sağlamak yerine, ben neler yapacağımı biliyorum, elimden geleni, hatta onun da en iyisini yapıyorum ve sonuçlarını merakla, yalnız kaygılı değil, meraklı merakla bekleme misyonu. Tam da yeniden anlamını keşfettiğim ve bence tek bir kelimeyle Türkçe’de karşılık bulmayan “resilient” olma, yani umutlu, yılmayan, cesaretli, esnek, iyi hissetmeyi bilen, gayretli, güvenli ve olup biten iyi ve kötü her şeyin farkında olma misyonu.

Hikayedeki kişi olmayı denemeye, zaten öyleyseniz sürdürmeye ne dersiniz?

Bir Konferansın Ardından -1 “Sevgili Dilek Öğretmen”

konferans23 Mart 2016’da Power of Happiness grubu tarafından İstanbul’da düzenlenen İş’te Mutluluk – Zor Zamanlarda Mutlu Olma Sanatı başlıklı konferansa katıldım. Tam da benim üzerinde epey çalışıp kafa yorduğum konulara yönelik olduğu için orada olmak da çok ilgimi çekmişti.

Konferansın teması “resilience” yani tam da Türkçe karşılığı olmadığını düşündüğüm ve birden çok kelimeyle bana anlamlı gelen bir temaydı. Birden çok kelime ile diyorum, çünkü bence çok kapsamlı bir sözcük, esneklik, vaz geçmeme, tekrar ayağa kalkma, güçlü ve kararlı olma, yapabilir olduğunu hissetme gibi bir çok destekleyici özelliği içinde barındıran bir sözcük resilience. Bence her birimizin içimizde bir yerlerde yakalayıp, bulup çıkarıp, bir an önce de kullanmaya başlamamızın önemli olduğunu düşündüğüm bir kelime.

Konferansta konuşulanlardan söz etmek de istiyorum, çünkü kendime aldığım bir çok not ve üzerinde çalışmaya karar verdiğim fikir vardı gün boyu, ama bugün değil. Bugün daha önce sosyal medya aracılığı ile farkına vardığım, o gün de beni çok etkileyen, ama dün dinlediğimde güç veren, umut veren, içimi ısıtan, tutkuyu, sevgiyi, bağlılığı, yaratıcılığı, yani şu bangır bangır bağırdığımız insan olmanın nasıl bir şey olduğunu tam anlamıyla gösteren sevgili Dilek Öğretmen’den, Dilek Livaneli’den söz etmek istiyorum. Çünkü onu duymayan varsa ben de duyurayım istiyorum, bir kişi yaptıysa herkes yapabilir, hepimize örnek olsun istiyorum, hepimizin içinde o tutkunun yakalanmasının çok değerli olduğunu biliyorum.

Konuşmalarından onu tanıdığım kadarıyla anlatacağım Dilek Öğretmeni. Samsun’un Çarşamba ilçesinde, Kumköy İlkokulu’na müdür yetklili öğretmen olarak atanmasının ardından bize dün anlattıklarından bende kalanlardan söz edeceğim kısaca, sonra da diyeceğim ki araştırın internetten Dilek Öğretmeni, bakın inceleyin, insan isterse neler yapabiliyor sıkı sıkıya tutunduğu ve inandığı ve içinde anlamı keşfettiği bir şeyler için.

Dilek Öğretmen kocaman bir hayalle çıkmış yola, köyleri cazip hale getirmek. Ardından da köy okulunu cazip hale getirmek üzere çalışmaya başlamış hayaline giden yolda. Yaptıkları saymakla bitmiyor, bir yerlerde konuşurken duyarsanız, mutlaka gidin dinleyin veya izlemediyseniz 20 dakika ayırın ve “Bir Dilek Yetmez” başlıklı TEDX konuşmasını internetten bulup izleyin, içindeki tutkuyu ve heyecanı görmenin en iyi yolu bu.

Öyle güzel cümleler söyledi ki dün bize. Dedi ki, bilgiye ulaşmasını teknolojiyle sağladık çocukların, ama asıl gülümsemelerini sağlayarak sevgiye ulaşmalarını, mutlu olmalarını sağladık. Dedi ki, köy okulunu köyün yaşam alanı haline getirdik, iletişim, komşuluk ilişkileri güçlendi. Anneleri okula çektik, okulumuza anne eli değdirdik dedi. Ben ilkokul öğretmeniyim, çocuklara ilkleri yaşatmalıyım dedi. Onları hem sanat, hem kültür, hem spor, hem bilim, hem doğa, hem eğlenceyle tanıştırdığını anlattı. Engellilerle projeler yaparak çocuklarda bu konuda farkındalık yarattıklarından söz etti. Her şeye ragmen çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var diyerek çok güzel bir mesaj verdi.

Sonra hayalini destekleyen Kadın ve Yaşam projesinden söz etti.Köyde okuma yazma bilmeyen kadın kalmadı dedi, kadınlara aile eğitimleri verdirdik dedi, köye opera getirdik dedi, kadınlar gününde kadınlarımız şiir yazıp, şiir okudular dedi. Kadınlarımıza meslek edindirme atölyesi düzenledik, bir meslekleri oldu, para kazandılar dedi.

Dilek öğretmenin yaptıklarını dinlerken konuşma boyunca kalbimin gümbür gümbür çarpmasını, gözlerimin dolup dolup boşalmasını, tutkunun ve yürekteki heyecanın davranışa geçmiş halini görmenin verdiği mutluluğun nasıl bir şey olduğunu anlatamam. Salonca ayakta alkışladık onu ve başardıklarını. Dilek Öğretmen gerçekten bir köye ilkleri yaşatan bir öğretmen. Dilek Öğretmen konferansın teması olan hani şu benim bir sürü kelimeyle tanımladığım resilience’ın ayaklı örneği bana göre.

Bireysel lider olmak, sevdiği işi yapan ve/veya işini seven çalışan olmak, ilişkileri farkındalıkla yönetmek, sabit değil de gelişimi destekleyen zihin yapısından bakmak gibi üzerinde konuştuğumuz bir sürü konuya çok güzel bir örnek sevgili Dilek Öğretmen. Ama hepsinin ötesinde, insan potansiyeli dediğimiz şeyin nasıl bir şey olduğunu ve açığa çıktığında neler olabileceğini anlatan gerçek bir hikaye.

Eminim her birimizin içinde de kendi alanlarımızda ilkleri yaşatma potansiyeli var. Önemli olan bu tutkunun ve inancın ortaya çıkması, önemli olan kararlılıkla tutkuyu ve o güçlü inancı davranışa dökmek ve harekete geçmek. Kendi hayallerimizi net bir şekilde tanımlamak, yani o hayali gerçekten hayal etmek, gözümüzün önünde görmek ve ona ulaşmaya yürekten inanmak. Galiba anahtar burada.