Son yıllarda o kadar çok kullanılmaya başlandı ki iş dünyasında. Herkes diyor ki önce bir büyük resmi görelim. Peki nedir bu büyük resim, bir diğer ismiyle vizyon? Neden bu kadar çok bahsedilmeye başlandı ondan? Büyük resim aslında bir kurumun varolma amacı ve içinde bulunulan zaman dilimi içinde ulaşmak istediği en büyük hedefidir. Neden ismi büyük resim, çünkü birşeyleri resim gibi ifade ettiğimizde, onların canlılığını, ulaşılabilirliğini ve beraberinde getireceklerini görmemiz ve inanmamız daha olası hale geliyor, beynimiz çok daha farklı algılıyor resim gibi detayla canlanan ifadeleri. Bu büyük resimle ilgili detaylar, kurumları bir arada tutan kurumsal değer ve inançlarla birleştiğinde ve kurumu oluşturan en büyük ve en önemli parça olan çalışanlarla paylaşılıp onların resimdeki yerleri kendilerine iyice anlatıldığında gerçek kurumsal bağlılık, gerçek sahiplenme ve gerçek sorumluluk alma ile ilgili çalışmaların en ciddi temeli de atılmış oluyor. Burada yapılması gereken en önemli şeyler, büyük resmi sadece bir tablo gibi duvara asıp orada unutmamak, tabloyu mümkün olduğunca üç boyutlu yapmak, üç boyutun içinde renkler, planlar, stratejiler ve insanlar olmasını sağlamak, kısaca tablonun yaşayan bir tabloya dönüşmesi için elimizden geleni yapmak. Sonrasında da o tablodan resmedilen duruma çeşitli köprüler kurarak, bugün yapılmakta olan işlerin büyük resme doğru gideceği yolları büyük resmin parçası olanlara hissettirmek. İşte bu olduğunda, yukarıda temelleri atılan bağlılık, sorumluluk alma ve sahiplenmeye bir de cesaretle yürüyen ve motivasyonu yüksek çalışanlar ekleniyor. Başarılı bir şirket olmanın yolu da galiba burada iyice şekillenmeye başlıyor. İşte o yüzden diyoruz ki: Büyük resim çok önemli ve çok popüler bir kavramdır.
Arşivler
İnsan Kaynağının El Kitabı Var mı?
İnsan Kaynakları Yönetimi çok önemli olduğuna inandığım bir konu olmanın ötesinde, uzun yıllar da yöneticisi olarak çalıştığım bir alandır. Çok önemlidir diye düşünürüm, çünkü insanlar, içinde bulundukları kurumun sahip olduğu vizyona doğru yürümesini sağlayan en önemli ve değerli kaynaklardır bana göre.
Üniversitede ekonomi dersi almış olanlar bilirler, herşey kıt kaynaklardan söz ederek başlar ilk derslerde. Denir ki, kaynaklar kıttır, özenli ve dikkatli kullanılmalıdır. Bu kıt kaynakların neler olduğunu zihinde canlandırmaya çalışınca da ilk akla gelenler para, ham madde, yiyecek, makine vb.’dir. Aslında insan kaynağı tam da burada devreye girer, çünkü akla kaynak denilince ilk gelenlerin kaynak olarak kullanılmasını sağlayan ana kaynaktır “insan”.
Bir fabrika düşünelim, üretim yapsın. Nedir üretimde kullandığı kaynaklar? Her ne üretiyorsa, ilgili ham maddeler, bu ham maddeleri işlemeye yarayan makineler, parasal kaynaklar, bu makineleri kullanan insanlar ve fabrikadaki süreçleri yöneten insanlar. Buradan hareketle, bir fabrikada belli bir para karşılığı makineler satın alındığında beraberinde ne gelir? El kitapları, garanti belgeleri ve nasıl korunması ve bakılması gerektiğini anlatan bilgiler ve hatta bazen de kullanım öncesi ön eğitimler. Hani dedik ya, insan da bir kaynak diye, peki insanı o fabrikada işe alırken ne gelir beraberinde, bazen sadece alacağı para karşılığında çalışması gerektiğine dair bir “içsel” bilgi.
Çok paralar verilip kullanıma alınan makinelere gözünün içi gibi bakıyor kullananlar, bozulmasın diye tam da zamanında bakımlarını yapıyor, el kitabı ne yazıyorsa tam ona göre kullanmak gerekiyor. Peki bizim insan kaynağı nasıl çalışıyor? Kendisine eşlik eden bir el kitabı olmadığı için sadece çalışan olarak mı düşünülüyor? Sadece çalışan ve çalışması gereken kaynak diye düşünüldüğü durumlarda mı çalışan döngüsü çok oluyor acaba? Oysa ki her bir insan kaynağının da aslında içlerinde sadece kendilerine özgü el kitaplarını barındırdıkları ve bunun da farkedilmesinden çok memnun olacakları farkedilse nasıl olurdu?
Güven, İletişim ve Başarı
Güven ve Güvenilir ne demek diye sözlükten bakınca, aşağıdaki tanımlarla karşılaştım:
Güven – Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat.
Güvenilir – Güven duygusu veren, güvenilen.
(Kaynak: Türk Dil Kurumu Sözlüğü)
Bir kişiye güvenilir olmanın anlamını sorsak ve siz güvenilir misiniz desek, alacağımız cevaplar büyük olasılıkla aşağıdaki şekilde olacaktır:
- Güvenilir olmak, doğru sözlü olmak demektir.
- Güvenilir olmak, karşımızdakinin bize inanması demektir.
- Güvenilir insanlar, verdikleri sözleri tutarlar.
- Güvenilir olmak dürüst olmak demektir.
- Ve ben güvenilir birisiyimdir.
Ancak yapılan araştırmalara göre, yöneticilere, çalıştıkları şirkette “güven” yaratabildiniz mi diye sorulduğunda alınan cevap genellikle, bunu sağlamanın ve sürdürmenin çok da kolay olmadığı yönünde olmuş.
Kişisel güvenilirlik ve organizasyonel güvenilirlik arasında fark olmasının temel nedeni, bir organizasyonda “güven” yaratmanın, sadece kişilerin bireysel olarak güvenilir olmalarıyla sınırlı olmamasından kaynaklanmaktadır. Organizasyonel güveni yaratabilmek için güvenilirlik ve dürüstlüğün yanısıra, doğru, dengeli ve adil şekillendirilmiş ve uygulanan süreçlere, çalışanın katılımına, yönetim ve iletişim becerilerine de ihtiyaç vardır. Organizasyonel güvenin oluşturulması ve korunması konusunda en büyük görev, organizasyonların her kademesinde yer alan yöneticilere düşmektedir. Güven ortamının bulunmadığı veya çeşitli nedenlerle sarsıldığı organizasyonlarda, dedikodu, söylenti ve kapalı kapılar arkasında yapılan gizli konuşmalar giderek daha fazla gözlenmeye başlayacaktır; komplo teorisi üreten çalışanların sesi daha fazla duyulmaya başlayacaktır ve herhangi bir önlem alınmaması halinde, organizasyon ciddi zararlara maruz kalabilecektir. O halde, bir organizasyonda mutlaka güven ortamı oluşturmak, bu güven ortamını sürdürmek ve çeşitli nedenlerle zarar görmesi halinde yeniden oluşturulması için gerekli tüm desteği sağlamak, şirketin her kademesindeki yöneticilerin birincil görevi olmalıdır.
Bir işletmede güvenilir bir çalışma ortamı sağlamak için neler yapılabilir;
- Çalışanların herhangi bir nedenle desteğe ihtiyaçları olduğunda yanlarında olmak (işle ilgili problemler, işyerinde yaşanan kişisel çatışmalar, paylaşmak istemeleri halinde kişisel problem ve sıkıntıları), onların yöneticilerine karşı duydukları saygı ve güveni pekiştirecektir.
- Verilen sözleri tutmak, tutulması kesin olmayacak sözler vermemek daha güvenilir olmayı kesinlikle destekleyecektir.
- Tutarsız mesajlar vermemek, gerçekçi olmayan vaatlerde bulunmamak, açık yüreklilikle ifade etmek yöneticilerin daha fazla kabul görmelerini sağlayacaktır.
- Tutarsız uygulamalardan kaçınmak (örneğin, iş performansı çok iyi olan birine farklı kurallar uygulamak) büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, çalışanlar yetişkin birer fert olmalarına karşın, çocukların taşıdıkları özellikleri taşımaya devam ederler, eş düzeydeki iş arkadaşlarına yapılan farklı muamele kesinlikle negatif sonuçlar doğuracaktır.
- Problemli çalışanları görmezden gelmek, problemsiz çalışanlar açısından tedirgin edici olacaktır. Buradan hareketle, herhangi bir problem tespit edildiyse, konuyla ilgili uygun çözümler üretmek, çalşana koçluk yapmak, gerekiyorsa eğitim vermek, görev tanımını gözden geçirmek gibi çalışmalar yapmak uygun olacaktır.
- Yerinde ve doğru ifadeler içermeyen geribildirimlerden kaçınmak gereklidir. Örneğin bir performans değerlendirme görüşmesinde, aslında performansından memnun olmadığımız bir kişiye, kendisinden memnun olduğumuzu söylemek, ileride ciddi sorunlara neden olacaktır. Zor da olsa, çalışanların geliştirmeleri gereken yönleri, onlarla açıklıkla paylaşılmalıdır. Bu yapılmazsa, bu kişilerin kendilerini geliştirmesine izin verilmezse, işini iyi yapanla, yapmayan ayrıdedilmemiş olacağı için, yapılan değerlendirmeler de tümüyle önemini yitirecektir. Vereceğimiz mesajlarda, sadece “ben” veya sadece “sen” içeren mesajlar vermek yerine, “biz” içeren, ya da “senin şu şekilde çalışman, almamız gereken sonuçları olumsuz bir şekilde etkiliyor” şeklinde mesajlar vermeye çalışmak iletişime yapıcı bir boyut getirecektir. Şu da kesinlikle unutulmamalıdır ki, ödüllendirme ve teşekkürler herkesin önünde olmalıyken, cezalar veya uyarılar kesinlikle birebir toplantılarda paylaşılmalıdır.
- “Mükemmeliyetçi” yöneticiler için başkasına güvenmek ve iş emanet etmek zor olabilir. Ama böyle durumlarda, çalışma arkadaşlarımızın gelişmesine izin vermemiş oluruz. Bu durumun söz konusu olması halinde de, iyi sonuçlar alabilme potansiyeli olan çalışanlarımızın güvenini zaman içinde yitirmiş oluruz.
- Kapalı kapılar arkasında yapılan dedikoduları hiçbir zaman duymazdan gelmemek gerekir. Konuyu gündeme alıp, kısaca açıkladıktan sonra, olası soruları olabildiğince cevaplamak ve daha fazla açıklama yapamıyorum çünkü gerisini henüz ben de bilmiyorum veya daha fazla açıklama yapamıyorum, çünkü bu konunun tartışılması henüz “gizlilik” ilkeleri açısından uygun değil şeklinde konuşmaktan çekinmemek gerekir.
- Sık sık iletişim kurmak, sohbet etmek çok değerlidir. Güven oluşturmak, temelde iyi iletişim kurmakla sağlanır. Çünkü daha açık ve iyi bir iletişim ortamı sağlandığında, daha az dedikodu, daha az hatalı bilgi paylaşımı, daha çok koordinasyon ve daha fazla güven kendiliğinden sağlanacaktır.
Çalışanların performansı ile ilgili eski ve yeni yöntemlere bir göz atarsak, eski yöntemle ilerlendiğinde, çalışanların ihtiyaçlarının karşılanması, görev tanımlarının ve organizasyonel yapının doğru şekillendirilmesi ve kaynakların doğru paylaştırılması ile beklenen düzeyde performans sağlanırken, bu yönteme ilave olarak “adil” süreç yönetimi ile çalışanların güveninin kazanılması ve sürecin parçası haline getirilmesi sağlandığında elde edilen başarının beklentilerin çok üzerinde olacağı savunulmaktadır. Harvard Business Review’da yayınlanmış olan bir makalede, bu çalışma şekli aşağıdaki şekilde özetlenmiştir. (Kaynak: HBR, Fair Process: Managing in the Knowledge Economy – W.Chan Kim ve Renée Mauborgne)
|
Geleneksel Yöntemler |
Sistematik ve Güvene Dayalı Yöntemler |
|
| Yönetimin kullandığı yöntemler |
|
|
| Çalışanın düşünceleri | Sonuca yönelik tatmin: “hakkımı aldım” | Güven ve bağlılık: “görüşlerime değer verildiğini hissediyorum” |
| Çalışanın davranış biçimi | “zorunlu” destek ve işbirliği | “gönüllü” destek ve işbirliği |
| Çalışanın performans düzeyi | Beklenen düzeyde “iş performansı” | Beklentilerin üzerinde “iş performansı” ve insiyatif alarak çalışma |
Yukarıdaki tablodan da da görülebileceği gibi, çalışanın güveni ve bağlılığı eski yönetsel yöntemlerle birleştirildiğinde iş performansında ve iş tatmininde ciddi artışlar gözlenmektedir. Kaynak dağıtımını, çalışanların temel maaş paketlerini ve organizasyonel görev dağılımlarını doğru olarak planladıktan sonra, çalışanlarımızı süreçlere dahil etmek, onların güvenini kazanmak ve fikirlerini sormak, şirkete ciddi boyutlarda katkılar sağlayacaktır.
Kalpten yönetim
Bu başlık son günlerde benim için giderek daha fazla önem kazanmaya başladı. Kendi kurumsal tecrübelerimde her zaman çok önemli olduğunu savunduğum bu kavramın iş dünyası ile ilgili yazılan yazılarda, yapılan araştırmalarda da yer aldığını farketmek beni çok memnun etti. Bu konuya birden fazla yazımda değinmeyi planladığımı belirterek kısa bir giriş yapmak isterim.
Uzun yıllar geleneksel liderlik modeli ile kandırıldık mı acaba? Klasik liderlik modeli uyarınca yöneticiler en akıllı, en analitik düşünen, duyguları ile mantıklarını birbirinden ayırabilen ve duygularını işe gelirken evde bırakan insanlar olmalıdır diye bir tanımla yetiştirildik. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar, büyüyen ve gelişen şirketlerin, çalışan ilişkileri ve çalışan yönetiminde duygu ve hislerin öneminin farkında olan şirketler olduğunu ortaya çıkarmaya başladı. Aslında başka bir deyişle daha önceden duygusal zeka diye tanımlanan kısmın kalp ve duygu ile yönetim demek olduğunu ifade etmeye başladılar diye düşünüyorum.
Klasik liderlik modelleri genellikle duygu ve hislerin doğru kararları olumsuz yönde etkileyeceğini savundu. Oysaki yeni teoriler hislerin işleyişi daha etkin hale getireceğini savunmaya başladı. Önceleri çalışanları motive etmenin tek yolunun maaş ve iş tanımı ile doğrudan bağlantılı olduğu düşünülürken, şimdi farkedilmeye başlandı ki, aslında maaş ve iş tanımı dışında pek çok duygusal etken var çalışanların memnuniyetini etkileyen.
Kanadalı bir kurum olan Conference Board tarafından yapılmış olan bir araştırma gösterdi ki, liderlerin başarılı olabilmeleri için çalışanlarına insan olarak daha itinalı davranmaları, onların duygu ve düşüncelerinin farkında olmaları en kritik noktalardan bir tanesi. Aslında çalışanlar içinde bulundukları kurumun ve kendilerini yöneten insanların kendilerini nasıl hissettirdiklerini çok fazla önemsiyorlar.
Dünyaca ünlü araştırma kurumlarından Towers Watson tatrafındnan gerçekleştirilen bir çalışan bağlılık araştırmasında görüldü ki bir iş yerinde çalışanları fiziksel şartlar, duygular ve çalışma ilişkileri bakımından desteklemek, o iş yerinin enerjisini son derece olumlu etkileyecektir.
Kurumsal hayatta aktif rol alanlardan bir an durup düşünmelerini isteyeceğim, iş ortamınızda geçen bir günü gözden geçirdiğinizde, duyguları yönetime dahil etmenin önemi konusunda ne farkediyorsunuz? Diğer çalışanları bir kenara koyun, sadece kendi açınızdan bakın ve dürüstçe cevap verin, duyguların farkedilmesi ve kararlara ve adımlara dahil edilmesi genel durumu nasıl etkilerdi?
Performansı Nasıl Yönetmeli?
Her zaman gündemde olan İnsan Kaynakları konularından biri nedir sorularına tüm İnsan Kaynakları profesyonellerinin vereceği ortak cevaplar arasında mutlaka “performans yönetimi “ duyulacaktır. Ne demektir performans yönetimi?
Kurumsal dünyaya bakıldığında, kurumun ve çalışanın verimliliğini arttırmak üzere tasarlanmış, artık çoğunlukla “on-line” olarak takip edilen, iş mevzuatında da önemli yeri olan bir sistem olarak tanımlamak mümkündür diye düşünüyorum. (Bu arada bir de ufak parantez açmak isterim; insan kaynakları yönetiminde performans kelimesini aslında pek sevmiyorum, çünkü bir arabanın performansından bahsediliyor, bir yakıtın performansından bahsediliyor, konu insana gelince, insanın performansı yerine belki de farklı bir tamlama bulunsa daha iyi olur diye de düşünmüyor değilim. Mesela kişisel çalışma etkinliği ve yetkinliği.) Geçmişi çok eskilere dayanan bir sistem olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Her kurum farklı isim verse de, farklı yöntemler kullansa da, ana hatlarıyla bakıldığında tüm performans yönetim sistemlerin içeriği az çok aynıdır; geçmiş dönem değerlendirmesi, gelecek yıl planlaması, temel yetkinliklerin gözden geçirilmesi, güçlü alanlara bakarak yeni kariyer yolları üzerinde çalışılması, gelişime açık alanlara bakılarak eğitim ve gelişim planlarının tasarlanması.
Hem emek hem de para harcayarak oluşturulan bu sistemlerin, sadece böyle bir sistem bizde de var demek için değil de faydalı sonuçlar yaratmak amacıyla kullanılması için olmazsa olmaz iki temel nokta bulunuyor: yöneticilerin sistemin “neden” oluşturulduğunu ve kendilerine “nasıl” yararlı olacağını farketmeleri ve çalışanların bu sistemin kendilerine karne vermeyi değil aslında “karşılıklı gelişimi” hedeflediğini bilmeleri. Bu farkındalığı yaratmadan bu sistemi uygulamaya koymak demek, sistemde rol alan tüm çalışanların bu işi zamanında tamamlanması gereken ve genelde de yapılacak onlarca işin arasında İnsan Kaynakları birimi tarafından çıkarılan gereksiz bir görevden ötede görmemeleri anlamına gelecektir.
O halde bir kurumda performans yönetimi yapmak demek aslında bir performans yönetim sistemi oluşturmak veya bunu on-line ortamda satın almak ve sonrasında da bu sistemi uygulamaya sokmak demek değildir, önemli olan bu sistemden yararlanacak, bu sistemi kendilerinin ve sorumlu oldukları birimlerin gelişim hedefleri doğrultusunda ve kurumun etkinliğini en üst düzeye çıkaracak bilinçte kullanacak yöneticiler ve çalışanlar yaratmaktır. Bunu yapabilmek için de sistemleri kurum kültürüne göre hazırlamak, hazırlanan sistemlerin statik değil, değişen kurum koşullarına, değişen çalışan profiline göre düzenli olarak gözden geçirilip uyumlandırılan sistemler olmasını sağlamak, sistemi kullanan herkesin (yöneticiler ve çalışanlar) sistemin varlık nedeninden haberdar olmalarını ve kendilerine yılda bir iki kere yüklenen angarya bir görevi yerine getirmekte olmadıklarını anlatmak gereklidir. İşte bu noktada en önemli görev İnsan Kaynakları profesyonellerine ve kurum içinde böyle bir sistemin uygulanmasını kabul eden en tepedeki yöneticiye düşmektedir.
Bu temeller üzerine yerleştirelecek her türlü sistem sorunsuz çalışacak ve hem kurumun hem de çalışanların gelişimine % 100 katkıda bulunacaktır. Tam tersinden bakarsak, sadece bir performans yönetim sistemi bizde de olsun diye uygulanan sistemler kağıt ve zaman israfı, gereksiz kişisel çatışmalar ve mutsuz çalışanlar yaratmak konusunda iyi bir temel oluşturacaktır.
“Lider” yöneticilere sahipseniz, kim tutar sizi?
İnsan Kaynakları Yönetimi konusundaki yazılarıma benim için bu alandaki en önemli başlıklard
an biri olan liderlikle başlamak istedim. Etkili liderler bir kurumun yaşam döngüsünde olmazsa olmazlardır diye düşünüyorum. Hepimiz biliyoruz ki en başarılı kurumlar, her zaman içlerinde barındırdıkları liderlerle anılırlar.
Hep tartışılmıştır, yöneticilik / liderlik. Her iyi yönetici iyi bir lider midir? Her iyi lider iyi bir yönetici midir? Temel liderlik özelliklerine bir göz atalım: öngörülü olmak, büyük resmi görebilmek, içinde bulunduğu kurumun kültürünün aynası olmak, tutkulu ve cesaretli olmak, saygılı, nazik ve güvenilir olmak, adil olmak, eylem ve söylemlerin birbiri ile tutarlı olduğundan emin olmak, örnek alınabilmek, açık sözlü ve paylaşımcı olmak, “kendini” ve beraberindeki insanları iyi tanımak, gerektiğinde “görünmez” olmak, gerektiğinde her zaman çalışanların gözünün önünde olmak, yönetsel saygıyı hiyerarşi ve organizasyon şeması ile değil, sahip olduğu bilgelikle elde etmek, objektif olmak, içinde bulunduğu ekipte yer alan bireylere kendilerini yaptıkları işin vazgeçilmez bir parçası olarak hissettirebilmek, birlikte olduğu ekibi cesaretlendirmek ve motive etmek, ekibe eşlik etmek ve onlarla birlikte yürümek, başarıları ve başarısızlıkları hep beraber sahiplenmek, takdir ve teşekkür etmek, etkin ve etkili iletişimin temel kurallarından haberdar olmak, ekipleri ile yetişkin-yetişkin iletişim kuralları çerçevesinde iletişmek, ebeveyn rolü üstlenmemek, keyifli yaşama yöntemlerini işyerine modellemek, yürütülmekte olan işle ilgili bilgilere ne şekilde ulaşılacağını, bu alanda kaynakların nasıl kullanılacağını planlayabilmek, sorumlulukları “uygun yetkiler” ve “gerekli bilgiler” ile birlikte delege etmek, çalışanlar olmadan işlerin yürütülemeyeceğini, dolayısıyla “insan kaynağının” bir kurumun en önemli ve değerli kaynağı olduğunu bilmek, mutlu çalışan eşittir daha iyi iş ve sonuçlar eşleştirmesinin farkında olmak.
Tüm bunlardan hareketle, en başta sorduğum “Her yönetici lider midir?” sorusuna dönersek, belki biraz da iddialı olabilecek ve pek çok ortamda sık sık tekrar edilen bir cümle bana da çok mantıklı geliyor. “Her iyi lider aslında iyi de bir yöneticidir. Ama her iyi yönetici iyi bir lider olmayabilir.” Önemli olan nokta kişisel ve/veya kurumsal olarak bu farkındalığa sahip olmak ve üzerinde çalışarak mutlaka geliştirilebilecek olan liderlik özelliklerini geliştirmektir. Bunu önemsememek veya ihmal etmek durumunda, kurumsal boyutta sorunlarla (örneğin güven problemi, iletişim, koordinasyon ve delegasyon problemleri, tüm bunlara bağlı olarak çalışan bağlılığında gözlenen problemler, yüksek çalışan istifa oranları, yüksek hata oranları ve günün sonunda kurumun bulunduğu konumu dahi etkileyebilecek problemler) karşılaşılması olasılığı oldukça yüksek olacaktır.