Eyvah, ya hata yaparsam!

İş yaşantısında bu cümlenin anlamı üzerinde kafa yormayı seviyorum. Her ne kadar sınavda bir çocuğa ait bir söz gibi görünse de, kurumlarla yürüttüğüm çalışmalarda gözlediğim bir gerçek var ki, o da zaman zaman çalışma düzeni içinde çalışanların da kafasını yoran cümlelerden bir tanesi olduğu.

Bu cümlenin kafaların içinde bir sese sahip olması, bana hemen ardından harekete geçmesi olası birkaç duyguyu düşündürüyor. Onlar da korku, kaygı ve endişe. Bu duyguların ortaya çıkması demek de, insanın neredeyse tüm yaratıcı becerilerinin kapanması ve hataya odaklanması, buna bağlı olarak da o hatanın dünyanın merkezi haline gelmesi, peşinden getirilen çözümün sadece o anı kurtaracak şekilde yaratılması, hatta bazen de çözüm bulunamaması demek olabiliyor. Kurumların hedefleri hatalardan ders alınması, yaşanan hataların geleceğe dönük sürdürülebilir iyileşme için destek olması iken, korku, kaygı ve endişenin ortaya çıkmasıyla, hatalar sadece bugünden geçmişe bir bakış ve bugünü kurtaracak en standart çözümü ortaya çıkarmak anlamına gelebiliyor.

Kurumların hataya yaklaşma biçimleri ve yöneticilerin hatalarla başa çıkarken takındıkları otoriter ve hiyerarşik tavırlar, hatayı yapan kişilerin yüreklerinde korku, kaygı ve endişe zilleri çalmaya başlamasının ardında yatan temel nedenler arasında üst sıralarda yer alıyor.

“İnsanın olduğu yerde hataların olması son derece normaldir” cümlesi, normal şartlar altında kabul gören cümlelerden birisidir. Şartlar normal olmaktan çıkıp, hatalı durum yaşandığında bu cümle hiç söylenmemiş gibi olup, hata sürecini yönetmeye suçlu kim sorusu ile başlanması halinde, yöneticiler bu sorunun cevabını hakkıyla verebilmek için farkında olmadan kendilerini işin yönetiminden sorumlu kişi olarak görmek yerine hatalıyı yakalayıp cezalandırmaktan sorumlu hâkim yerine koyabilirler. Böyle davranarak durumu düzeltme amacıyla çabalarken, sonuçların sarpa sardığını fark edince, daha da zor durumda kalırlar. Bu hal bu kez onların iç düzeninde yoğun stres, kaygı ve kızgınlık yaratır.

Yani hem yönetenlerin, hem çalışanların, yani herkesin içinde bir kaygı, bir korku, bir endişe hali ortaya çıkar. Hemen takip eden adımda da yeni hatalara zemin hazırlayan veya ortaya çıkan hatanın tekrarını mümkün kılan tıkanma süreci geliverir. Neden mi, çünkü beynin otomatik işletim sistemi der ki, korku, kaygı varsa kendini korumaya al ve savunmaya geç, yani yeni fikir üretmekle, yaratıcı çözümlerle filan uğraşma, tek hedefin içinde olduğun durumdan kurtulmak olsun. Bu noktada önemle belirtmeliyim ki, kurtulmak için otomatik sistemin en iyi bildiği yöntemler duruma karşı savaş açmak, birbirine karşı savaş açmak, başkalarını veya dış etkenleri suçlamak, mazeretleri ortaya koymak gibi davranışları içerir.

Hal böyle olduğunda ortada gezinen duygulara, insanların haline, ortaya koydukları davranışlara ve olası sonuçlara bakın, ne geliyor gözünüzün önüne? Benim gözümde adeta savaş alanına benzeyen bir çalışma ortamı görüntüsü canlanıyor.

Bu noktada alışılmış hata yaklaşımlarının işe yaramadığı gözleniyorsa, bu işe yaramıyor demeyi başarıp, yeni ve işe yarayan yaklaşımları benimseme kararlılığını göstermek çok önem kazanıyor. Bunu da yönetim sorumluluğu olan kişilerin yapacakları birkaç ufak ayarlama ile sağlamak son derece mümkün. İşte bazıları:

  • Önce kararlı bir tavır değişikliği ile var olan hiyerarşik ve otoriter bakış açısını ortaklaşa ve çözümcü bir bakış açısı ile değiştirmek
  • Sonra suçluyu bulmaya ve sorgulamaya çalışan sorumlu hâkim görevinden istifa edip, duruma bakıp ne oldu sorusunu sorup, ne öğrendik, nasıl çözeriz ve tekrarlamaması için neleri farklı yapmalıyız sorularının cevabını aramak
  • Bakılan yönün sadece geçmişten bugüne değil de, hem geçmişten bugüne sonra da oradan geleceğe olduğundan emin olmak, yani, kalıcı ve sürdürülür öğrenmeye yer açmak
  • Çalıştığımız alanda herkesin birer yetişkin olduğunu sürekli hatırlamak ve birbirimize karşı öyle davrandığımızdan emin olmak.

Hata yapmanın bir kaygıya dönüşmediği kurumlarda ortamda solunan hava her zaman oksijeni bol dağ havası gibiyken, kaygının varlığında hava basık, kirli ve soluması güç hale geliverir kolayca. Kurumlarınızda birkaç ufak ayarlama ile havanın her zaman temiz kalmasını sağlamaya ne dersiniz?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s