Archive | Aralık 2015

Hayaller Olmasaydı Bugün Nasıl Olurdu?

hayaletmek1

Hayal etmek ve bir şeyleri tasarlamak için düşünmek geleceğimizi yaratan iki önemli eylem, korkarım koşuşturma, tempolu dünya içinde ihmal de edilebilen iki önemli eylem. Oysa insanı insan yapan en temel özellikler sözünü ettiklerimiz.

Bir Pazar günü birlikte salep içerken kızım sordu, anne 5 yıl sonra neler olacak bir hayal etsene, ama hepimizi hayal et, ailemizi, büyük ailemizi, kendini, neler görüyorsun? Bu soru benim yıllarca işe alım mülakatlarında sorduğum, sonra koçluk yaparken çok severek kullandığım bir soru olmasına karşın, kızım bana sorunca çok heyecanlandım, sonra hayal etmeye başladım.

Biliyorsunuz, beynimiz ne dersek onu yapmaya hazır, hayal et deyince, hayal etmeye başlayıveriyor. Hayal ettiği şeyi netleştirdikçe, görüntü daha anlaşılır hale geldikçe o görüntüyü oluşturmak ne kadar mümkün, nasıl olursa o görüntüye doğru giderim diye ister istemez düşünmeye başlıyor insan.

Hayaller bana kalsın, ama bir salep içimlik sürede gözümde canlananlar, kızımın kendi gözünde canlananlarla ilgili paylaşımları sanki rengârenk bir gelecek resmi yarattı gözümün önünde. Onunla konuştuklarımızdan hareketle kafamda bir şeyler oluştu, sonra onlar üzerinde düşünmeye biraz vakit ayırdım, belki de bir şeyleri hayata geçireceğim.

Aslında sistemimiz bu kadar basit çalışabiliyor, tabii istersek. “İstersek” ve “seçersek” en kritik sözcükler, en işe yarayan, ama en kolay dikkatten kaçan. Beynimiz mi bizi yönetiyor, biz mi beynimizi sorusuna yönelik bilgileri çok yerde araştırdım, okudum, üzerinde çalışmaya da devam ediyorum. Aslında ikisi de doğru, beynimiz bizi otomatik taraftan yönetmek konusunda süper bir donanıma sahip, bu konuda gerekli programlar içinde var. Ama biz de onu yönetmek konusunda istek ve seçim hakkına sahibiz. Kontrol bize geçtiğinde onu yöneterek çok güçlü ve tam da istediğimiz şeylere doğru harekete geçmek son derece mümkün.

Kontrolün bize geçmesini sağlayan ne o halde? Sadece düşünmek, hayal etmek, soru sormak, cevapları üzerinde kafa yormak, ne istemediğimizi bilmenin yanı sıra istediklerimizden de haberdar olmak, odaklanmak, netleşmek, zihnimizdeki karışıklıkları açmak ve netleştirmek. İşte bunlar olduğunda otomatik sistemleri ihtiyaç anında kullanılmak üzere beklemeye alıp, istek ve seçimlerimiz çerçevesinde kendi yaşamımızı yapılandırmaya başlıyoruz.

Hadi ben de sizlere sorayım, 5 yıl sonra yaşamınızda nelerin olacağını hayal ediyorsunuz, bu olacak şeyler yaşamınıza neler katar, kendinizi nasıl görürsünüz bu resmin içinde? Var mısınız üzerinde düşünmeye, hayal kurmaya, sonra da o hayalin belki tamamından, belki de bir kısmından bir şeyleri seçip hayata geçirmek üzere harekete geçmeye?

Unutmamak lazım, hayaller olmasaydı, bugünü yaşamak mümkün olmazdı, bunu da akılda tutarak zaman ayırmak lazım hayal kurmaya ve düşünmeye, belki günde 5 dakika, belki de 55 dakika. Ne dersiniz hayal zamanları yaratmaya?

 

Seçtiğimiz Sözcüklerin Gücü

wordsKonuşmak, konuşurken sesleri sözcüklere dönüştürmek biz insanlara ait çok güçlü bir özellik; Bu özelliğimizi kullanırken, keskin sonlu sözcükler yerine açık uçlu sözcükleri seçmek, kendimiz için oluşturduğumuz yaşam yolculuğunu daha rahat yol alınır hale getirir diye düşünürüm sıklıkla. Daha önce yazdığım bir yazım yaşamdaki makas noktaları ile ilgiliydi. Bir arkadaşım yazımı okuduktan sonra makas sözcüğünün bir şeyleri kısaltan, kopartan anlamı yerine, bir şeyleri uzatan, koruyan ve farklılaştıran anlamını hatırlattınız dedi. Bunu duymak, sözcüklerin yaşamımızı yapılandırırken ne kadar anlamlı olabileceğini bir kez daha düşündürdü.

Geçenlerde bu düşüncelerimi çok destekleyen bir konuşma izledim. Profesör Carol Dweck konuşmasında İngilizcesi “yet”, Türkçesi “henüz” olan kendi içinde çok güçlü olan bir sözcükten bahsetti.

Yaşamda yapmak isteyip, vakit bulamadığımız, yapmak isteyip, yapamayacağımıza inandıklarımız; başkalarının ulaştıkları noktaları değerlendirirken aksak giden şeyler fark ettiğimiz ve bu değerlendirme için bir cümle kurmakta zorlandığımız anlar olur ya bazen, işte “henüz” o anları kurtarıp bize yepyeni bir yoldan gitme, yepyeni bir açıdan bakma fırsatı veren çok basit bir sözcük. Bir cümlenin başına, ortasına veya sonuna eklendiğinde, cümleyi birden bire bugünden geleceğe açıveren çok sihirli bir sözcük. Bakın nasıl: güçlü bir inancımız olsun, o da “Çok isterim ama ben resim yapamıyorum” olsun. Cümle böyle çıkınca bir sonluluk ve bitmişlik ifade ederken, içine henüz koyunca bakın ne oluyor, “Çok isterim ama ben henüz resim yapamıyorum.” Anlamdaki dönüşüm nasıl göründü gözünüze? Eline kâğıt kalem mümkün görünmezken, belki bir gün yaparım demeye dönüşüverdi cümle ufacık bir henüz sözcüğü ile.

Carol Dweck konuşmasında Amerika’da bazı okullarda çocukların geçer notun altında bir not almaları durumunda zayıf, başarısız gibi bir değerlendirme yapmak yerine, henüz değil yazan bir not verildiğinden söz ediyor. Düşünsenize bir çocuğa başarısız demek yerine henüz değil demenin açtığı yolu. Hatta düşünsenize bir performans görüşmesinde çalışana başarısız demek yerine henüz değil demenin yaratacağı motivasyonu.

Kendimize ve birlikte bir yaşam paylaştığımız kişilere söylediğimiz sözcükler, cümleler yaşamın şekillendirici parçaları içinde önemli yerler tutuyor. Nasıl söylediğimiz kadar, ne söylediğimiz, hangi kelimeleri seçtiğimiz de bir o kadar önemli ve değerli.

Bu fikri uygulamaya “henüz” kelimesinin yol açıcı gücü ile başlamaya ne dersiniz?

 

İlişkiler, İlişkiler, İlişkiler: İşte Bütün Mesele Burada

yünİlişkiler, insanlar, konuşmak, anlatmak, anlaşmak, anlaşılmak, var sayılmak, görülmek, duyulmak, inanılmak, güvenilmek, orası her neresi olursa olsun orada olduğumuzun ve kapladığımız alanın biliniyor olması. İşte bütün mesele burada… İster iş ilişkisi olsun, ister yönetici çalışan ilişkisi, ister sevgili, isterse eş ilişkisi, isterse ebeveyn çocuk, isterse öğrenci öğretmen ve hatta isterse kendimizle olan ilişkimiz olsun. Gerçekten de bütün mesele burada…

Yazarken son derece basit, yaşarken bir o kadar karışık, hatta sanki bazen birbirine karışmış rengârenk yün yumakları gibi. Yolunda giden ya da gitmeyen pek çok şeyin tam da ortasındaki denge noktasını oluşturan bir mesele…

Basit, çünkü herkes için benzer ihtiyaçları barındırıyor içinde, herkes içinde bulunduğu ilişkide iyi hissetmek istiyor, anlaşılmak istiyor, kendini ifade etme çabası içinde oluyor, saygı görmek istiyor, görülmek ve fark edilmek istiyor. Bunları istiyor, çünkü ancak bunlar olduğunda, o ilişki gerçek amacına ulaşıyor. İş ilişkisiyse söz konusu ilişki, o iş yerinde işler tam da istenildiği gibi yürütülmeye başlıyor, eş ilişkisiyse, keyifli evliliklerden söz ediliyor, öğretmen öğrenci ilişkisiyse, keyifle öğrenen öğrenci ve geliştiren öğretmen ortaya çıkıyor. Ne oluyor da oluyor bunlar? Bana sorarsanız, zihinlerde ilişkideki sıkıntılarla ilgili kısım temizlenmiş olduğu için, herkes o ilişkinin varlığının üzerine odaklanmaya başlıyor, fark ederek, ya da etmeyerek.

Karışık tarafını anlatmak, basit tarafını anlatmaktan biraz daha zor, çünkü gerçekten karışık, çünkü içinde dünyanın en karmaşık ve çözülmesi en zor varlığı olan insanı barındıran bir konu.

İlişkiler konusuna kafa yorduğum her zaman yeni bir ışık yanıyor kafamın içinde, bugün de benzer bir ışık yanıverdi düşünürken. Sihirli bir şeyler söyleyecek değilim, hatta çok da fazla duyulan bir kavram söyleyeceğim korkarım. Farkında olmak. Evet, farkında olmak ilişkilerin temelinde yatan ve ilişki zemininin düzgün, rahat ve güvenli bir zemin olmasını sağlayan çok temel bir durum…

Neyin, nelerin farkında olmak acaba? Sanki ufak bir soru listesi yapmak ve bu soruların üzerinde düşünmeyi önermek iyi olacak gibi geldi;

  • O ilişkinin benim için bir tanımı olsa, nasıl tanımlardım acaba?
  • Tanımladığım bu ilişki yaşamımda nasıl bir yer buluyor, yani benim için varlığı neden önemli, nasıl sürdürmek o bulunduğum yerde beni destekler ve bu ilişkiyi o şekilde sürdürmek benim yaşamıma ne katar, kendimi nasıl hissederim?
  • O ilişkinin içinde benim rolüm ne? Ben neler katıyorum ilişkiye?
  • Bu ilişkide ben ne kadar anlıyorum, görüyorum, duyuyorum, inanıyorum, güveniyorum ve karşımdaki kişi veya kişilerin kapladıkları yeri ne kadar fark ediyorum?
  • Bu ilişkide kendimi nasıl ifade ediyorum? Anlaşıldığımdan emin oluyor muyum, yoksa ben söyledim anlayan anlar mı diyorum?
  • İlişkinin içinde yer alan kişi veya kişilerin o ilişkide büyümelerine izin veriyor muyum, yoksa her şey benim kontrolümde, siz bir kenarda olun bakalım mı demeyi seçiyorum?
  • Karşılıklı konuşurken anlamak üzere mi dinliyorum, yoksa kendimi cevap vermek üzere dinlerken mi yakalıyorum?
  • O ilişkinin içinde kendi duygularımı ve karşımdaki kişi veya kişilerin duygularını ne kadar fark ediyorum?
  • O ilişkinin içinde güvenmek ve inanmak arasındaki fark benim için ne kadar tanımlı? Her ikisinden de olmasının ne kadar gerekli olduğunun ne kadar farkındayım?
  • O ilişki yaşamımın hangi alanına aitse, o alanda bu ilişkinin kafamı hiç yormadan yürüdüğü bir durum benim için nasıl bir durum olur, bu durumu yaratmak için neleri farklı yapmaya ihtiyacım var?

Ne dersiniz bu sorulara yaşamınızın içindeki ilişkiler çerçevesinde kendi kendinize cevap vermeye, belki de birkaç adım planı yapmaya? Karışmış renkli yün yumakları yerine, o renklerle yaratılmış kazaklar, atkılar, eldivenler görmeye ne dersiniz?