Archive | Temmuz 2014

Hayata Esnek Bir Gözle Bakabilmek

sogut2Çok sevdiğim bir arkadaşımla öğle yemeği için iyi bildiğimiz bir restoranda buluştuk. Menülerimiz geldi, ortaya paylaşmak üzere bir yemek ve birer salata söylemeye karar verdik. Siparişimizi verdik, garson biraz sonra geldi ve iki kişilik olan yemeğin bir çeşidi elimizde kalmamış, onu yapamayacağız dedi, biz de peki ama biz paylaşabileceğimiz bir şey istiyoruz, ne yapabilirsiniz diye sorduk, garson çaresiz bir biçimde yüzümüze baktı, öyle olunca iki farklı yemek söyledik ve bunları paylaşalım o zaman dedik. Biraz sonra geldi, masanızı değiştirmemizi ister misiniz diye sordu. Biz şaşkınlıkla baktık, tabaklar sığmaz da dedi. Peki siz paylaşılacakları tek tabakta servis yapsanız bizim yerimizi değiştirmeseniz dedik. Bize bizi anlamaz gözlerle baktı ve gitti. Arkadaşım, fark ettin mi, hiç esneklik yok bu çocukta dedi. Evet gerçekten ben de fark etmiştim. Kötü niyetli olduğundan değil, sadece onun kafasında kalıp olarak “olması gerekenler” listesi olduğundan ve onların değişmesi ona göre mümkün olmayacağından böyle davranıyordu büyük olasılıkla. Oysa ilk söylediğimiz yemekte eksik olan çeşidin yerine farklı bir şey önerilebilirdi, tabaklar sığacak şekilde masamıza normalden farklı yerleştirilebilirdi, böylece biz de ekstra düşünmemize gerek kalmadan, kendisi de sıkıntıya düşmeden durum hallolmuş olurdu. Ne basit bir örnek değil mi?

Esneklikten kaynaklanan sorunları zaman zaman hayatımızın ne kadar çok alanında yaşıyoruz kim bilir: evde, iş yerinde, sevdiğimiz insanlarla ve iletişim kurduğumuz her yaşam alanında. Zaman zaman birileri esnek olmadığı, kafalarında katı ve değişmez doğrular olduğu için biz sıkıntıya düşüyoruz, zaman zaman da kendimiz esneyemiyoruz. Bu böyle olmalı, alternatifi de yok düşüncesi veya inancı beynimizin içine yerleşmiş oluyor. Bu durum bir rahatsızlığa yol açmıyorsa peki dursun, ama bir durup bakıp üzerinde düşünün bakalım, acaba esnek olamadığımız alanlar bizi nasıl etkiliyor? Bazı katı kurallar ve inançlar bizi ne kadar zorda bırakıyor bazen? Eğer durum buysa, alternatif çözümlerin varlığını düşünmek, yeni bakış açıları oluşturmak belki de daha kolaylaştırıcı veya daha rahatlatıcı ve hatta daha çözümcü olabilir mi, ne dersiniz? Bizim garson örneğini düşünürsek, garson yanımıza gelip, kusura bakmayın, ancak sipariş ettiğiniz iki kişilik karışık tabakta bir çeşidimiz ne yazık ki yokmuş, ama onun yerine bunu ya da şunu koyarak aynı tabağı hazırlamamı ister misiniz diye sorsa, sonra da masayı değiştirmeyi önermek yerine servis tabaklarını bize göre uyarlayıp masamızı hazırlasa nasıl hissederdik sizce? Daha özel muamele görmekten, bize özel bir tabak hazırlanmasından daha çok memnun olmaz mıydık? Bu memnuniyetimizi garsona ifade ettiğimizde garson daha keyif almaz mıydı, müşteri memnun, çalışan memnun, işletme daha da memnun olmaz mıydı?

Çok sevdiğim öğretmenim hep söğüt ağacı örneğini verir ve der ki: doğada rüzgara en dayanıklı ağaç söğüt ağacıdır, diğer ağaçlar fırtınada kırılırken söğüdün gövdesi gerektiğinde yerlere kadar esner ve o fırtınadan sağlam kurtulur. Belki de esneklik ayakta kalmanın, hayata keyifle devam etmenin anahtarlarından birisi,  ne dersiniz esneyebilecek inançları ve katı kuralları biraz esnetmeye var mısınız?

Kurumsal Davranış Modeli

Bireysel davranış biçimlerini çok sık gözlemliyoruz, çok da sık üzerinde düşünüyoruz. Peki bir kurum için düşünsek, kurumsal davranış modeli sizce nedir ve nasıl olmalıdır?

Yine bir hayal kuralım, varsayalım bir iş yeri var ve o iş yerinde herkes yapılan iş her ne olursa olsun nasıl davranılması, nasıl konuşulması, nasıl paylaşılması gerektiğini çok iyi biliyor. Biliyor ki hem var olan çalışanlar, hem de kim gelirse gelsin yeni gelecek çalışanlar bu davranış tutarlılığı içinde olacaklar, bilecekler ki bizim kurumumuzda ortak davranış biçimi budur ve her türlü kurala, prensibe ve davranışa da aynen yansır. İşte bana göre kurumsal davranış modeli kurumsal kültürün, yönetim felsefesinin ve iş yapış prensiplerinin gözlemlenebilir davranışlara dönüşmüş şeklidir. Bu model farkındalıkla yönetildiğinde o kurumun sürdürülebilir gelişimini, çalışanların devamlılığını ve işlerin kaliteli yürütülmesini sağlayan tek etkendir diye düşünüyorum. Kurumların üst yönetiminin üzerinde önemle durması gereken o kuruma ait ve kurumu içindekilerle birlikte ileri taşıyacak kurumsal davranış modelini oluşturmak ve uygulanmasını sağlamak olmalıdır.

Doğru ve ileri taşıyan kurumsal davranış modelinin içinde neler olmalıdır

  • Kendini gözleyen ve gözden geçiren yönetim şekilleri
  • Doğru, paylaşılan ve anlaşılan, ebeveyn-çocuk değil de yetişkin-yetişkin iletişimi her türlü ilişkinin ve iş yapışın temeline oturtan bakış açıları
  • Yapılan işten önce o işi yapanın doğru insan olmasının önemini fark eden bir yönetsel zihniyet
  • Gidilen yolu ve yolun sonundaki hedefi gösteren, anlatan, paylaşan yöneticiler ve yönetimle aynı yöne bakabilen çalışanlar
  • Asıl işlevi hedeflere ulaşılmasını sağlamak olan araçları hedefin kendisiymiş gibi göstermek yerine, her zaman önce hedefi paylaşan ve sonra hedefe ulaştıracak araçları vurgulayan liderler
  • Doğru ve geliştiren hata ve problem giderme yaklaşımları
  • Eylem ve söylem tutarlılığı
  • Geçirgen liderler – bilgiyi ve gerçekleri yukarıdan aşağıya, aşağıdan da yukarıya gerektiği biçimde aktarabilme yetisini geliştirmiş liderler
  • Net bir gelecek resmi, o resmin nasıl çizeleceği ile ilgili bilgi paylaşımı ve resmi çizmeye yarayacak her türlü malzeme
  • Kurumsal değerlerin güçlü farkındalığı ve şartlar ne olursa olsun vazgeçilmezliği
  • Sarsılmaz güven
  • Çalışanların kurumun tüm kaynakları arasında en vazgeçilmez öneme sahip olduğu farkındalığı
  • Farkı yaratanın “insan” olduğu bilinci.
  • Mutlu çalışan = mutlu iş sonuçları farkındalığı
  • Gelişen çalışan = gelişen iş sonuçları farkındalığı

Doğru İnsanlarla Çalışmak

Bir iş yeri hayal edin, tam da istediğiniz gibi olsun. Tam da istediğinizin içinde en çok neler olur? Ben bir hayal edeyim bakayım: Keyifli bir çalışma ortamı olur, sabah uyanınca işe gitmek eziyet gelmez, aksine yeni bir gün olarak heyecan verir (tıpkı işe ilk başladığınız gün olduğu gibi bir heyecan), herkes ne iş yapacağını ve kendisinden ne beklendiğini iyi bilir ve ona göre çalışır, karşılıklı saygı ve sevgi vardır, elbette güven sonsuzdur, insanların yüzleri aynı yöne dönüktür, yani şirketin gitmek istediği yöne, organizasyonda en tepede yer alan kişi de, en aşağıda yer alan kişi de o aynı yönün hangi yön olduğunu aynı dille ifade eder, her bir çalışan kendi katkısının farkındadır, o yüzden yaptığı işi ciddiye alır. Bundan bir adım ötede bölümlerin her biri kendisini eş değerde görür, satış benden daha önemli, üretim en önemlisi filan gibi inanışlar yoktur, çünkü herkes bilir ki bir bölüm olmasa, aslında diğerlerinin hiçbiri ulaşılmak istenen sonuca tam olarak ulaşamaz, eğitim, gelişim, eğlence, paylaşım hepsi birlikte olması gerektiği kadar vardır bu iş yerinde. Nasıl geliyor kulağa?

Dikkat ettiyseniz, burada yapılan işten hiç söz etmedim, sadece iş yeri ve çalışanlardan söz ettim, çünkü hayal edilen iş yerlerine ulaşmak için aslında en anahtar nokta yapılan iş değil, işi yapanlardır. Yapılan iş ne kadar heyecan verici olursa olsun, eğer işi yapanlar o heyecana ortak değilse, uygun ve uyumlu değilse, iş sonuçlarının istenildiği gibi olmasına, hayal edilen iş yerine sahip olmaya imkan olmayacaktır. Peki o zaman nedir bu işin anahtarı? En anahtar kısım işe alım sürecidir. Doğru işe doğru insanları yerleştirmek ve o insanların doğru insan olarak kalmalarını destekleyecek kurumsal davranış modellerini yerleştirmektir.

Doğru işe doğru insan yerleştirmek için neler lazım?

  1. Tam ve net oluşturulmuş bir iş tanımı
  2. O işi yapacak kişinin sahip olması gereken özellikler – hem teknik, hem de insani özellikler
  3. O işi yapacak kişinin şirket kültürü ile uyumlanması için gerekli olan nitelikler
  4. O işi yapacak kişinin sahip olması gereken değerler
  5. Biraz da sezgilere güvenmek, hani deriz ya bir şeyler içime sindi ama ne bilmiyorum, işte tam da onlardan söz ediyorum.
  6. Seçme ve yerleştirme sürecine gerektiği kadar zamanı, sıkılmadan, bunalmadan ayırmak.

Sadece 6 madde, denemeye değmez mi? Baktınız oldu, devamında da doğru insanların doğru insan olarak kalmalarını destekleyecek kurumsal davranış modellerini geliştirmek şart. Ondan da bir sonraki yazımda söz edeceğim.

İnsan Olabilmek

Günlerdir süren savaş hali, daha önceden beri hep kafamı karıştıran insan insana nasıl kötü davranır sorusunu bir kez daha düşündürdü. Düşünürken fark ettim ki, insan nedir diye hiç Google’a sormamışım. Sordum ve Vikipedi’den şöyle bir cevap aldım:

“İnsan (taksonomik adıyla Homo sapiens, Latince “akıllı insan” veya “bilen insan”), Homo cinsi içerisindeki yaşayan tek tür. Anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50.000 yıl önce kavuşmuştur. Dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine sahiptir. Bu yetenekleri Dünya’daki diğer türlerden farklı olarak kullanış amacı geniş araç-gereç yapımına imkan sağlamıştır. Kendisinin farkında olması, rasyonelliği ve zekası gibi yüksek seviyede düşünmesini sağlayan özellikler insanı “insan” yapan nitelikler olarak sayılmaktadır.”

İnsanı “insan” yapan nitelikler denilince sanki bunlar hepsi iyi erdemlermiş gibi geliyor kulağıma ama yaşananları gördükçe, duydukça, okudukça, bu insan tanımı, benim kafamdaki insan tanımı, insana yüklediğim anlam karmakarışık bir hale geliyor. İnsan bana göre sevgi varlığı, değer varlığı, duygu varlığı. Yaşananlar bunların bazı insan tanımları için sanki hiç var olmadığını gösteriyor. Nedir insan tanımını değiştiren, para mı, ego mu, güç savaşı mı? Her ne olursa olsun, her gün gazetelerin ön sayfalarına çıkan, internette, sosyal medyada her açtığımda önüme gelen küçücük çocukların ölmesine, yaralanmasına, bu dünyayı henüz tanıyamadan vedalaşmasına değer mi? En basit tanımında diyor ki insan yüksek seviyede düşünme özelliğine sahiptir, insan 200.000 yıldır bu dünyada vardır, bu kadar özellikle geldiğimiz nokta bu mudur? Çocuk öldürmek midir? Hala bombayla, silahla savaşmak mıdır? Hala ego mudur?

Bir gün bir yazıda okumuştum, savaşırken öldürdüğünüz insanların da bir annesi, babası, sevdiği, çocuğu olduğunu fark ediyor musunuz acaba diyordu, belki bu bir farkındalık ama onun da ötesinde, bence asıl ihtiyaç kendimizle ilgili güçlü bir farkındalık. Bir insan olarak ben ne yaptığımın farkında mıyım sorusuna cevap bulmak farkındalığı sözünü ettiğim, basitçe insan olmak değil de, gerçekten “insan” olabilmek galiba, tüm insanlık değerleriyle, duygularıyla ve nitelikleriyle birlikte, yaşadığımız hayatın tüm alanlarında…

Var mısınız bugünü fark etmeye?

martivegunesDüşünceler, fikirler, konuşmalar, hayaller, ilişkiler, iş hayatı, çocuklar, hayat telaşı, dün, bugün, yarın, gelecek…Hepsi de bize ait. Hepsi de bizim. Bazen taşıması kolay, bazen taşıması zor. Bazen farkında bile olmadan geçip giden, bazen güldüren, bazen ağlatan, bazen sıkan, bazen eğlendiren, bazen kafa karıştıran, ama herşeye rağmen bize ait, aslında bize hediye edilmiş, hem de hiç görmediğimiz çeşitlilikleri içeren bir hediye olarak tasarlanarak. Her gün güne başlamak, aslında sanki aynı gibi, ama farklı, sanki hep olacak gibi, ama belli mi olur, sanki herkes aynısını yapıyor gibi ama aslında kimse aynısını yapmıyor gibi. Evet çok çok çok yurkarıdan bakınca sanki aynı, her gün güneş doğuyor, her gün güneş batıyor. Ama aşağıya doğru indikçe durum değişiyor, her gün doğan güneş, o güneşi gören herkes için aslında farklı bir güne doğuyor. Her gün batımı başka şeyler getiriyor.

Ne dersiniz, bugünden başlayıp bize hediye edilmiş olan yaşamlarımızı doğan yepyeni günle birlikte daha çok fark ederek yaşamaya, her batan güneşle birlikte tıpkı fotoğraftaki martı gibi yukarıdan bakarak o gün olup bitenleri gözden geçirmeye. Var mısınız bir gün daha geçti hiç bir şey anlamadım, zaman nasıl geçiyor sanki uçup gidiyor demek yerine, bugün de bana verilmiş olan hediyeyi açmaya devam ettim, bugün olanlar, bugün yaşadıklarım, bugün sevindiklerim, bugün üzüldüklerim, bugün kızdıklarım, bugün bağışladıklarım, bugün yapmaya karar verip yaptıklarım, yarın için planladıklarım, bugün karşıma çıkan engeller ve o engellerin bana fark ettirdikleri, bugün beni güldürenler, bugün karar verdiklerim, bugün öğrendiklerim demeye, var mısınız bugünün bize verilmiş kocaman hediyenin en değerli parçası olduğunu fark etmeye…

İnsan Kaynakları Yöneticisi İle İlgili 10 Özellik

İnsan Kaynağını kim yönetir? Cevap veriyorum: İnsan Kaynakları Yöneticisi. Kontrol ediyorum: Cevap yanlış. Evet gerçekten de cevap yanlış, çünkü insan kaynağını yönetenler kurumların her kademesinde görev yapan yöneticilerdir. Nedense algı, insan kaynağının yöneticisinin İnsan Kaynakları Yöneticisi olduğu yönünde, sanırım kelime oyunu gibi bir şey var ortada. Sanılıyor ki insan kaynağını insan kaynakları yöneticisi yönetir, aslında o yol gösterir, yöneticiler de yönetir.

Her neyse, bu kelime oyunlarını kenara koyarak, insan kaynakları yöneticisi neler yapan birisi olmalıdır sorusunun cevabını düşünsek birlikte ve varsa eklemek istedikleriniz, sizler de ekleseniz listeye. İşte benim listem:

  1. Bütüne bakabilen, büyük resmi görebilen, iş, çalışan, yönetim, müşteri, finans alanlarında olup bitenleri anlayan ve şirket vizyon, misyon ve değerlerinin farkında olan birisi olmalıdır. Buna ilave olarak şirket değerlerini birebir yansıtan kişilerden de birisi olmalıdır.
  2. Üstlendiği rolün aslında stratejik bir önemi olduğunun farkında olmalı ve bunu şirkete de fark ettirebilmelidir. Ayrıca, dün yaşanan tecrübeleri, bugün olanlarla birleştirerek geleceğe yansıtabilen bir bakış açısına sahip olmalıdır.
  3. Kurumun gözü, kulağı ve gerektiğinde ağzı olabilmelidir, yani, aslında, objektif, açık, net ve güvenilen bir kişi olmalıdır.
  4. Kurum içi süreçlerin farkında olmalı, ve genel akışı görebilmelidir, böylece genel akışta olabilecek tıkanmaları veya aksamaları fark edebilmeli ve zamanında paylaşabilmelidir.
  5. Yaptığı işin, aslında kuruma farklı gözle bakmayı, farklı açıdan bakmayı ve bir anlamda ayna tutmayı sağlayan bir iş olduğunun farkında olmalıdır.
  6. Çalışanların ihtiyaç ve beklentilerinin, ama bunlardan daha da önemlisi algılarının farkında olmalıdır, çünkü algı bir anlamda gerçekliğin ta kendisidir. 
  7. Yöneticilere, yönetmekte oldukları işin dışında sahip oldukları diğer rolün, yönetmekte oldukları insan kaynaklarının yöneticiliği olduğunu anlatabilmelidir. Yani İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak en temel ve önemli fonksiyonunun, esas insan yöneticilerine ihtiyaç duyacakları yol haritalarını oluşturmak, anlatmak ve doğru anlaşıldığından emin olmak olduğunun farkında olmalıdır.
  8. İnsan kaynakları süreçlerinin, ve politika ve prosedürlerinin hem yürütülmekte olan işle, hem de çalışan gerçeklikleriyle uyumlu olması konusunda çalışabilmelidir. Bu süreç, politika ve prosedürlerin neden oluşturulduğu, ne işe yaradığı ve olmazsa ne olacağı konusunda çalışanları bilgilendiren kişi olmalıdır. 
  9. Kapısı her zaman açık olan odalardan birinde yaşamalı, en çok ziyaret edilen yöneticilerden biri olmalıdır. 
  10. Kurumsal mutluluğun, iş yapışta, iş sonuçlarında, şirket karlılığında ve çalışan sürekliliği ve motivasyonunda en büyük etken olduğunun farkında olmalı, ve bu farkındalığı yaygınlaştırmak üzere çalışmalar yürütmelidir.