Tag Archive | mindfulness

Yaşamın İçinde Mind-ful-ness ☺

mindfulnessÇok duyulan kavramlardan bir tanesi. Son derece popüler, son derece herkesin dilinde, son derece de hızla içi boşaltılmak üzere olan bir kavram. İngilizce kelime kullanmayı sevmiyorum, ama bana göre tam Türkçe karşılığı yok, an farkındalığı diyorlar, o anda orada olmak diyorlar, bilinçli farkındalık da diyorlar ama hala eksik bir şeyler kalıyor içinde.

Mindfulness’ın içinde geçen mind kelimesi bana yurt dışında merdivenlerin önüne yazılan uyarıyı hatırlatır; “mind the steps” yani basamaklara dikkat edin. Mindful olmak da dikkati içinde barındırıyor. Dikkatin de ötesinde fark etme, kontrol etme ve davranışı ona göre ortaya koymayı beraberinde getiriyor. Yaşanılan değerli zamanları daha güçle fark etmeyi sağlıyor. İnsanın daha mutlu, daha başarılı, daha istediği gibi bir yaşamı olmasını destekliyor.

Bunlar üzerinde kafa yorarken, Anne Marie Rossi’nin bir TEDxYouth konuşmasına denk geldim, buradaki anlatım hoşuma gitti. Odaklanmak, dikkatini o ana vermek, kendi kendini kontrol edebilmek ve duygu ve davranış arasına düşünme zamanı koyabilmek olarak bahsediyordu mindfulness kavramından. Mindfulness denilince kafamda oluşan görüntüyle iyi örtüştü bu anlatım.

O kadar çok bölen şey ve o kadar çok otomatikleşmiş alışkanlığımız var ki yaşamda, fiziksel olarak bulunduğumuz yerde zihinsel olarak var olmadığımız fazlasıyla zaman geçiriyoruz. Zihnimizin içi zaten dolu, dün olanlar, yarın olacaklar ve onların oluşturduğu duygular gezinip duruyorlar ve hatta zaman zaman fikir beyan edip konuşuyorlar. Kendi içimizde konuşan bu seslerin yanında, dış dünyada da bölen çok fazla etken var, mesela hayatın parçası olan cep telefonları, mesela televizyon, mesela gelen ve gönderilen e-postalar. Bir de bunların üzerine eklenen dış sesler var, herkesin paylaşmak istediği bir derdi var, anlatacağı bir konusu var. Bütün bu karmaşa arasında zihin neyi seçerse orada bir yerlerde kalıyor. Bazen çok önemli bir konu anlatılırken kendimizi cep telefonuna gelmiş mesajı okurken buluyoruz, bazen trafikte giderken zihnimizde yarattığımız senaryolar yüzünden stresin içinde boğuluyoruz, bazen çok istediğimiz bir filmi izleyip, film bittiğinde filmdeki detayları hatırlamadığımızı fark edip şaşırıyoruz. Biz olup bitenden uzaklaşıp, zihnimizin içini dolduranlarla meşgul olmaya başladığımızda, yaşamı sürdürmeyi destekleyen otomatik sistemler devreye girmek zorunda kalıyorlar, çünkü bakıyorlar sistemin yöneticisi şu anda burada yok, zihninin içinde dolaşıp duruyor, bari biz işleri ele alalım diyorlar. Bazen otomatik sistemler öylesine devrede oluyorlar ki, bir yakınımıza istediği ilacı vermek için hazırlayıp, bardağa suyu koyup, arkasından ilacı kendimiz içtiğimiz bile oluyor. (yaptım, biliyorum :))

Bütün bunlar olurken yan etkileri neler oluyor, yaptığımız iş her neyse, olması gerektiği gibi olmayabiliyor. Duygular davranışa direkt olarak aktarılıyor, yani sürekli bir reaksiyon verir halde kalınıyor ve kontrol bizim elimizde olmaktan çıkıp otomatik sistemin kontrolü altına giriyor. Arkasından yoğun bir zihin yorgunluğu hali baş gösteriyor hızla. Duygular, düşünceler, yaşanmış kızgınlık ve karmaşalı haller, gelecekte olması olası aksi durumlar, yakın çevremizdeki insanların bizden istedikleri, bizim kendimizden beklediklerimiz, yarattığımız kaygı, endişe ve stres kocaman bir balonun içini dolduruyor ve biz de o balonun içinde hapsolmuş gibi bir halde kalıyoruz istemsizce.

Buradaki anahtar kelime “istemsizce” kelimesi sanırım, çünkü tam da bu noktada yazımın başında sözünü ettiğim konuşmacının söylediği kendi kendini kontrol etme kısmı elden kaçmış oluyor.

Mindfulness olduğunda, içinde bulunduğumuz yer ve zamandayken, tam da o ana dair düşünceler ve o ana ait duygular zihnimizde yer buluyorlar kendilerine. Zihnin içinde bir sadelik ve ferahlık hali ortaya çıkıyor. Kendimizi duygu ve düşüncelerimizle eşleştirmeyip onlardan ayrıştırmayı başarıyoruz ve o andaki duygu ve düşünceleri yakalayıp, fark edip, ne şekilde davranmamız gerektiğine daha kolay karar verebilir oluyoruz. Odaklanmak istediğimiz her neyse, onun etrafında durabilir halde oluyoruz.

Yapılacak çok iş var, bunlar nasıl biter, bitmediğinde başıma neler gelir, zaten hep de böyle olur senaryosu üzerinde debelenip harekete geçememek yerine birer birer yapılmaya başlanıyor işler istenildiği düzen ve sıralamayla. Çok basit bir benzetmeyle, trafik tıkanıp arabanın içinde kaldıysak, olası senaryolar üzerinden kızgınlık yaratıp stresi çoğaltmak yerine durumu olduğu gibi kabul etmeye daha yatkın oluyoruz, çünkü doğru soruyu sorup doğru cevabı verebilir halde oluyoruz: trafik tıkandı, benim kontrolümde mi, hayır, farklı yapabileceğim bir şey var mı, hayır, şu anda kafamda oluşturacağım senaryoların gerçekleşeceği kesin mi, ona da hayır. Cevaplar bu şekildeyse, o zaman durumu kabul etmek ve daha fazla gerginlik yaratmadan o anda orada olmak daha bir mümkün hale geliyor.

Peki kolay mı? Alışmadıysak kolay değil. Hatta her alışılmadık davranış gibi başlangıçta oldukça da zor. İmkansız mı? Kesinlikle değil. Sadece kararlı olmak ve uygulamayı denemeye başlamak lazım. Bulunduğumuz anda içimizde, dışımızda, çevremizde olup bitenleri gözlemeye başlamak ve onların ortasında kendimizi fark etmek lazım. Bunları yapmaya başladığımızda, o anı bütün olarak fark etmek, olup bitene odaklanmak, kontrolü elde tutmak gibi sonuçlar kendiliğinden olmaya başlıyorlar.

Mind-ful olmaya hazır mısınız?

Yeni Yıl Kararları

SunRiseYeni yılınız kutlu olsun, mutlu olsun, sevgi ve barış dolu ve verimli, üretken ve eğlenceli olsun, bu yıl sanki yeni doğan bir güneş gibi parlak ve ışıltılı olsun.

2015 yılı boyu değerini en çok fark ettiğim sözcüklerden biri “uyum” oldu. Bence uyum yaşamın her alanında çok anlamlı bir sözcük, yaşadığımız fiziksel alandan tutun, kendi dış görünümümüze, ilişkilerimizden tutun, yaptığımız işe kadar her alanda varlığına çok ihtiyaç duyduğumuz ve onu yakaladığımız anda da iyi hissetmeye başladığımız bir sözcük. Bu düşüncelerimi fark edince, 2016 yılında kendi yaşam düzenimin içinde daha fazla uyum yaratmak konusunda çalışmaya karar verdim. Bunu destekleyeceğini düşündüğüm bir diğer kararımı da yaşantıma tam Türkçe karşılığı da ne yazık ki olmayan “mindfulness” yani “an farkındalığı”nı daha fazla katmak konusunda aldım.

Bu iki konuyu düşündükçe, şunu fark ettim: aslında istediğimiz, yaşamımızla uyumu yakalamak ve yaşamımızı oluşturan anları fark etmekten öte bir şey değil. Bu isteğimizi tam olarak yerine getiremediğimizde şöyle cümleler dökülmeye başlıyor ağzımızdan: koşturuyoruz, yaptığımız da pek bir şey yok aslında, bir telaştır gidiyor, savaşıyoruz adeta…

Yaşam bize göre her ne ifade ediyorsa, onunla uyumu yakaladığımızda, hemen ardından yaşamdan neler beklediğimizle ilgili keşiflerimiz ortaya çıkıyor, hedefler yavaş yavaş belirmeye başlıyor, gelecek resimleri oluşuyor zihnimizde. Bunların beraberinde, yaşamı nasıl tanımladıysak o tanımın çerçevesinde, içinde bulunduğumuz durumla uyumlanmak için benim tarafımda neler yaparım ve bu durumu kendime uyumlamak için nelere ihtiyaç var sorularının cevapları çıkıyor ortaya. Bunlar olduğunda da, birileri nasıl gidiyor diye sorduğunda, koşturuyorum demek yerine o anda kendi gündemizde olup biten neler varsa, onlardan bahsetmeye başlıyoruz. Kendi tercihlerimizin ve seçimlerimizin farkına varıyoruz. Bir ritm ve bir tempo yakalıyoruz kendi yaşam yolumuzda.

Hadi varsayalım uyumu keşfettik, yanında biraz da an farkındalığı olsa nasıl olur?

Yaşamımızı oluşturan parçalar çoğaldıkça, o parçaların kendi iç parçaları bölünerek arttıkça, içimizdeki telaş ve yakalama hissi de artıyor. Bu hissi fark ettiğimiz anlar olduğu gibi, hiç fark edemeden devam ettiğimiz anlar da oluyor. Fark edemeden geçirdiğimiz anlar, sözünü ettiğim an farkındalığını yitirdiğimiz anlara dönüşüyor hızlı bir şekilde.

An farkındalığı olmadığında, aslında dokunabildiğimiz ve aslında gerçek tek zaman olan şimdiyi, geçmiş hesapları ve gelecek planları arasında gidip gelerek kaybetmiş oluyoruz. Bu durumda kaçan şimdiler, bize de hadi kovala ve yetiş duygusunu veriyor ve hemen arkasından da “ne olsun koşturuyoruz” benzeri cevaplar otomatik sistemden gelmeye başlıyor. Oysa, içinde olduğumuz anı, yani şimdiyi fark ettiğimizde o ana ait duygu ve düşünceleri hemen keşfediyoruz, bu keşif de beraberinde o anın gerekleri ile nasıl uyumlanırım, uyumu nasıl yaratırım sorusunun cevapları üzerinde düşünmemizi destekliyor. An fakındalığı uyumu, uyum da an farkındalığını destekleyip büyütüyor.

Bu yıl karar versek ve önce yaşam bize ne ifade ediyorsa onu kendimize göre tanımlasak, sonra da içinde bulunduğumuz anı ve durumu fark etmek ve uyumu yaratıp yakalamak için harekete geçsek. Bunları zaten yapıyorsak, biraz daha fark ederek ve kararlılıkla uygulamaya devam etsek ne güzel olur.

Kendi yeni yıl kararlarınızı oluştururken, kendi yaşam tanımlarınızı oluşturmaya, sonrasında da uyum ve anda kalmak konusunda kendi adınıza yapabilecekleriniz üzerine biraz düşünmeye ne dersiniz?