Tag Archive | alışkanlık

Bildiklerimizi Biliyor Olmak Ne İşimize Yarıyor?

TED konuşmaları dinlemeyi çok severim, çok öğretici ve ilham verici bulurum dinlediklerimin çoğunu. Bazen tek bir cümle yepyeni fikirler oluşturur kafamda.

Hafta sonu Helen Czerski isimli bir fizikçinin TED konuşmasını ilgiyle dinledim. Konuşmanın içinde geçen bir soru üzerinde gün boyu düşündüm.

Bir anısını anlatarak başladı konuşmasına Helen Czerski. Üniversitede fizik öğrencisi olduğu dönemde büyükannesinin evinde ders çalışırken büyükannesi yanına yaklaşıp ne çalıştığını soruyor. Helen Czerkski, kuantum fiziği çalıştığını söylüyor. Torununun verdiği cevabın ardından, büyükannenin beni bütün gün düşündüren sorusu geliyor: What can you do when you know that? Yani bunları bilmen ne işine yarıyor, bilince ne yapabilir hale geliyorsun filan gibi bir soru.

Soru bence çok önemli çünkü, bir çok şey biliyoruz, bir çok yeni bilgi öğreniyoruz, peki sadece biliyor olmak yeterli oluyor mu? Sadece bilmekle kalıyorsak, o zaman o bilginin bize ne faydası oluyor? Edinilen bilgileri sadece bilgi olarak tutmak yerine, bu bilgiyi bilmek benim ne işime yarıyor diye sorarak kullanmak için çaba göstermek bir alışkanlık mı, acaba bu alışkanlıkla ilgili yolculuk nerede başlıyor soruları üzerinde uzun uzun düşündüm.

Bilgi toplama ve kaydetme işi daha doğar doğmaz başlıyor ancak formal bilgi toplama işinin okullarda başladığını biliyoruz. Okullar çocukları teknik bilgi zengini haline getiriyor. Peki acaba bir sonraki önemli adım konusunda ne yapıyor okullar, çocuklar bu bilgileri bilmenin ne işlerine yarayacağını ne kadar öğreniyorlar okulda? Öğrenmeyle kaydedilen bilgiyi kullanmaya dair nasıl bir alışkanlık ediniliyor acaba çocukluktan başlayarak? Bilgiyi dinle, oku, öğren, kaydet adımlarında mı son buluyor alışkanlık, yoksa son bir adım olan bilgiyi uygun olan bir çok alanda kullanmayı dene kısmı da yer buluyor mu bilgiyi kullanma alışkanlıklarının içinde?

Biraz bakalım nasıl ilerliyor süreç; Okuldaki teknik öğrenme bitse de, öğrenme yaşam boyu süren bir aktivite olmayı sürdürüyor; kitap okunuyor, dergi okunuyor, televizyon izleniyor, zaten internet derya deniz, kısacası okulsuz da öğrenme devam ediyor. Mutlu yaşamakla ilgili , sağlıklı yaşamakla ilgili, iyi ebeveyn olmakla ilgili, iyi eğitici olmakla ilgili, iyi lider olmakla ilgili pek çok kaynaktan bu kez teknik olmayabilen ama yaşamın kendisine dair pek çok şey öğreniliyor. Peki bu öğrenilenleri biliyor olmak ne işe yarıyor? Bütün o bilgiler yaşama ne kadar aktarılıyor? Bu sorunun cevabı bilgiyi kullanma alışkanlıklarımıza göre değişiyor.

Bu hafta üzerinde düşünmek üzere bir soru önerim var sizlere: Yaşam boyu önemli olduğunu düşünerek öğrendiklerinizin, bildiklerinizin ne kadarı sadece bilgi olarak zihninizde yer tutuyor, ne kadarı davranışlarınızda, hayata bakışınızda, kararlarınızda, ilişkilerinizde, yaşama biçiminizde hayat buluyor? Acaba sizin edindiğiniz bilgileri kullanma alışkanlıklarınız nasıl? Çok şey biliyorum, ama pek de kullanamıyorum, çünkü benim alışkanlığım “bilgiyi öğren ve kaydet” adımları ile son buluyor mu diyorsunuz, yoksa, “kaydettiğin bilgiyi yararlı bulduysan mutlaka kullan” adımı da var mı alışkanlığınızın içinde?

Verdiğiniz cevaptan memnunsanız, sorun yok, ancak eğer biliyorum ama zaman zaman sadece biliyor olarak kalıyorum diyorsanız, o zaman üzerinde düşünülmesi gereken bir şeyler olabilir demektir.

Mutlu haftalar…

 

 

Reklamlar

Bardağın ne kadarı dolu?

Glass-half-full-half-emptyZavallı bardakçık hiç aklına gelir miydi bunca konuşmaya konu olacağın, iyimserlik, kötümserlik gibi bakış açılarını açıklamakta tüm dünyaya yardımcı olacağın?

Nedense kendimizi dar alanlara sıkıştırmayı severiz. Yarım bardak su görünce söylenen yarısı dolu, yarısı boş yorumlarına bakarak tanımlar yapmaya çalışırız. Bu sıkıştırmaların gün gelip yaşam alışkanlığımız haline geldiğini, kendimizi gün geçtikçe zora soktuğumuzu fark etmeyiz.

Adı üzerinde alışkanlık, yani fark edip düşünmeden otomatik sistemden çıkan, yani nefes almak kadar kendiliğinden olup biten şeyler söylediklerim.

Alışkanlıklarımız bazen yaptıklarımız, bazen düşünce biçimimizle gösterir kendini. Her akşam diş fırçalamak, her sabah aynı yoldan işe gitmek, her gün düzenli spor yapmak, ayakkabının önce sağ tekini giymek, her akşam yatınca günü gözden geçirmek, zihnimizin içinde negatif düşüncelerin daha fazla dolaşması ve daha niceleri hepsi de yaşam boyu geliştirdiğimiz, tekrarlarla öğrendiğimiz alışkanlıklarımız.

Bütün bunlarla zavallı bardakların ne alakası var diyeceksiniz, işte söylüyorum: Eğer geliştirdiğimiz düşünce alışkanlıklarımızdan bir tanesi bardaktaki suyu gördüğümüzde, yarısı boş demeyi aklımıza getiriyorsa, önce eksikleri fark etmek yönünde bir alışkanlık sahibi olma ihtimalimiz yüksek. Bardağın yarısının su ile dolu olduğu ise ilk gözümüze çarpan ve fark ettiğimiz, o zaman iyi ve yolunda gidenler daha odakta demek olabilir. Net bir şekilde söylemeliyim ki, sürekli ilk düşünce biçimini seçenler için hayat biraz zor olabiliyor. Odakta hep eksikler ve eksik gidenler olduğunda, iyi ve yolunda gidenlerin dikkat çekmesi ve fark edilmesi zorlaşıyor. Diğer yandan, sürekli doluları görmek de çok gerçekçi gelmiyor kulağa. Hele ki insan sistemi öncelikle negatifleri fark etmeye göre programlanmışken.

Düşünce biçimlerinden bir tanesi çok zorlayıcı, diğeri de çok kolay değil, peki şimdi ne yapmalı? Bardağın dolu veya boşluğuna takılmadan ortada ne varsa, artısıyla, eksisiyle onu görmeye çalışarak başlamak lazım diye düşünüyorum. Mesela, bizim örnekte bir bardak var, içinde de bir miktar su. Ne kadar suya ihtiyacımız olduğunu fark etmeye yetecek kadar bilgi tam da orada duruyor.

Mevcut durumda olup bitenle yola çıktığımız zaman, tam olarak neye ihtiyacımız olduğunun tespiti de kolaylaşıyor. Bu tespitin hemen ardından o ihtiyacı gidermek için olasılıkları araştırmak daha da çabuk oluyor. Üstelik, sadece mevcut durumu irdelediğimizde, belki de hemen bardağın yanında duran bir sürahi dolusu suyu görmek ve ihtiyaca göre doldurabilmek mümkün hale gelebiliyor.

Bu ve benzeri bakış açıları yaşam boyu öğrenip geliştirdiğimiz birer düşünce biçimi alışkanlığı olduğuna göre ve ister davranış alışkanlığı olsun, ister düşünce biçimi alışkanlığı, bütün alışkanlıklar biz istersek değişebileceğine göre, siz hangi alışkanlık tarafında olmak ve orada kalmak istersiniz?

Bu hafta biraz düşünce biçimi alışkanlıklarınızı keşfetmeye ve sürekli alıştığınız şekilde düşünüyor olmanın yaşamınızı nasıl etkilediğini fark etmeye ne dersiniz?