Delilerin İçinde

Kapı çaldı, açtım, Zeliha abla gelmiş, 

“Canım benim, evde miydin?” 

Hayır yokum abla, kapıyı açan da on yıl önce ölmüş büyük annem demek istedim ama diyemedim.

“Kapıyı açtığıma göre herhalde evdeyim, ne saçma soru bu Zeliha abla!” 

“İyi o zaman, bak ben geldim.”

“Yapma ya, iyi ki söyledin, ben de kim geldi acaba diyordum!”

Tam o sırada telefon çalmaya başladı. “Zeliha abla sen geç içeri, şurada terlikler var.” dedikten sonra onu kapıda bırakıp salona koştum. Arayan annemmiş.

“Döndün mü kızım sen İstanbul’dan?” 

“Anne sen nereyi aradın?”

“Senii,”

“Beni de, nereyi aradın anne!”

“Senin evini aradım tabii, ben cep telefonu aramam bilmez misin? Hem sen hangi telefonu açtığının farkında değil misin? Kızım senin kafan mı iyi?”

“Anne esas sana ne demeli? Evimi arıyorsun, telefonu ben açıyorum, ‘döndün mü kızım’ diye soruyorsun. Dönmesem, ev telefonunu nasıl cevaplarım söyler misin lütfen?”

“A, Melike, senin de sinirlerin tepende evladım. Sen bir toparlan sonra konuşuruz.”

Annem kapattı telefonu. Zeliha abla seslendi. 

“Kızım Melike, bu terlikler bana küçük geldi, bir numara büyük var mı?”

“Var tabi abla olmaz mı ama önce yarım numara büyüğünü vereyim, bunların kalıpları geniş, olmazsa diğerini dene,” demek geldi içimden de Allahtan sustum. 

“Abla elimizde bunlar kaldı.” Dedikten sonra asabi bir kahkaha attım, artık anladıysa anladı. 

Ayy yok, anlamamış, hiç anlamamış hem de.

“Melike eskiden başka terlikler verirdin sen bana, bunlar hiç rahat değil evladım da neyse giydim artık. Sende emaye tencere var mı kızım?”

“Abla emaye tencereyi ne yapacaksın? Şart mı emaye olması? Kullansana evdeki tencerelerinden.”

“Sabah aklıma geldi, emaye tencerede çorba yapardım eskiden, dedim yine öyle bir çorba kaynatsam ama baktım atmışım bütün emaye tencereleri. Varsa ver de kullanayım.”

“Yok abla yok, emaye tencere mi kaldı, hem zararlı onlar, içleri dökülüyor, zehir, zehir.”

“Kahven var mı Melike?”

“Vardır abla, getireyim.”

“Yok yok, orta bir kahve yap da içelim, varsa yanına bir de akide koyuver kızım.”

Oldu abla, bir de likör ilave edeyim, gümüş tepsiye dantel de serer getiririm şimdi, demek istedim ama onu da diyemedim. 

“Abla akide nereden olsun bende, bilmiyor musun ben insülin kullanıyorum. Hem sen de şeker ilacı içmiyor muydun? Akide yenir mi hiç. Kahve için de kusura bakma, ben çıkıyordum şimdi evden. Yarın buyur kahveye.”

“Aman, annen duymasın, kadının içi sızlar. Ben böyle mi yetiştirdim bu kızı der. Komşun gelmiş, üstelik ablan sayılır, bir kahve içip gidecek, kapıda karşılarken saçma saçma konuşmuşsun, sonra vermişsin ayağına küçük gelen terlikleri, bir kahve içer misin diye sormadığın gibi, kahve isteğini de geri çevirmişsin. Durur muyum bir dakika daha burada, gideyim de anneni arayayım, arayayım da kadıncağız duysun senin yaptıklarını.”

Bana ters bir bakış atıp kapıya yöneldi. Artık nasıl sinirlendiyse, ayakkabılarını giymeyi unutup ayağına bir numara küçük gelen terliklerle gitti evine. 

Tam bir oh çekip kapıyı kapatacağım sırada kapıcı Ahmet efendi göründü merdivenlerin başında. 

“Abla evde miydin?”

Artık sinirim dilimin ucunda durduğu için hiç düşünmeden,

“Ahmet efendi, evimin kapısının önünde durduğuma göre, ben nerede olabilirim?” 

“Abla, bugün kaloriferler yanmayacak, yakıt parasını ödememişsin, bir de üst kat ödememiş, yönetici ‘Yakma kaloriferleri, bütün komşulara da haber ver, Melike Hanım ve İsmet Bey yakıt parası ödemedikleri için gaz alamadık de’ diye tembihledi.

Hah bir bu eksikti. 

“Ahmet efendi, hava eksi dokuz derece, gece eksi on beşleri bulur dediler, bu havada kalorifer nasıl yakılmaz yahu, hiç mi gaz kalmamış.”

“Yoo, gaz var, ama siz utanın istiyor herhalde.”

“Delilerin içinde kaldık yahu.  Ahmet efendi, İsmet beyi bilmem de ben yoktum ya burada . Özellikle arayıp, ‘Aidatı elden topluyorsunuz diye bankadan yollamıyorum, dönünce vereceğim.’ demedim mi ben sana? Nereden çıktı bu utandırma mevzusu yahu.”

“Abla valla ben bilmem, yönetici ne derse o, beni işimden mi edicen sen. Bu gece kalorifer yanmayacak, müsebbibi de sen ve İsmet abi. Anladın sen onu.” 

“Ha, abla bir de girişteki Şaheste teyze diyor ki, İsmet abiyle Zeliha abla arasında bir şeyler varmış, anlarsın ya, yönetici ondan da gıcık almış anlaşılan. Bu apartman namuslu apartmandır söyle onlara dedi. Zaten senin bu yaşında yalnız oturman da apartmanın namusuna tersmiş. Geceleri senin evine birileri gelse kim bilecekmiş. Annenin ilgisizliğindenmiş bunlar. Baban hayattayken böyle şeyler olmazmış. Baban ölüp annen de evi sana bırakıp gidince, meydan boş kalmış.”

Ay camdan kafamı çıkarıp yangın var diye bağırmak istiyorum. Kapat kapıyı Melike, kapat, daha fazla muhatap olma bunlarla. Kimsede akıl mantık kalmamış. Gelmez olaydım İstanbul’dan, yolda kaza geçirip ölseydim de olurdu hatta.

One thought on “Delilerin İçinde

mesin için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.