Archive | Eylül 2024

Zamanda Duraklamak

Photo by Andrik Langfield on Unsplash

Uzun zamandır blogda bir şeyler yazma fırsatı bulamamıştım. Dün Linkedin’de paylaştığım yazı beni de biraz düşündürdü ve yeni aya başlarken blog yazılarıma geri dönme konusunda kendime bir hatırlatma yapmamı sağladı.

Dünkü yazımda telaşlı ve aceleci yaşam alışkanlıklarından ve bu alışkanlıklarla ilgili ufak değişikliklerin iyi gelebileceğinden söz ettim. Ara vermek ve durmak için ayıracağımız kısa molaları hatırladım ve hatırlattım. O yazıyı da buraya ekleyeceğim ama önce ufak bir giriş olsun, kimselere yetmeyen, oysa dünyanın belki de tek adil ve eşit kaynağı olan zaman konusuna bir bakalım istiyorum.

Zamanın bir metaforu olsa, yani zamanı bir şeye benzetecek olsanız neye benzetirdiniz diye sorsam, neler gelir aklınıza? Ben kendi metaforumu yazayım, siz de düşünün, benim metaforum “yürüme bandı”, hani havaalanlarında filan olan bantlardan. O bant her durumda kendi hızında ilerliyor, tıpkı zaman gibi. Kimileri bandın hızını kabul ederek bandın üzerinde duruyorlar ve bantla ilerliyorlar, kimileri bandın hızını beğenmeyip koşuyorlar, kimileriyse bandın dışında kalıp bandın akışını ve üzerindeki insanları izliyorlar. Zamanla ilişkilerimiz de böyle değil mi, kimimiz zamanın akışı ile uyumlu olmayı kabul ederken kimimiz telaş ve aceleyle daha hızlı gitmeye çalışıyoruz, kimimiz de zaman akışının dışında bir yer bulmaya çalışıyoruz. Sonunda geldiğimiz noktada, pek çoğumuz zamanın yetmemesinden ve sıkışmışlıktan dert yanıyoruz. Soranlara hep “koşturmaca” cevabı verip o koşturmacanın duygusunu içimizin en derininde hissediyoruz.

Aşağıya da eklediğim dünkü yazım, bu koşturmaca duygusunu azaltmaya ve belki de kısacık bir zihin dinlenmesinin ardından her ne yapıyorsak oraya dönmeye yönelik minicik bir ipucu taşıyan bir yazı oldu;

“Zaman” ve “duraklamak”, yaşamın tamamında gündemi işgal eden iki büyük mesele. Bu meselelere eşlik eden bir konu da “alışkanlıklar”, yani yaşamdaki kısa yollarımız, bir diğer deyişle, üzerinde düşünmemize gerek kalmadan yaptığımız davranış, düşünce ve duygu tekrarları.

Pema Chödrön, “Sıçrayış” isimli kitabında, alışkanlıkları, emniyette olmakla, ayaklarımızın yere basmasıyla ve rahatlıkla eşleştirdiğimizi söylüyor. Bir anlamda her zaman konforlu olmasa da içinde kalmaya devam ettiğimiz konfor alanlarından söz ediyor.

Epeydir, “hızlı” sandığımız “telaşlı” yaşamlar üzerinde düşünüyorum. Bu yaşamların içine yerleşen alışkanlıkların ne kadarı gerçekten konforlu, nasıl alışkanlıklar eklense, durup soluklanmamıza izin vermeyen yetişme ve yetiştirme kaygısından, o kaygının içimizde yarattığı “koşturma” hissinden uzak bir yaşam kurgusu mümkün olur anlamaya çalışıyorum.

Araştırdığım kaynakların bu konuda işaret ettiği ortak fikirlerden biri, “duraklamak” daha doğrusu, “duraklamaya izin vermek”.

Zamanla ilişki üzerinde konuşurken gün içinde “versek ne kadar iyi olacak molalardan” söz ederim. Beş dakika olsun durmak ve sakince zihnimizin durmasına izin vermek günün devamına ne kadar yardımcı olur düşünsek derim. Ama o sırada en başta sözünü ettiğim “alışkanlıklar” koşar gelir ve böyle bir şeyin bunca iş arasında mümkünsüzlüğünü fısıldar. Geçerli gerekçeler hazırdır; yetişecek raporlar, bekleyen müşteriler, girilecek toplantılar, yetmeyen çalışma süreleri.

Pema Chödrön alışkanlıkları istediğimiz zaman giyip, istediğimiz zaman çıkarabildiğimiz giysilere benzetiyor ve giyinmek bir alışkanlık haline geldiğinde giysilerden uzaklaşmanın istenmeyebileceğini vurguluyor. Yani, beş dakikalık mola için bile hazır bahanelerden söz ediyor; “Yapılacak onlarca iş beklerken mi!”

Özetle, hızlı akan zamanın içinde yavaşlamak, dış koşullara rağmen iç koşullarımızı yönetmek için kısa mola zamanları yaratmak, o zamanlarda duraklamak ve zihnimizin sakinleşmesine izin verip telaştan uzaklaşmak fena olmayabilir. Bu konuda Pema Chödrön’ün önerisi; durmak, dikkatimiz o ana toplamak ve üç defa derin nefes almak, bir de bunları yapmayı kendimize hatırlatacak bir yöntem bulmak.

Yeni haftaya başlarken belki denemek isteyenler olur, belki zaman üzerinde düşünmek iyi gelir, belki de bir kez daha fark ederiz, zamanla olan derdimizin tek çaresinin kendimiz olduğunu.

İyi haftalar…