Bir Hafta Sonu Hikayesi

Bu haftaki yazım geçtiğimiz Cumartesi günümden bir paylaşım olsun istedim. O gün vapur beklerken yazdım, yazdığım haliyle de paylaşmak geldi içimden.

Bugün heyecanlı bir gün, üniversiteli genç kızlara mutluluk anlatacağız. Seviyorum bu konuyu anlatmayı, paylaşmayı, bana çok iyi geliyor. Hele dinleyenler gençler olacaksa, daha bir heyecan doluyor içime.

Bugünkü konuşmamız İstanbul’da. Kadıköy’den karşı tarafa geçmemiz gerekiyor. Vapurla geçelim diyoruz.

Epeydir İstanbul’da vapura binmedim. İskeleye geldiğimde vapur saatine biraz daha zaman olduğunu görünce ve deniz kenarındaki büfede çay içenleri görünce, deniz kenarında çay içmek geldi içimden. Şansıma hemen denizin kenarında bir masa boşaldı. Oturdum, çayım geldi. Biraz konuşmayı düşünürüm derken, Kadıköy vapur iskelesine doğru bakarken buldum kendimi. Sonra da bir anda 7-8 yaşlarındaki ben geliverdi gözümün önüne.

Her yıl Şubat tatilinde İstanbul’a babaannemle dedemi ziyarete giderdik. İstanbul’da en sevdiğim zaman hep birlikte amcamlara gitme yolculuğumuz olurdu. Annem, babam, babaannem ve dedemle Kadıköy’den vapura binerdik. Elimi sımsıkı tutardı annem, aman derdi, çok kalabalık burası. Aslında o kalabalık benim çok hoşuma giderdi. Birbirinden farklı görünen insanları incelemek, onlara hikayeler uydurmak, acaba ne düşünüyorlar, nereye gidiyorlar hayal etmek en sevdiğim şeylerdi. Aylardan Şubat olduğu için, hava genellikle çok soğuk olurdu. Vapurda o tek sıra oturulan dış kısımda oturmaya çok heves ederdim. Düzenli hastalanmak gibi bir adetim olduğu için, annem pek istemezdi dışarıda oturmamızı. Arada ikna ederdik annemi babamla ikimiz. Sonra otururduk denize karşı. Vapur düdüğünü çaldığında, babam da bana vapur sesi çıkarma oyunu oynatırdı. Baş ve işaret parmaklarımı L şeklinde açar, ağzıma kapatır, “vuuu” diye bir ses çıkarırdım. Tıpkı vapurun düdüğüne benzerdi çıkardığım ses, çok eğlenirdim. Vapur hareket edince, en heyecanlı kısım başlardı; yaklaşmamın yasak olduğu yatay parmaklıkların arasından köpükleri seyretmek. Çok merak ederdim deniz nasıl köpürüyor acaba diye. Rüzgarı yüzümde hissetmek de çok keyif verirdi hatırlıyorum. Bu keyif ve meraka eşlik eden, annemi dışarıda oturmaya ikna etmiş olmanın haklı gururunu yüzümde görebilirdi herkes. Ben köpüklere bakarken, beyaz önlüklü amcalar çay getirirdi. Sonra da en sevdiğim nane şekerleri satılırdı şeffaf küçük poşetlerde. Kıtır kıtır yemeğe bayılırdım o şekerleri köpük köpük olmuş denize bakarken.

Bir baktım, bayağı bir gitmişim 8 yaşıma, nasıl da iyi gelmiş bu hızlı geçmiş yolculuğu bana. İçim adeta o zamanlardaki çocuk coşkumla doluvermiş ben fark etmeden. O keyifle vapura binmek ayrı bir iyi geldi sanki.

Vapurda canlı müzik yapan gençler vardı, ben çocukken olmayan. Artık neredeyse bütün seferlerde oluyormuş böyle güzel müzikler, ne güzel. Beyaz önlüklü çay satan amcanın yerine sahlep satan delikanlılar gördüm. Beşiktaş’a varıncaya kadar gençlerin müziğini dinlemek, onlarla şarkı söylemek nasıl da keyifliydi. Düşündüm dedim acaba ben 8 yaşındayken vapurlarda şarkı söyleyenler olsa, o zamanın büyükleri bugün bizim yaptığımız gibi şarkı mı söylerlerdi, yoksa gençlerin deli olduğuna mı kanaat getirirlerdi diye. İnerken bir sürü insanla sohbet ettik. Şarkı kardeşliği oldu dedi orta yaşlı bir hanım. Evet, “kardeşlik” ne güzel bir değer bizim ülkemiz için diye düşündüm. İnanılmaz bir enerji doldu içime.

Bu kadar güzel enerjiyle başlayan günümü pırıl pırıl genç kızlar ve onların yollarını açan Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin yöneticileri iyice parlattı. Tam dört saat boyunca sonsuz ilgi ve merakla dinlediler bizi, notlar aldılar, sorular sordular. Onlardan gelen bir yorum beni daha da mutlu etti: “Bence hayattaki dönüm noktası gibi bir şeydi, farklı bakmaya başlatan” dedi içlerinden birisi.

Akşam Ankara’ya dönerken uçakta uzun uzun düşündüm, işte benim yaşamımı anlamlı kılan günlerden biri daha dedim kendi kendime. Deniziyle, vapuruyla, dostlarıyla, gençleriyle, ağzımda enfes bir tat bırakmıştı yaşadığım gün. Bu tat bizim son yıllarda anlattığımız gerçek mutluluk anlarının bıraktığı tatlardan biri olarak kaydoldu benim hafızama, tıpkı 8 yaşımı hatırladığımda aldığım tat kadar yoğun ve güzel bir tat daha saklandı içimde.

Bu hafta ağzınızda tat bırakacak anların pek çok olacağı, bu anları keşfedip yakalayacağınız ve hafızalarınıza kaydedeceğiniz bir hafta olsun. Öyle oldukça kaydolan tatlar sayesinde yaşamak daha da keyifli olsun.

 

Mutlu haftalar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s